VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 11. VE 12. AYET-İ KERİMELER
Müşriklere Düşen Ya Tevbe, Ya Da Kendileriyle Savaşılmasıdır
11-Eğer onlar tevbe eder, namaz kılarlar, zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri bilen bir kavim içın açıklarız.
12- Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar da dininize saldırır-larsa, küfrün önderlerini hemen öldürün. Çünkü onlar yeminleri olmayanlardır. Olur ki vazgeçerler.
Açıklaması
Müşrik kâfirler, islâm’a düşmanlıklarını ilân ettikten sonra iki durumla karşı karşıyadırlar:
1- Küfürden, ahdi bozmaktan ve Allah yolundan çevirmekten samimi tevbe, yani Allah’a şirk koşmaktan vazgeçip bir ve ortağı olmayan Allah’a iman ederler, namazlarını, şartları ve rükünleriyle dinin direği bilerek eda ederlerse, müslümanlar arasındaki dayanışmaya işaret eden ve kendilerine farz olan zekâtı verirlerse, sizin din kardeşlerinizdir. Sizin sahip olduğunuz haklara onlar da sahiptirler. Onların “din kardeşi” olarak vasıflandırılması, din kardeşliğinin, nesep kardeşliğinden daha üstün, daha kuvvetli ve daha kalıcı olduğuna delildir. Onlar bunu, birbirini tamamlayan üç şeyle hak ederler: Küfürden ve ahdi bozmaktan tevbe, Allah’a yönelip ona inanmak, namaz kılıp zekât vermek.
“Biz ayetleri… açıklarız.” Yani gerçekten var olduğumuza işaret eden şeyleri ve açık delilleri açıklarız. “Bilen bir kavim için” . Yani kendilerine açıkladığımız şeyleri anlayıp kavrayanlar için. Burada antlaşma hükümleri olarak açıklanan şeyleri düşünmeye ve onları korumaya teşvik vardır.
2- Ahidlerini bozduktan sonra kendileriyle savaşılması. Bu müşrikler, kendileriyle yapılan andlaşmaları bozarlar ve dininizi, yani Kur’an’ı ve Peygamber (s.a.)’i eleştirirlerse, şairlerinin ve küfür önderlerinin yaptığı gibi müminlerle alay ederlerse, onlarla çok şiddetli bir şekilde savaşın. Çünkü onların, söz ve ahidleri olmaz. Bunlara vefa göstermedikleri için, adeta yokmuş gibi olur. Savaş, onların küfür, inat ve sapıklıktan vazgeçmeleri için bir sebep olur. Bu, Cenab-ı Hakkın insanoğluna olan en büyük kerem ve fazlındandır.
“Olur ki vazgeçerler…” Yani küfürlerinden, yanlışlıklarından ve müslü-manlara zarar vermekten.
Katade, bu ayetle Ebû Cehil, Utbe, Şeybe, Ümeyye b. Halef gibi küfür liderlerinin kasdolunduğunu söylemiştir. Çünkü bu ayet nazil olduğu zaman, onlar Bedir’de öldürülmüşlerdi. “Küfrün önderleri…” şeklinde bir ifadenin kullanılması, bâtıl işlere uymayı teşvik edenlerin sadece onlar olmasındandır.
Bu ayet, zimmînin İslâm’a sövdüğü zaman ahdini bozmuş sayılacağına, savaşın dünyevî maksatlar veya ganimetler, ya da üstünlük, hakim olmak arzusu ve intikam hissiyle olmadığına, İslâm davetini kabule imkân hazırlamak için yapıldığına, savaşın zaruret miktarı yapılacağına işaret eder.
İbni Kesir: “Sahih olan, ayetin genel olmasıdır. Her ne kadar ayetin iniş sebebi Kureyş müşrikleri ise de, o, onlar ve diğerleri hakkında geneldir” der.[1][12]