sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 13. VE 15. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 13. VE 15. AYET-İ KERİMELER
Ocak 7, 2026 09:57
18
A+
A-

Yeminlerini Ve Ahidlerini Bozan Müşriklerle Savaşmaya Teşvik

 

13- Andlarını bozan, o peygamberi sü­rüp çıkarmaya karar veren ve bununla beraber sizinle savaşa ilk olarak ken­dileri başlayan bir kavim ile savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin kimselerseniz, korkmanı­za daha lâyık olan Allah’tır.

14- Onlarla savaşın ki Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, onları rüsvay et­sin. Size onlara karşı galibiyet versin. Mümin bir kavmin gönüllerine şifa versin.

15-Kalplerindeki gazabı gidersin. Allah kimi dilerse, ona tevbe nasip eder. Allah hakkıyla bilendir, tam bir hü­küm ve hikmet sahibidir.

 

Açıklaması

 

Bu ayet, yeminlerini ve anlaşmalarını bozan müşriklerle savaşa teşvik et­mektedir. Bu, yüce Allah’ın ayette zikrettiği üç sebepten dolayıdır.

1- Ahdi bozmaları: Onlar, üzerine yemin ettikleri andlaşmalarmı bozdular. İbni Abbas, Süddî ve Kelbî’ye göre bu ayet, Hudeybiye andlaşmasından sonra yeminlerini bozan ve Huzaa’ya karşı Bekir Oğullan’na yardım eden Mekke kâ­firleri hakkında nazil oldu. Bu, ahdini bozanlarla savaş, başkalarına ders olsun diye diğer kâfirlerle savaşmaktan daha uygundur.

Bozdukları andlaşma ise, Hudeybiye barışıdır. Kureyş, müttefikleri Bekir Oğullarına, Hz. Peygamber’in müttefiği Huzaa’ya karşı bir gece, Mekke yakının­da Hecir suyu üzerinde yardım etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Kureyş’in üzerine yürüdü. Hicri 8. yılın Ramazan ayının yirmisinde Mekke’yi fethetti.

2- Hz. Peygamber’in Mekke’den çıkarılması: Kureyş Hz. Peygamberi Mek­ke’den çıkarmayı, ya da hapsetmeyi -böylece onu hiç kimse göremeyecekti- ya da her kabileden birtakım kimselerle öldürtmeyi -kim vurduya gitsin diye- dü­şündü. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur:   “Hani bir zaman o kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri, ya da seni çıkarmaları için tuzak kuruyor­lardı. Onlar bu tuzağı kurarlarken, Allah da bu tuzağın karşılığını kendilerine veriyordu. Allah, tuzak kuranlara karşılık verenlerin en hayırlısıdır”  (Enfal, 8/30); “Rabbiniz Allah’a iman etmeniz sebebiyle, Peygamberi ve sizi çıkarmış­lardı” (Mümtehine, 60/1); ‘Yakında seni neredeyse bu yerden çıkarmak için her­halde rahatsız edecekler” (İsra, 17/76).

3- Savaşı onların başlatmaları: Kervanın kurtulduğunu bildikleri halde, Hz. Muhammed(s.a)’in ve beraberindekilerin kökünü kazıyacaklarını söyleye­rek Bedir Günü, müminlerle savaşa ilk önce onlar başladılar. Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda da, durum aynı oldu.

Allahü Teâlâ savaşmayı gerektiren bu üç sebebi belirttikten sonra, buna dört şey daha ekliyor:

Birincisi: Savaşı gerekli kılan şeyleri sayma ve açıklama.

İkincisi: Hücuma teşvik ve tahrik. Nitekim bir kimse diğerine: Düşmanından korkuyor musun, çekiniyor musun? dese, bu söz tahrik ifade eder. Üçüncüsü: Allahü Teâlâ’nın kendisinden en çok korkulacak varlık olması. Çünkü O, bekle­nen zararı -öldürülme- uzaklaştıracak mutlak kudret sahibidir. Dördüncüsü: Eğer inanıyorsanız, iman, insanı harekete sevkeden bir kuvvettir. İşte bu yedi şey, o yeminlerini bozan kâfirlerle savaşılmasım gerektiren şeylerdir.

Cenab-ı Hak, bu sebepleri açıkladıktan sonra, onların müşriklerden kork­masını yadırgayarak azarlamış ve: “Onlardan korkuyor musunuz?” buyurmuş­tur. Yani, bundan sonra onlardan korkarak ve çekinerek, onlarla savaşı terk mi ediyorsunuz? Eğer onlardan korkuyorsanız, Allah korkulmaya daha çok lâyık­tır. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bana inanıyorsanız, ben onlardan daha çok korkulacak olanım. Çünkü imanm şartı, başkasından değil, sadece Allah’tan korkmaktır. Fayda ve zarar vermek onun elindedir.

Bu ayet, yalnızca Allah’tan korkan müminin, savaş hususunda insanların en cesuru ve cüretkârı olduğuna işaret ediyor.

Allahü Teâlâ savaşı caiz kılan şeyleri ve savaşın hikmetini zikrettikten son­ra, açık bir emirle müminlere savaşı emrederek şöyle buyuruyor: “Onlarla sava­şın ki, Allah onları azablandırsın.” Yani ey müminler! Onlarla savaşın. Bu emir, bütün müminler hakkında geneldir. Eğer siz onlarla savaşırsanız, sizin vasıta­nızla Allah onlara azap eder. Öldürülme, esir edilme ve yenilgiyle onları küçük düşürür. Onlara karşı size yardım eder. Mümin bir zümrenin -Mücahid’in dediği­ne göre bunlar, Peygamber (s.a.)’in müttefîğî Huzâa oğullandır- göğüslerine fe­rahlık verir. Bu, müşriklerin zulüm ve haksızlıkları, şiddetli eziyetleri sebebiyle, onlara karşı müminlerin kalblerinde besledikleri kini ya da onlarla karşılaştığı­nız zaman şiddetli isteksizlikten dolayı kalblerinizde bulunan gazabı giderir. “Gönüllerine şifa vermek” le, “kalplerin öfkesini gidermek” arasındaki fark, birin­cisinde, Allah’ın onlara verdiği sözden sonra, bekledikleri yardımı gerçekleştir­mek suretiyle sevindirmek; ikincisinde meydana gelen eserleri gidermektir.

İbni Abbas (r.a)’a göre, onlar Yemenli ve Sebe’li kimselerdir. Mekke’ye ge­lip müslüman oldular. Mekkelilerden büyük eziyet gördüler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.)’e şikayet etmek üzere adam gönderdiler. Resulullah (s.a.) on­lara şöyle buyurdu: “Sevinin. Çünkü ferahlık yakındır.”

Sonra Cenab-ı Hak: “Allah kimi dilerse, ona tevbe nasip eder…” buyuruyor. Bu, yeni bir söze başlamaktır, Mekkelilerden bazılarının küfürden tevbe edece­ğini haber vermektedir. Nitekim bu, fiilen gerçekleşmiştir. Onlardan Ebû Süf-yan, İkrime b. Ebî Cehl ve Süleym b. Ebî Amr gibi bir kısmı, çok iyi birer müs­lüman oldu. Bu cümlenin yeni bir söze başlangıç yapılmasının sebebi, savaşın tevbeye sebep olmamasıdır. Çünkü, Allah’ın dilediği kimse için savaş olmadan da her halükârda tevbe olabilir.

Allah kullarına yararlı olacak şeyi en iyi bilendir. Kevnî ve sert sözlerinde, iş­lerinde hikmet sahibidir. Dilediğini yapar, istediği hükmü verir. Asla zulmetme­yen, adil hüküm sahibidir. Ancak hikmetinin gerektirdiği şeyi işler. Her insanı, dünya ve ahirette, işlediği hayır ve şerre göre cezalandırır veya mükâfatlandırır.

Bu, ilâhî kudretin gerektirdiği sebepler ve etkenlerle, insan kabiliyetinin bir halden diğer hale değiştiğine delildir.[1][13]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.