VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 25. VE 27. AYET-İ KERİMELER
Birçok Yerlerde Müminlere Yardım Edilmesi
25- Andolsun ki Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etmiş- Çokluğunuz o zaman sizi böbürlen- dirmişti de size hiçbir yarar sağlama mı§ ve yeryüzü> ° genişliğine rağmen, başınıza dar gelmişti. Nihayet arkanızı çevirip gitmiştiniz.
26- Sonra Allah, Rasûlüne ve müminle- re sekinetini (emniyetini, selâmetini) indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi ve kâfirleri (ölüm ve esaretle) azablan- dırdı jşte bu> kâfirıerin cezası idi.
27″ Sonra Allah bunun ardından diledi- ğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı ve rahmet edicidir.
Huneyn Olayı:
Hevazin, Kureyş’ten sonra büyük bir kuvvetti. Onunla rekabet halindeydi. Mekke’nin fethi haberini öğrendiklerinde, başkanları Malik b. Avf en-Nasrî savaş çağrısında bulundu. Hevazinle birlikte, bütün Sakif ve Sa’d b. Bekr, onun yanında yer aldı. Resulullah (s.a.)’e karşı yürümeye karar verdi. Orduyla beraber, kabile fertlerinin mallarını, davarlarını, kadınlarını ve çoluk çocuklarını da götürdü… Bununla, onları koruduğunu, kuvvetlendirdiğini zannediyordu. Sakifin başında Kinâne b. Ubeyde bulunuyordu. Hurbe, Dureyd b. Simme de katıldı. Çok yaşlıydı, görüş ve hikmet sahibi bir kimseydi. Hevazin ve Sakifli-lerden meydana gelen ordu, Taifle Hevazin diyarında bir vadiye, Evtas’a indi.
Resulullah (s.a.) durumu öğrenince onlara karşı çıktı. Beraberinde, Medi-neli ashabından on bin, Mekkeli fetih müslümanlarından da iki bin olmak üzere on iki bin kişi vardı.
Resulullah (s.a.), Safvan b. Ümeyye’den ödünç olarak silah ve zırh aldı.
Müslümanlar, sayılarının daha önceki gazvelerdekinden daha fazla olduğunu anlayınca gurura kapıldılar. Hatta bazıları: Bugün, azlık tarafından asla mağlup edilmeyiz, dedi. Ahmed, Ebû Davud ve Tirmizî’nin İbn Abbas’dan rivayet ettiklerine göre Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “Sahabenin hayırlısı dört, se-riyyelerin hayırlısı dört yüz, orduların hayırlısı dört bindir. Oniki bin, azlık tarafından asla mağlup edilmeyecek…” Bu sözün Resulullah (s.a.)’e ait olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Ebu Bekir (r.a)’m sözü olduğunu söyleyenler de vardır.
İşin başında müslümanlar kuvvetlerine güvendiler, yenildiler. Sonra gururlarından vazgeçtiler ve Rablerine yalvarıp yakardılar, yardıma nail oldular. [1][20]
Açıklaması
Ey müminler! Bedir, Hudeybiye, Mekke, Kureyza, Nadir gibi birçok savaş yerlerinde, siz az ve düşmanlarınız çok iken, Allah size yardım etti: “Andolsun ki siz zayıf ve güçsüzken Allah size Bedir’de kesin bir zafer verdi” (Al-i İmran, 3/123). Çünkü siz,orada Allah’a tevekkül ediyordunuz ve yardımın Allah’tan geldiğine güveniyordunuz. Birçok savaş yerlerinden amaç, Resulullah (s.a.)’m gazveleridir. Bunların sayısının seksen olduğu söylenir. Allahu Teâlâ müminlere, yardım edenin sadece kendisi olduğunu bildirmiştir. Cenab-ı Hakkın bu yardımı, ya tam bir yardım -çoğunlukla da böyle olmuştur- ya da terbiye ve ta’lim amacıyla cüz’i bir yardım şeklinde olmuştur. Nitekim bu ikinci çeşit yardım şekli Uhud’da görülür: Sahabeden bir kısmı Peygamber (s.a.)’in emirlerine muhalefet edip, okçuların bulunduğu dağı terketti. Yine, Huneyn’de de sayılarının çokluğuna güvendiler, tek yardım edicinin -ordunun çokluğu değil- sadece Allah olduğunu unuttular; yenildiler.
Bazıları, savaş yerlerinin seksenden daha az olduğunu söylemişlerdir. Ebu Ya’la’nm Cabir’den rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.)’in gazveleri yirmi birdir. Bunlardan sekizine -Bedir, Uhud, Ahzab, Mustalık, Hayber, Mekke, Hu-neyn, Taif- bizzat katılmıştır. Seriyyelerinin sayısı ise otuz altıdır.
Sonra, Allahu Teâlâ: “…Ve Huneyn gününde” buyuruyor. Yani, yine size Huneyn gününde de yardım etti. Kâfirler sadece dört bin -Hasan el-Basrî ve Mücahid’e göre sekiz bin- kişi, siz on iki bin kişi olunca bu çokluğunuz sizi kibi-re şevketti, bu yüzden yenildiniz. Çünkü kuvvetli oluşunuza aldanıp nefislerinize güvendiniz, yardımı bağışlayan Rabbinize sığınmayı terkettiniz. Bu da Allah’ın size takdir ettiği kazadan hiçbir şeyi önleyemedi. Korkudan dolayı, geniş olmasına rağmen yeryüzü size dar geldi. Sonra da yenilerek geri dönüp gittiniz.
Bu, onların şiddetli bir helake maruz kalmaları, Sakif ve Hevazin önünde yenilmeleri şeklinde oldu. Hevazin, Huneyn vadisinde gizlendi. Sonra, efendilerinin emrettiği şekilde, hep birlikte hızla müslümanlara saldırdılar. Müslümanlar geri dönüp uzaklaştılar. Resulullah (s.a.) ise yerinde sebat etti. O gün kırçıl katırına binmiş, düşmanın üzerine sürüyordu. Amcası Abbas, katırın gemini ve sağ özengisini, Ebû Süfyan b. Haris b. Abdilmuttalib sol özengisini tutmuş, katırın süratle gitmemesi için onu engelliyorlardı.
Bu, Hz. Peygamber’in sonsuz cesaretinin ve peygamberliğinin delillerin-dendir. Sonra: “Ya Rabbi! Vadettiğini bana ver…” buyurdu.
Sonra Abbas’a -sesi yüksekti-: “İnsanları çağır” dedi. O, ensara: “Ey Beya-tu’r-Rıdvan ashabı” diye seslendi. Onlar: “Buyur, buyur!” diye icabet ettiler.
Resulullah (s.a.) de: “Bana gelin ey Allah’ın kulları! Şüphesiz ben, Allah’ın peygamberiyim” diyor ve bu halde şunları söylüyordu:
Yalan yok, ben peygamberim / Ben Abdülmuttalib oğluyum.
Bunun üzerine, insanlar geri döndü. Resulullah (s.a.)’le beraber yüze yakın sahabi sebat etti, bu sayının seksen olduğunu söyleyenler de vardır. Bunun üzerine alacalı atlar üzerinde beyaz elbiseli melekler indi. Resulullah (s.a.) müslümanlarm savaşmasına baktı ve: “İşte şimdi savaş kızıştı” [2][21] buyurdu. Sonra, bir avuç toprak alarak attı ve: “Ya Rabbi! Bana vaad ettiğini gerçekleş-tir. Onları mağlup et. Ey Kabe’nin Rabbi!” buyurdu. Nihayet düşmanlar yenildiler. Abbas dedi ki: “Onlar yorulmuş, işleri tersine dönmüştü.” Resulullah (s.a.) de katırının üzerinde onların arkasından koşuyordu. Hevazin tam yenilmişti ve bu, onların müslümanlara karşı savaştığı -müslümanlarm muzaffer, arapların mağlup olduğu- son gazve oldu.
Bunun için, Cenab-ı Hak: “Sonra Allah., sekinetini indirdi” buyurdu. Yani Allah Rasûlüne ve beraberindeki müminlere sekinetini ve sebatını verdi, Müslim’in Sahih’inde rivayet ettiği gibi, müminlerin ruhunu takviye ve tesbit, kâfirlerin kalblerini -görmedikleri yerden korku ve ürkeklik vererek- zayıflatmak için, sizin göremediğiniz birtakım askerler -melekler- indirdi.
Melekler, sadece Bedir gününde savaşmadılar. Nitekim Huneyn’den sonra müslüman olanlardan biri: “O alacalı atlar ve onların üzerindeki beyaz elbiseli adamlar nerede? Bizi onlar öldürmüştü” demiştir.
Kafirleri kılıçlarınızla, katletmek veya esir almak suretiyle azablandırm. Bu, kâfirlerin dünyadaki cezasıdır. Şu ayet de bunun benzeridir: “Onlarla savaşın ki, Allah ellerinizle onları azablandırsın, onları rüsvay etsin. Size, onlara karşı galibiyet versin” (Tevbe, 9/14).
Altı bin kişi esir alındı, yirmidört bin deve, kırk binden daha çok koyun, dört bin okka gümüş ele geçirildi. Bu, müslümanlann ele geçirdiği en büyük ganimetti.
Kur’an’da görüldüğü gibi Cenab-ı Hak yine, kâfirlere ve asilere tevbe ve ümit kapısını açarak: “Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, bağışlayıcı ve rahmet edicidir” buyurdu. Yani, savaşta meydana gelen bu azabdan sonra Allah, kâfirlerden dilediklerinin tevbesini kabul eder. Bütün bu rüsvaylık ve rezilliklerine rağmen, bazılarının tevbesini kabul eder: Ehl-i sünnete göre, kalblerinden küfrü giderip İslâm’ı yaratır, ya da Mûtezile’nin dediği gibi, müslüman olup tevbe ederler, Allah da tevbelerini kabul eder.
Allahü Teâlâ tevbe edeni bağışlayıcı, iman edip salih amel işleyene merhamet edicidir. Nitekim Allah, Hevazin’in geri kalanlarına tevbe nasip etti de, müslüman oldular. Resulullah (s.a.)’e müslüman olarak geldiler. Olaydan yaklaşık yirmi gün sonra Resulullah (s.a.)’e Mekke yakınında Cirane’de yetiştiler. Resulullah (s.a) onları esirlerle mallar arasında muhayyer kıldı. Onlar esirleri tercih ettiler. Çocuklu kadınlı altı bin esir vardı. Resulullah (s.a.) esirleri onlara verdi. Malları gaziler arasında taksim etti. Kalbleri İslâm’a ısınsın diye de, Mekkelilerden bazılarına fazla deve verdi. Yüz deve alanlardan biri de Malik b. Avf en-Nasrî’dir ki, onu daha önce olduğu gibi, kavmi Hevazin’in başına vali tayin etti.
Buharî, Misver b. Mahreme’den rivayet eder: “Onlardan bir grup insan, Resulullah (s.a.)’a geldi, müslüman olmak üzere biat etti ve: Ya Resulullah! Sen, insanların en hayırlısı ve en iyilikseverisin. Ailemiz, çoluk çocuğumuz esir edildi, mallarımız alındı, dediler. Resulullah (s.a.) de: “Benim yanımda gördükleriniz var. Sözün hayırlısı doğru olandır. Ya çoluk çocuğunuzu, kadınlarınızı veya mallarınızı seçin” buyurdu. Onlar: “Biz soy sopa hiçbir şeyi değişmeyiz. Çoluk çocuğumuzu, kadınlarımızı isteriz” dediler. Bunun üzerine, Resulullah (s.a.): “Şunlar bize müslüman olarak geldiler, soy soplarıyla malları arasında muhayyer kıldık. Soy sopa hiçbir şeyi denk tutmadılar. Kimin elinde bir şey varsa ve kendi arzusuyla onu karşılığında bir şey almadan geri vermek istiyorsa versin, vermek istemiyorsa onu bize borç versin, onu ganimet elde edince veririz” buyurdu. Bunun üzerine halk hep bir ağızdan: Memnuniyetle teslim ederiz, dedi. Resulullah (s.a.) de: “Biz tam olarak bilmiyoruz. Belki de içinizde razı olmayanlar olabilir. Onun için haydi siz urefanıza [3][22] gidin, onlar bize bildirsinler” buyurdu. Daha sonra urefa Resulullah (s.a.)’e gelip her biri, kavminin esirleri geri vermekle memnun olacaklarını söylediğini haber verdi. [4][23]