sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 7. VE 10. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 7. VE 10. AYET-İ KERİMELER
Ocak 5, 2026 09:57
21
A+
A-

Müşriklerin Ahidlerinden Uzak Durulmasının Sebepleri Ve Onlarla Savaş

 

7-  O müşriklerin Allah katında ve Ra-sûlü yanında nasıl bir’ahdi olabilir? Mescid-i Haram’ın yanında ahidleştik-leriniz müstesnadır. O halde bunlar si­ze karşı doğruluk gösterdikleri müd­detçe, siz de onlara doğrulukla mu­amele edin. Şüphesiz Allah, sakınanla­rı sever.

8- Nasıl? Eğer size karşı zafer kazanır­larsa, ne bir yemin ve ne de bir vecibe gözetmezler. Onlar sizi dilleriyle hoş­nut ederler. Kalbleri ise isteksizdir. Onların çoğu fâsık kimselerdir.

9- Onlar Allah’ın ayetlerini az bir paha karşılığında sattılar ve insanları Allah yolundan çevirdiler. Ne kötü işler işle­mekteydiler.

10-  Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin ve ne de ahde vefaya riâyet et­mezler. Onlar haddi aşan kimselerdir.

 

Açıklaması

 

Antlaşmalarını bozan müşrikler için, Allah ve Rasûlü yanında, nasıl değer verilen bir ahid olabilir? Bu onların ahidleri olabileceğini inkâr ve uzak görme­yi ifade eden bir sorudur. Gerçekten de onlar, kindar, sert, haksızlıkla dolu, Al­lah’a şirk koşan, O’nu ve peygamberini inkâr eden düşmanlardı. Onların hiçbir ahitleri olamaz. Onlardan bunu beklemeyin. İşte bü, onlardan uzak olmanın hikmetini ve sebebini açıklamaktadır.

Sonra Cenab-ı Hak, Mescid-i Haram’ın yanında anlaştığınız kimseleri -Hudeybiye’de kendileriyle yaptıkları ahidleri bozmayan Bekir ve Damra oğul­larını- istisna etmiştir. Bu ahidlerini bozmayanların dışındakiler için ahid yok­tur. Ahidlerini bozanlar ise, bundan önce istisna edilmişlerdir: “Antlaşma yap­tığınız müşriklerden size hiçbir şeyde eksiklik yapmamış olanlar müstesna…” (Tevbe, 9/4).

Mescid-i Haram’dan amaç, Harem’in bütünüdür. İstisna etmedikçe Kur’an’ın adeti budur… Burada “yanında” manasına gelen kelime hazfedilmiş-tir. “Mescid-i Haram’ın yanında, yakınında” demektir.

Onlar size verdikleri söze vefa gösterirlerse, siz de sözünüze vefa gösterin. Ahdi olmayanları ise, tevbe edinceye kadar bulduğunuz yerde öldürün. Bu, Ce­nab-ı Hakkın: “O halde onların müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamam­layın” (Tevbe, 9/4) sözü gibidir. Ancak burada kelâm mutlak, benzer ayette ise mukayyeddir. Burada, akid yapan iki tarafın müddet bitene kadar ahde riâyet göstermeleri gerektiğini -bunların dışındakilerin ahidleri atılır, reddedilir-açıklamak için tekrar anılmışlardır.

Sonra Allahü Teâlâ onlara, ahde vefanın zaruretini pekiştirerek: “Şüphe­siz Allah sakınanları sever” buyurmuştur. Yani Allahü Teâlâ, ahidlerini yerine getirenleri, haksızlık yapıp ahdini bozmaktan sakınanları sever. Bu, itaatin ge­rekli oluş sebebini açıklamakta ve ahid yapan müşrik de olsa, ahde riâyetin takvadan olduğunu açıklamaktadır.

Sonra Allahü Teâlâ, müşriklerin verdikleri sözde duracaklarını uzak gör­düğü için “nasıl1?” sözünü tekrarlamıştır. Yani ahidlerini yerine getirenlerin dişmdakilerin Allah ve Rasûlü yanında, meşru, saygı duyulacak ve vefa gerekti­recek bir sözleri olabilir mi? Halbuki onlar, size karşı zafer kazansalar, ne an­laşma ne yakınlık, ne de ahde riâyet ederler. Bu, müminleri onlardan uzaklaş­mak için yapılan bir teşviktir. Onların Allah’a şirk koştuklarını, peygamberini inkâr ettiklerini, dolayısıyla ahde lâyık olamayacaklarını, müslümanlara galip gelirlerse, onları bırakmayacaklarını, yemin ve ahde riâyet etmeyeceklerini açıklamaktadır.

Onların kötü ve pis taraflarından biri de, dilleriyle güzel sözler söylemele­ri, kalblerinin ise kin ve hasetle dolu olmasıdır: “Onlar kalplerinde olmayan şe­yi dilleriyle söylerler” (Fetih, 48/11). Onların çoğu dinî temellerden, insanlıktan ve ahlâktan uzaklaşmış, doğruluk ve vefa sınırını aşmış ahd ve misak bağları­nı koparmış, fâsık kimselerdir. “Onların çoğu” ifadesi, az bir kısmı dışında ço­ğunun ahitlerini bozmalarındandır. Cenab-ı Hak da sözlerinde duran bu az kimseyi istisna etmiş ve ahidlerine vefayı emretmiştir.

Sonra Allahü Teâlâ onlardan uzak durmanın ve onlarla savaşın başka iki sebebini daha göstermektedir:

1- Onlar hakka, hayra ve tevhide işaret eden Allah’ın ayetlerini çok az bir dünya malı karşılığında sattılar. Heva ve heveslerine uydular. Basit dünya işle­riyle oyalandılar. Dolayısıyla kendileri hak yoldan ayrıldıkları gibi, başkalarını da ayırdılar. İnsanları hak dine tabi olmaktan engellediler. Onların bu amelleri ne kadar kötüdür: İman ve hidâyete, Allah’ın şeriatına tabi olmak yerine, küfre ve sapıklığa Allah’ın dininden sapmaya razı olmaları ne kötü bir şeydi.

Rivayete göre Ebû Süfyan, Kureyş ve müttefiklerini Hudeybiye anlaşması­nı bozmak konusunda ikna etmek istediği zaman, onların gönlünü çelecek bir yemek hazırladı. Onlar da, onun isteğine katıldılar.

2- Onlar küfürleri sebebiyle, ahid, akrabalık ve anlaşmasını bozmaya güç yetirdikleri hiçbir müminin durumunu gözetmeyen, zulüm ve serde haddi aşan kimselerdir. Ancak kılıcın dilinden anlarlar, kuvvete boyun eğerler, ahid ve zimmet bilmezler… Tarih, onların gerçekten böyle olduğunu ispat eder… Kur’an’da, onların sıfatlarını, önce fâsıklık sonra da hakkı tecavüz eden kimse­ler olarak özetler. Bunlar ahidlerine nasıl saygı gösterirler?

“Ne bir yemin ve ne de bir vecibe gözetmezler” sözü tekrar değildir. Çünkü birincisi, bütün müşrikler için, ikincisi de özellikle yahudiler içindir. “Allah’ın ayetlerini az bir paha karşılığında sattılar” ayeti buna delildir. Bu ayette kas-dolunanlar yahudilerdir. Eğer müşrikler kasdolunsaydı, pekiştirme ve tefsir için bir tekrar olurdu. [1][11

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.