TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA ENBİYA SURESİ 101. VE 105. AYET-İ KERİMELER
101- Nezdimizden kendilerine mutluluk takdir edilenler, işte onlar, cehennemden uzaklaştırılacaklardır.
* Bazı müfessirlere göre bu âyet-i Kerimede geçen “Kendilerine mutluluk takdir edilenler”den maksat, Allah’ın, kendisi için mutluluk takdir ettiği herkestir.
Diğer bir kısım müfessirlere göre ise bunlardan maksat, istemedikleri halde kendilerine tapılan Hz. İsa, Hz. Üzeyir ve Melekler gibi varlıklardır. Zira Allah’tan başka kendisine tapınılan her şey, cehennemin yakıtıdır. Ancak bu istisna edilenler, kendilerine tapınılmasın! istemediklerinden ve kendileri .bizzat Allah’a kulluk ettiklerinden cehennemin yakıtı olmaktan kurtulmuşlardır.
102- Onlar, cehennemin uğultusunu duymazlar. Onlar, canlarının istediği nimetler içinde ebedi kalacaklardır. Kendilerine mutluluk takdir edilenler, cennetin belli derecelerine girdiklerinde artık cehennemin uğultusunu duymazlar ve onlar arzuladıkları nimetler içerisinde ebedi olarak kalırlar.
103- O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler onları, “İşte bu, vaadolunduğunuz gündür.” diyerek karşılarlar.
* Müfessirler bu âyet-i Kerimede zikredilen “En büyük korku”nun ne olduğu hususunda farklı görüşler zikretmişlerdir,
Said b. Cübeyr ve İbn-Cüreyc’e göre “En büyük korku”dan maksat, cehennemin ateşinin cehennemliklerin üzerine kapandığı anda meydana gelen korkudur.
Hasan-ı Basrî’ye göre ise “En büyük korku”dan maksat, kulun cehenneme atılması emredildiğinde meydana gelen korkudur.
Abdullah b.Abbas’a göre ise “En büyük korku”dan maksat, ikinci Sura üfürülüp insanların kabirlerinden çıktıkları zaman meydana gelen korkudur. Ta-beri bu görüşü tercih etmektedir.
104- O gün biz göğü, kitapların sayfalarını dürer gibi düreriz. Varlıkları ilk defa nasıl yarattıysak sonra da öyle dirilteceğiz. Bu, bizim bir va-adimizdir. Şüphesiz biz, vaadimizi mutlaka yerine getirenleriz.
Kıyamet gününde biz, gökleri ve orada bulunanları, kitapların sayfalarını dürer gibi düereriz. Onları ilk defa nasıl yarattıysak aynen o şekilde tekrar diriltiriz. Bu, bizim üzerimize aldığımız bir vaaddir. Şüphesiz biz vaadimizi yerine getiririz.
* Bu âyet-i Kerime’nin izahında Abdullah b.Abbas diyor ki: “Bir gün Re-sulullah (s.a.v.) hutbe okudu ve şöyle dedi: “Şüphesiz ki sizler Allah’ın huzuruna yalınayak, çırılçıplak ve sünnet olmamış şekilde toplanacaksınız.” Sonra şu âyeti okudu: “Varlıkları ilk defa nasıl yarattıysak sonra da öylece dirilteceğiz. Bu, bizim bir vaadimizdir. Biz, vaadimizi mutlaka yerine getirenleriz.”
Resulullah sonra şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde ilk önce elbise giydirilecek olan İbrahim’dir. îyi bilin ki ümmetimden bazı kişiler getirilecek ve onlar sol tarafa alınacaklardır. Ben “Ey rabbim, bunlar benim ashabımdır.” diyeceğim. Bana şöyle denecektir. “Sen onların, senden sonra neler icadetliklerini bilmiyorsun.” O zaman ben de salih kul’un (İsa’nın) söylediği şu sözü söyleyeceğim. “…Ben aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim. Sen beni aralarından alınca onları sen gözlüyordun. Sen, herşeye şahitsin.” (24) Bunun üzerine bana şöyle denecektir: “Sen onlardan ayrıldıktan sonra onlar dönüp mürted olmaya devam etiler.><25i
105- Yemin olsun ki biz, zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım vâris olur.” hükmünü koymuştuk.
(24) Maide Suresi, âyet: 117
(25) Buharı, K. Tefsir el-Kur’an, Sure: 21, bab: 2 /Müslim K. el-Cenne, bab: 58, HN: 2860
* Müfessirler, âyet-i kerimede beyan edilen “Zebur” ve “Zikir” kelimelerinden neyin kastedildiği hakkında çeşitli görüşler zikretmişlerdir.
Şa’bî, Hasan-ı Basrî ve Katade’ye göre burada adı geçen Zebur’dan maksat, Hz. Davud’a indirilen “Zebur”dur. “Zikir”den maksat ise Hz. İsa’ya indirilen Tevrat’tır. Meal bu görüşe göre hazırlanmıştır.
Said b.Cübeyr, Mücahid ve İbn-i Zeyd’e göre ise burada adı geçen “Zebur’dan maksat, tüm Peygamberlere indirilen kitaplardır. “Zikir”den maksat ise, Allah’ın katında bulunan ve “Kitapların anası” diye adlandırılan “Levh-i Mah-fuz”dur. Taberi bu görüşü tercih etmiş ve âyeti şöyle izah etmiştir: “Şüphesiz ki biz, gökleri ve yeri yaratmadan önce herşeyi kendisinde tespit ettiğimiz “Levh-i Mahfuz’da” sonra bütün Peygamberlere göndermiş olduğumuz kitaplarda da şunu yazmışızdır: “Cennete mutlaka iyi amel işleyen salih kullarım vâris olacaktır.”
Dehhak ve Abdullah b.Abbas’dan nakledilen bir görüşe göre ise, âyetteki “Zebur” kelimesinden maksat, Hz. Musa’dan sonra gelen peygamberlere indirilen bütün kitaplardır. “Zikir”den maksat ise, Hz. Musa’ya indirilen Tevrat’tır.
Âyet-i kerime’de geçen “Yeryzüne mutlaka salih kullarım vâris olur.” ifa-desindeki yeryüzünün, cennet veya dünya olduğu, “Salih kullar”ın ise, Allah’a ibadet eden her salih kul veya Muhammed ümmeti yahut da Hz. Musa dönemindeki İsrailoğullan olduğu söylenmiştir.
Âyette geçen “Yeryüzü” ifadesinden maksadın “Cennet” olduğunu söyleyenler şu âyeti delil olarak göstermektedirler. “Onlar da: Bize verdiği vaadinde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah’a hamdolsun. Cennette istediğimiz yeri yurt edinebiliyoruz. İyi amellerde bulunanların mükâfaati ne güzelmiş.” der-ler,”(26) “Yeryüzü” ifadesinden maksadın, “Dünya” olduğunu söyleyenler ise, şu âyeti delil göstermektedirler. “Hor görülen o kavmi de, mübarek kıldığımız yerin dolgularına ve batılarına vârisler yaptık. Böylece sabretmelerinden dolayı, rabbinin, İsrailoğullarına olan o pek güzel vaadi yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttikleri şeyleri de yerle bir ettik.”*27* “Musa kavmine şöyle dedi: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Onu, kullarından dilediğine miras bırakır. İyi akıbet, Allah’tan korkardan ndır.”(28)
(26) Zümer Suresi, âyet: 74 (21) A’raf Suresi, âyet: 137. (28) A’raf Suresi, âyet: 128