MANEVİ KITLIK
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd bütün eksikliklerden münezzeh olan Allah azze ve celle’ye mahsustur.
Salât ve selâm insanların en şereflisi, müminlerin yegane örneği ve önderi olan Hz. Muhammed sav.e aline ashabına ve bütün müminlerin üzerine olsun inşallah…
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde maddî imkânlar bugünkü kadar bol, sofralar bu kadar zengin, tüketim bu denli sınırsız olmamıştır. Ancak bu bolluğa rağmen insan, iç dünyasında derin bir boşluk, huzursuzluk ve anlam yoksunluğu yaşamaktadır. Mideler dolmakta; fakat akıllar hakikatten, kalpler marifetullah ve hikmetten mahrum kalmaktadır. Kur’ân ve Sünnet bu durumu, “kalbin ölmesi”, “aklın körelmesi” ve “dünyevîleşme” olarak tarif eder.
Maddî tokluğun manevî açlığa dönüşmesi meselesini biraz düşünelim istiyorum.
Allah cc. Bir Ayeti Kerime’de şöyle buyurmakta: “Onlar dünya hayatına razı oldular, onunla tatmin oldular ve ayetlerimizden gafil kaldılar.”(Yûnus, 10/7)
İmam Kurtubî bu ayeti şöyle açıklar:“Bu razı oluş, ahireti terk edip dünya ile yetinmenin ifadesidir. Kalbin ölümü buradan başlar.”
Dünya nimetleriyle tatmin olan kalp, ilme, hikmete ve ahirete açlığını kaybeder; bu ise aslında bir felakettir.
İmam Gazâlî der ki:
“Nice insanlar vardır ki bedenleri beslenmiş, kalpleri açlıktan ölmüştür.”
Ona göre kalbin gıdası:
İlim,Zikir,Tefekkür,Helâl lokma
Bu gıdalar kesildiğinde, mide dolu olsa bile insan manevî bir sefalete düşer.
Bugün:Sofralar zengin,Bilgi bol ama hikmet az,İletişim hızlı ama
kalpler kopuk,tüketim sınırsız ama şükür yok.
Kur’ân bu tabloyu asırlar önce haber vermiştir:
“Gerçek şu ki gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.”(Hac, 22/46)
Bu ayet, hakikati idrak edememenin fizikî değil, manevî bir hastalık olduğunu ortaya koyar. İbn Kesîr bu ayeti tefsir ederken şöyle der: “Buradaki körlük, basiret körlüğüdür. Kişi dünyayı görür ama hakikati göremez.”
Yani mide çalışmakta, beden beslenmekte; fakat kalp ve akıl vahiyden beslenmemektedir.
Yıllardır mideler dolarken akılların ve kalplerin aç kalması, vahiyden uzaklaşmanın, ilim ve hikmetten kopmanın doğal sonucudur. Çözüm daha fazla tüketmek değil; daha fazla tefekkür etmek, daha fazla Kur’ân ile hemhal olmak ve kalbi asli gıdasına döndürmektir.
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.”(Ra‘d, 13/28)
Asıl açlık mide açlığı değil; kalbin Allah’tan uzak kalmasıdır. Asıl sefillik fakirlik değil; hakikatsiz, gayesiz bir hayattır.
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûl’e icabet edin.”(Enfâl, 8/24)
Bu çağrı; daha fazla tüketmeye değil, daha fazla dirilmeye davettir. Daha çok yemek yemeye değil, kalbi doyurmaya; daha çok konuşmaya değil, hakikati dinlemeye çağrıdır. Çünkü Allah ve Resûlü’nden uzak kalan kalp ölür, ölen kalbin yaşadığı beden ise sadece yürüyen bir cesetten ibarettir.
Allah’ım!
Bedenlerimiz tok, fakat kalplerimiz aç kaldıysa;
bil ki biz Senin çağrını duyamayacak kadar gürültüye boğulduk.
Bize hayat verecek şeylere çağırdığında
sağırlaşan kulaklarımızı,
katılaşan kalplerimizi,
yorulan akıllarımızı dirilt Allah’ım.
Rabbimiz!
Midelerimizi doyurduğun gibi kalplerimizi de imanve himetle doyur.
Bizi dünya nimetleriyle avutulup
Ahireti unutanlardan eyleme.
Toklukla azanlardan değil,
Kanaatle dirilenlerden eyle.
Allah’ım!
Kur’ân’ı kalplerimize bahar,
Zikirlerini ruhlarımıza can,
Resûl’ünün sünnetini yollarımıza ışık eyle.
Bizi ilimsiz amel edenlerden,
Amelsiz ilim taşıyanlardan muhafaza eyle.
Ey kalpleri evirip çeviren Rabbimiz!
Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl…