sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER
Ocak 3, 2026 09:57
33
A+
A-

TEVBE SURESİ

 

Sûrenin Başından Besmelenin Kaldırılış Sebebi:

 

İbni Abbas şöyle demiştir: Ali (r.a.)’a: “Tevbe sûresinin başında besmele ni­çin yazılmadı?” diye sordum. “Çünkü, besmele bir emandır. Tevbe ise, kılıcı ve sözleşmelerin atılmasını getirmiştir. Bunda ise eman yoktur” dedi.[1][1]

Süfyan b. Uyeyne: “Bu sûrenin başına besmele yazılmadı. Çünkü besmele rahmettir. Rahmet ise bir emandır. Bu sûre ise münafıklar ve kılıç hakkında indi. Münafıklara hiçbir eman yoktur” demiştir.[2][2]

Kurtubî ise Kuşeyrî’den naklen: “Sahih olan besmelenin yazılmamasıdır. Çünkü Cibril (a.s.), bu sûrede onu indirmedi. Sahabe de onu Tirmizî’nin dediği­ne göre ilk sahifeye -emiru’l-müminin Osman (r.a)a uyarak yazmadı.” demiştir. [3][3]

 

Hudeybiye Antlaşması:

 

Resulullah (s.a.), hicretin altıncı yılında müşriklerle, on yıl süreyle savaşıl-maması, barış ve emniyet içinde kalınması gibi önemli şartları içine alan Hudeybi­ye Barış Antlaşmasını yaptı. Sonra Kureyş, Hz. Peygamber(s.a)’in müttefiki Hu-zaa kabilesine karşı kendi müttefikleri Bekiroğullan kabilesine silah ve adam yar­dımında bulunarak bozdu. Amr b. Salim el- Huzaî, bir elçi heyeti başında gelerek, Peygamber (s.a.)’den yardım talebinde bulundu. Resulullah (s.a.) de ona: “Yardım ettim ey Amr b. Salim! KaTs oğullanna yardım etmezsem yardım olunmam” bu­yurdu. İşte bu, yeniden Kureyş ile savaş halinin başlamasına neden oldu.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.), ashabına savaşa hazırlanmalarını emret­ti. Mekke’yi fethe koyuldu ve hicretin sekizinci yılında fethetti.

Mekke’nin fethi haberi Hevazin kabilesine ulaşınca, emirleri Malik b. Avf en-Nasrî, müslümanlarla savaşmak üzere kabilesini topladı. Dureyd b. Sam-me’nin de hazır bulunduğu Huneyn gazvesi, hicri sekizinci yılın Şevval ayında oldu. Daha sonra Peygamber (s.a.) 20 küsur gün Taifi kuşattı, onlarla ok ve mancınıkın da kullanıldığı çetin bir savaş yaptı.

Sonra Peygamber (s.a.) hicri dokuzuncu yılın Receb ayında son gazvesi olan ve Tevbe sûresinin pek çok ayetinin indiği Tebük gazvesine çıktı.

Resulullah (s.a.), Tebük gazvesinden geri dönünce hac etmek istedi. Fakat müşriklerin bu mevsimde de gelip Kabe’yi çıplak olarak tavaf edeceklerini ha­tırladı, onlara karışmak istemedi ve o yıl, Hz. Ebû Bekir Sıddık’ı, insanlara hacla ilgili ibadetlerini yaptırmak, müşriklere bu yıldan sonra hac etmemeleri­ni bildirmek ve insanlara “Allah ve Rasulü’nden bir ültimatom…”u seslenmek üzere gönderdi.

Hz. Ebû Bekir yola çıkınca, peşinden Resulullah (s.a.)’in tebliğcisi olarak, akrabasından Ali b. Ebî Talib’i: “Tevbe sûresinin şu baş tarafını, al, git, insan­lar toplu haldeyken onları oku” diyerek gönderdi.

Hz. Ali, Hz. Peygamberin devesine binerek çıktı, Zü’1-Huleyfe’de, Ebû Be­kir’e yetişti. Hz. Ebû Bekir, Hacda insanlara imamlık yaptı. Hz. Ali de Tevbe sûresinin baş tarafını okudu.[4][4] Bu, Hicrî dokuzuncu yılın Kurban Bayramı gü­nü Mina’da oldu.

İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik’ten şöyle rivayet ederler: Resulul­lah (s.a.), onu (Ali’yi), Tevbe süresiyle Hz. Ebû Bekir’e gönderdi. O, Zü’1-Huley-fe’ye vardığında Resulullah (s.a.) bana: “Bunu ya ben tebliğ edeceğim, ya da ehl-i beytimden birisi tebliğ edecek dedi” dedi. Resulullah (s.a.) Tevbe sûresini, Hz. Ali’yle göndermişti.

Buharı, Peygamber (s.a.)’in Ali’yi hicri dokuzuncu yılda gönderdiğini, onun da bayram günü Mina’da Tevbe sûresinin baş tarafını okuduğunu, artık bu yıl­dan sonra hiçbir müşriğin haccetmeyeceğini, çıplak olarak hiçbir kimsenin Beytullah’ı tavafta bulunamayacağını bildirdi, dediğini rivayet eder.

Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve Nesaî, Zeyd b. Yüseyg’in (Hemadanlı bir adam) şöyle dediğini rivayet ederler: “Ali’ye, Resulullah (s.a.)’in kendisini Ebû Bekir’le hacca gönderdiği günü kasdederek hangi şeyle gönderildin?” diye sor­duk. Şu cevabı verdi: Dört şeyle gönderildim: Cennete mümin olandan başkası girmeyecek, hiçbir çıplak Kabe’yi tavaf edemeyecek, peygamberle ahdi olanın ahdi, anlaşma süresinin sonuna kadar geçerli sayılacak, bu yıldan sonra müş­rikler haccedemeyecek… [5][5]

 

Müşriklerin Ahidlerini Bozmaları, Onlara Savaş İlan Edilmesi

 

1- Müşrikler içinden antlaşma yaptık­larınıza karşı Allah ve Rasûlünden bir ültimatomdur.

2- Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakabilecek değilsiniz. Herhalde Allah kâfirleri rüsvay edicidir.

3- Ve hacc-ı ekber günü. Allah ve Rasû­lünden insanlara bir duyurudur: Allah ve Rasûlü, müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha ha­yırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz, iyi bi­lin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek de­ğilsiniz. O kâfirlere acıklı bir azabı müjdele.

4- Antlaşma yaptığınız müşriklerden size hiçbir şeyde eksiklik yapmamış, aleyhinizde hiçbir kimseye yardım et­memiş olanlar müstesnadır. O halde onların müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlayın. Şüphesiz Allah sakınanları sever.

 

Açıklaması

 

Tevbe sûresinin ilk ayetleri hicri 9. yılda, Mekkeliler hakkında nazil oldu. Resulullah (s.a.) hicri 6. yılda onlarla Hudeybiye Barışı yapmış, onlar da -Dam-re ve Kinane oğullan dışında- anlaşmalarını bozmuşlardı. İşte bu sûrenin ilk ayetleriyle müslümanlara, o müşriklerin anlaşmalarından uzaklaşmaları, on­lara dört ay süre vermeleri, bu süre bitince onlarla savaşmaları emrolunuyor…

Antlaşmalardan amaç, bir zamanla sınırlı olmayan mutlak antlaşmalar­dır. Dört aydan daha az antlaşması bulunanlar için bu süre dört aya tamamla­nır. Dört ayın üstünde belirli bir süreyi kapsayan antlaşma, bu süre dolana ka­dar devam eder. Nitekim: “O halde onların müddetleri bitinceye kadar ahidleri-ni tamamlayın” ayeti de bunu işaret eder. Bu, Taberî ve İbni Kesir gibi alimle­rin tercih ettiği en sahih görüştür. Kelbî: “Dört ay, Resulullahla aralarında, dört ayın altında bir antlaşma olanlar içindir. Dört aydan daha fazla bir süreyi kapsayan antlaşması olanlara, o süre tanınır. Çünkü Allahü Teâlâ: “O halde onların müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlayın” buyuruyor, der.

Açıklandığı gibi, Resulullah (s.a.) hicri dokuzuncu yılda, Hz. Ebû Bekir’i hac emiri tayin etti. O, yola çıktığı zaman müşriklerle ahdi bozmayı içeren Tev­be sûresi nazil oldu. Hz. Peygamber (s.a.): “Benim görevimi ehl-i beytimden biri yerine getirsin” diyerek, Hacc-ı Ekber günü, bunu insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali’yi gönderdi. Kurban bayramının birinci günü insanlar Mina’da toplanınca, Hz. Ali onlara Tevbe sûresinin ilk ayetlerini okudu. Sonra da Tirmizî, Nesaî ve Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiğine göre: “Dört şeyle gönderildim: Hiçbir kimsenin Kabe’yi çıplak olarak tavaf edemeyeceği, Resulullah (s.a.)’le antlaşması bulunan için bu antlaşmanın süresi doluncaya kadar geçerli olaca­ğı, ahdi olmayana ise dört ay müddet tanınacağı, cennete ancak inanan kişinin gireceği ve müslümanlarla müşriklerin bu yıldan sonra bir arada bulunmaya­cağı hususları.”

Ayetin manası: “Bir ültimatom”, yani uzaklaşma Allah’a ve Rasulüne nis-bet olundu. Çünkü O, Allah’ın yeni bir teşrii, Allah Rasulüne ugulamasmı iste­diği bir emri, onun makamını ve şerefini yükseltmedir.

“Antlaşma yaptıklarınız” ifadesi, müminlere hitaptır. Çünkü, Resulullah (s.a.) ümmetin lideri olması sıfatıyla antlaşmaları yapan kimse olmakla bera­ber, o antlaşmaları uygulayanlar müminlerdir. Cassas der ki: “Berâe”, dostlu­ğun kesilmesi, bağın kaldırılması ve emniyetin gitmesi anlamlarına gelir.

Müşriklerden ahid yapılanlara -Mekkeliler, Huzaalılar, Müdleçliler ve araplardan kendileriyle ahid olan ve olmayanlar- bir ültimatom, yani Allah ve Rasûlü, müşriklerle yaptığınız muahededen uzaktır. O, onlara atılır. Çünkü on­lar -Damra ve Kinane Oğulları hariç- anlaşmalarını bozmuşlardı… Onun için ahdi bozanlara ahdin atılması, ahidlerinin bozulması ve yeryüzünde dört ay herhangi bir müdahale olmaksızın istedikleri yere emniyetle seyahet etmeleri emrolundu.

“Dolaşın” sözü haberi cümleden sonra gelen bir emir cümlesidir. Yeryüzün­de, müslümanların hiçbirinden korkmadan emniyet içinde gezin demektir. Ayetten anlaşılıyor ki, bu uzaklaşma ve anlaşmanın atılması, ancak dört ay sonra yürürlüğe girecektir. Anlaşmasını bozmayanlarm anlaşmaları ise anlaş­ma sürelerinin bitimine kadar geçerlidir.[6][6]

Onlar için böyle bir süre tanınması, işlerini düşünmeleri, sonunda ya İs­lâm’ı, ya da savaşı tercih etmeleri, şirk ve düşmanlıklarında ısrar ederlerse, sa­vaşa hazırlanmalarına bir fırsat tanımak içindir. Bu, müslümanlar onları, an­sızın yakaladığı suçlamasının yapılmaması için, hoşgörünün en yüksek nokta­sıdır.

Süyutî’ye göre dört ay, Şevval, Zülkade, Zülhice ve Muharrem aylarıdır. Çünkü Zührî’den rivayet edildiğine göre, Tevbe sûresi Şevval ayında nazil ol­muştur.

Zemahşerî, Razî, Kurtubî ve İbni Kesir gibi diğer müfessirlere göre ise, ha­ram aylar: “Haram olan o aylar çıktığı zaman…” (Tevbe, 9/5) ayetinde kasdolu-nan aylardır. Bunlar da: Zilhicce’den yirmi gün, Muharrem, Safer ve Rebiülev-vel aylarıyla, Rebiülahir’den on gündür. Bence de en sahih görüş budur. Çünkü imam Ali (r.a.) Tevbe sûresinin ilk ayetlerini insanlara, Mina’da, Kurban Bay-ramı’nın ilk gününde okudu.

Dört aydan amaç, İbni Cerir et-Taberî’nin İbni Abbas’tan naklen düşündü­ğü gibi, bilinen o haram aylar -Zülkade, Zülhicce, Muharrem, Recep- değildir. Çünkü bu, Kur’an’ın nazmını bozucu ve icmaa muhaliftir. Bu ayların hürmeti nesholunmuştur. Bu söz ise, haram ayların hürmetinin sürekli kalmasını ge­rektirir. O halde, biraz önce zikrettiğim dört ay kasdedilmektedir.

İnsanlara okuması için “Tevbe”nin Hz. Ali’ye verilmesindeki hikmet şu­dur: Bu sûre Resulullah (s.a.)’in yaptığı ahdin bozulması hükmünü içine alıyor­du. Arapların anlayışına göre ahdi ancak, ya onu yapan, ya da ailesinden bir erkek bozabilirdi. Bu suretle, Hz. Peygamber (s.a)’de ailesinden amcasının oğ­lunu ahdi bozmak üzere göndermekle araplann dilini kesmek, hiç kimseye ko­nuşma fırsatı vermemek istiyordu.

Ayet, bizimle müşrikler arasında bulunan ahdin kesilmesinin caiz olduğu hükmünü de getiriyor. Bu, iki halde olur: Ya anlaşma süresinin bitmesi halinde (bu halde onlara savaşı duyururuz) ya da onların ahdi bozmaları veya bozma korkusu halinde (bu halde ahidlerini onlara atarız).

Sonra Allahü Teâlâ: “Bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakabilecek değilsiniz” bu­yuruyor. Yani kesinlikle biliniz ki, siz şirk ve düşmanlık hali üzere kaldığınız sürece kaçmakla ve korunmakla Allah’ın azabından asla kurtulamazsınız. O, her ne kadar size süre verse de, dünyada öldürülmek, ahirette cehennemde azabla sizi zelil ve rüsvay edecektir. Nitekim Cenab-ı Hak, Mekke müşrikleri ve benzerleri hakkında: “Onlardan öncekiler de yalanladılar da, bilmedikleri bir yerden kendilerine azap gelip çatıverdi. Bu suretle Allah dünya hayatında onlara rüsvaylığı tattırdı. Ahiret azabı ise, elbet daha büyüktür. Eğer bilselerdi” (Zümer, 39/25-26) buyurur.

Allah, müşriklerden uzak olduğunu açıkladıktan sonra, bunun bütün in­sanlara duyurulmasını emretti: “Ve hacc-ı ekber günü, Allah ve Rasûlünden in­sanlara bir duyurudur”. Yani, Allah ve Rasûlünün, müşriklerin ahidlerinden uzak olduğunu, bütün insanlara hac farizalarının sona erdiğini, hac ibadet günlerinin en faziletlisi olan ve bütün hacıların hac ibadetlerini tamamlamak için Mina’da toplandığı şu hacc-ı ekber gününü ilândır.

İki beraet arasında tekrar yoktur. Çünkü birinci beraet, anlaşma yapıp sö­zünü bozanlara aittir. Berat duyurma ise, anlaşma yapan veya yapmayan, sö­zünü bozan veya bozmayan herkesi içine almaktadır.

Bu hacca, hacc-ı ekber dendi. Çünkü o hacda Hz. Ebû Bekir haccetti ve on­da sözleşmeleri attı. Bir rivayette İbni Abbas, İbni Mes’ud, İbni Ebi Evfa ve Muğira b. ŞuTse’ye göre -İmam Malik’in görüşü de budur- hacc-ı ekber günü, kurban bayramının ilk günüdür. Çünkü Arafat’ta vakfe onun gecesinde; taş at­ma, kurban kesme, tıraş, tavaf ise onun sabahında olmaktadır.

Hz. Ömer, Osman, bir rivayette İbni Abbas, Tavus, Mücahid’e göre -Ebû Hanife ve Şafiî’in görüşü de böyledir- hacc-ı ekber günü, Arefe günüdür. Çünkü Mahreme’nin rivayet ettiği hadise göre peygamber (s.a.): “Hacc-ı ekber günü, Arefe günüdür” buyurmuştur.

Atâ’ ve Mücahid’den rivayet olunduğuna göre hacc-ı ekber, Arafatta vakfe yapılan gün; hacc-ı asgar ise, umredir.

Daha önce de söylendiği gibi, hac emirliği Hz. Ebûbekir’de kalmakla bera­ber, anlaşmalarını bozanların anlaşmalarının bozulduğunu haber veren, Hz. Ali’dir. Buharî ve Müslim’in, Ebû Hureyre’den rivayetine göre, o şöyle demiştir: Ebû Bekir, beni o hacda, Kurban bayramı günü, Mina’da bu yıldan sonra hiçbir müşriğin haccetmeyeceğini ve Kabe’yi hiçbir çıplağın tavaf etmeyeceğini du­yurmak üzere gönderdiği duyurucular içinde gönderdi. Sonra, Resulullah (s.a.) Ali b. Ebî Talib’i gönderdi ve ona Tevbe sûresini okumasını, bu yıldan sonra hiçbir müşriğin haccetmemesi ve hiçbir çıplağın Kabe’yi tavaf etmemesi husus­larını bildirmesini emretti.

Sonra Allahü Teâlâ: “Eğer tevbe ederseniz…” buyurdu. Yani onlara, şirkten dönerseniz, bu sizin için daha hayırlı, dünya ve ahirette sizin için daha fayda vericidir buyuruyor. [7][7]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.