sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 30. VE 33. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 30. VE 33. AYET-İ KERİMELER
Ocak 13, 2026 09:57
6
A+
A-

Ehl-i Kitabın İnancı

 

30- Yahudiler: “Üzeyr, AUah’ın oğlu­dur” dedi. Ve Hristiyanlan “Mesih, Al­lah’ın oğludur” dedi. Bu onların ağızla­rında dolaşan sözleridir ki, daha evvel kâfirlerin söyledikleri söze benzer. Al­lah onları kahretsin. Nasıl da (Haktan) döndürülüyorlar.

31- Onlar, Allah’ı bırakıp âlimlerini, ra­hiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i Rab-ler edindiler. Halbuki bunlar da, (Tev­rat ve İncil’de) tek ilâh olan Allah’a ibadet etmelerinden başka bir şey em-rolunmamışlardı. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların eş tutageldikle-ri her şeyden münezzehtir.

32-  Onlar Allah’ın nurunu   ağızlarıyla söndürmek isterler. Allah kendi nuru­nu kendisi tamamlamaktan başka bir şeye razı değildir. Kâfirler hoş görme­seler de.

33- O, Rasûlünü hidayetle, hak din ile -o dini bütün dinlere galip kılmak için-gönderendir. Müşrikler hoş görmese­ler de.

 

Açıklaması

 

Bazı yahudiler, Hz. Uzeyr’in Allah’ın oğlu olduğunu söylediler. Halbuki Uzeyr M.Ö. 457 yılı civarında, Babil’e yerleşmiş bir yahudi kahiniydi. Büyük bir müessese kurmuş, Kitab-ı Mukaddes’in bölümlerini toplamış; Eyyam, Az-ra, Nahmiya bölümlerini yazmıştır. O, unutulan yahudiliğin yeniden yayıcısı sayılır. Onun için, yahudiler onu mukaddes bilmiş ve ona Allah’ın oğlu demiş­lerdir.

Tarihçileri hatta bizzat yahudilerin kendilerince kabul edilen bir hakikat vardır: Musa (a.s.)’m yazdırıp o zamanın tabutuna koydurduğu Tevrat, Amali-kalıların İsrailoğulları’nı yendiği bir hengamede kayboldu. Yahut, Süleyman (a.s.)’dan önceki Buhtunnassar o tabutu açtığı zaman, içinde ilk krallar bölü­mündeki on emri içine alan iki levhadan başka bir şey bulamadı. Esaretten sonra Tevrat’ı, geriye kalan İbranice metinlerle birlikte Keldan harfleriyle ya­zan, Azra’dır. Eleştirmenlerce -nitekim Britanika Ansiklopedisinde- öyle zikro-lunmaktadır. Azra efsanesi, tamamen ravilerce uydurulmuş bir şeydir.

Hristiyanlar şöyle der: Mesih, Allah’ın oğludur. İlk nesiller, bu “oğul” keli­mesini, hakiki manasında değil, mecazî manada kullanıyorlar ve bununla onun, Allah katında şerefli ve sevgili olduğunu ifade etmek istiyorlardı. Sonra, Hind putperestliğinden etkilenerek oğulla, hakiki manasını kasdettiler. Al­lah’ın oğluyla, Allah’ı ve Ruhu’l-Kudüs’ü anlar oldular. Bu üç unsur, birbirine girdi ve gerçekten birmiş gibi kabul edildi. Bunu ilk olarak, miladî 325’te topla­nan İznik konseyi ilân etti. Baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs’ten ibaret bu üç varlık için -ki bunlar ilâhlıkta birleşmişlerdir- Teslis kelimesi kullanılır oldu. İnciller İsa (a.s.)’m vefatından sonraki 1-3. yüzyıllar arasında değişen zaman içinde ya­zıldı. İsa (a.s.)’a inen İncil’in aslı kaybolduğundan, onlar da Roma putperestli­ğinden etkilenmiştir.

Yahudi ve Hristiyanlar, dinlerinin doğru olan köküne bağlı olmadıkların­dan, ellerinde bulunan Tevrat ve İnciller, bilginleri tarafından ortaya konmuş uydurma şeyler olduğu için Cenabı Hak: “Bu, onların ağızlarında dolaşan söz­lerdir” ayetiyle onları yalanlamaktadır. Yani onların iddia ettikleri şeylerde hiçbir dayanakları yoktur, onlar onların uydurmasından başka bir şey değildir. Nitekim bu hususu Cenab-ı Hak, başka bir ayetinde şöyle dile getirir: “Allah evlât edindi diyenlere maruz kalacakları kötü akıbetleri haber vermek için… Ne onların, ne atalarının buna dair hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük! Onlar yalandan başkasını söylemezler” (Kehf, 17/4-5).

“Daha evvel kâfirlerin söyledikleri söze benzer”. Bunlar da, onlar gibi sa­pıklığa düşmüşlerdi. Onlar, putperest Hint, Çin ve Japon Brahman ve Budist-leri, eski İranlılar, Mısırlılar, Yunan ve Romalılardı. Arap müşrikleri de, melek­lerin Allah’ın kızları olduğunu söylüyorlardı.

“Allah onları kahretsin.” Nasıl da Allah’ın bir olduğu, ortağı bulunmadığı gerçeğinden bâtıl şirke dönüyorlar. Mesih ve Uzeyr, mahluk ve Allah’ın kulları­dır. Yiyen, içen, yorulan ve üzülen mahlukun, yaratıcı yapılması akla uygun değildir. Nitekim Cenab-ı Hak da şöyle buyurur: “Meryem’in oğlu Mesih de ra-sûlden başka bir şey değildir. Ondan evvel resuller gelip geçmiştir. Onun anası ise tasdik eden bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi” (Mâide, 5/75); “O, ancak kendisine nimet verdiğimiz bir kuldur. Ve onu İsrailoğullarına bir misal kıldık” (Zuhruf, 43/59); “Mesih, Allah’a kul olmaktan asla çekinmez…” (Nisa, 4/172).

Sonra Allahü Teâlâ kendilerinden önceki kâfirlere benzeme yönünü açık­layarak: “Onlar âlimlerini Rabler edindiler” buyuruyor. Yani, yahudi ve Hristi-yanlar, içlerindeki din büyüklerini, Allah’tan başka rabler edindiler. Hüküm koyma hakkı onlarındı. Onlar haramı helâl, helâli haram kılıyorlar, kendileri de Allah’ın hükmünü bırakarak onların dediklerine göre amel ediyorlardı.

Yahudiler, Tevrat’ın hükümlerine, büyüklerinin meşru kıldığı şeyleri ekle­diler. Hristiyanlar, Tevrat’ın hükümlerini değiştirdiler, ibadet ve muamelelerde yeni başka şeyler ortaya koydular.

Adiy b. Hatim’in müslüman oluş kıssası, bunu açıklığa kavuşturur. İmam Ahmed, Tirmizî ve İbni Cerir et-Taberî’nin Adiy b. Hatim (r.a.)dan rivayetine göre, o, kendisine Resulullah (s.a.)’in daveti ulaştığında, Şam’a kaçtı. Cahiliyye döneminde Hristiyanlaşmıştı. Kız kardeşi ve kavminden bir grup insan esir düştü. Rasûlulullah (s.a.) kızkardeşine iyilik etti, onu geri verdi. Kızkardeşi, erkek kardeşine giderek onu İslâm’a ve Resulullah (s.a.)’e gelmeye teşvik etti. Adiyy, Medine’ye geldi. O, Tay kavminin lideriydi. Babası Hatem et-Taî cömert-liğiyle meşhurdu. Herkes onun gelişinden bahsetti. Boynuna gümüş bir haçla Resulullah (s.a.)’in huzuruna girdi. Resulullah (s.a.): “Onlar Allah’ı bırakıp alimlerini, rahiplerini, Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler” ayetini okuyor­du. Adiy, Peygamber (s.a.)’e: “Onlar onlara tapmadılar ki” dedi. Resulullah (s.a.): “Evet, fakat onlar onlara helâli haram, haramı helâl kıldılar. Onlar da, onlara tabi oldular. Bu onların, onlara ibadeti oldu” buyurdu. Resulullah (s.a.), sözlerine devamla: “Ey Adiy! Ne dersin? Allahü Ekber demek, sana zarar verir mi? Allah’tan daha büyük bir şey biliyor musun? Sana ne zararı var? La ilahe illallah denilmesi sana zarar verir mi? Allah’tan başka bir ilâh biliyor musun?” dedi.

Sonra onu, İslâm’a davet etti. O da müslüman oldu ve kelime-i şehadet ge­tirdi. Adiy der ki: Resulullah (s.a.)’in yüzünü sevinçli bir halde gördüm. Sonra şöyle dedi: “Şüphesiz Yahudiler gazap olunmuş bir millet, Hristiyanlar da dala­lete sapmış bir milletdir.” Sonra Allahü Teâlâ, o baştakilerin dinlerini terketti-ğini açıklayarak: “Halbuki onlar da, tek ilâh olan Allah’a ibadet etmelerinden başka bir şeyle emrolunmamışlardı” buyurdu. Halbuki onlar, Musa ve İsa’nın diliyle, tek bir ilâha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O, onlara dinin hüküm­lerini meşru kılan Allah’tır. O, onların ve her şeyin Rabbidir. O, öyle bir varlık­tır ki, bir şeyi haram kıldığı zaman, o haram olur. Neyi helâl kılarsa, o da he­lâldir. Neyi meşru kılarsa, uyulur; neye hükmederse uygulanır.

“Ondan başka hiçbir ilâh yoktur”. Aklen ve şer”an Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hak Teâlâ ortağı, benzeri, yardımcısı, zıddı, çoluk çocuğu olmaktan münezzehtir. Ondan başka hiçbir ilâh ve hiçbir Rab yoktur. –

Fakat, müşriklerden ve Kitap Ehli’nden kâfir olanlar, Allah’ın peygamberi Muhammed (s.a.) ile gönderdiği İslâm nurunu, hak ışığını, hidâyet lambasını söndürmek, dolayısıyla bütün insanları sapıklığa düşürmek istiyorlar.

Allahü Teâlâ ise, dinini tesbitle, korumakla, onu kemale erdirmekle ta­mamlamak ister. Kâfirler onu, ilk çıkışı sırasında istemedikleri gibi, tamam­landıktan sonra da istemeseler bile. Kâfir: Bir şeyi örten gizleyen demektir. Ya­hudiler, insanlar içinde müminlere karşı en fazla düşmanlık besleyenlerdir.

Hristiyan Rumlar, müslümanlara karşı düşmanlığa başladılar. Sonra, doğu İslâm dünyasında Avrupalılarla düşmanlıklarına devam ettiler. Sonra müslü­manlara karşı en yüksek düzeyde düşmanlığı temsil eden Haçlı savaşları geldi. Halâ sömürge siyaseti ve misyonerlik faaliyetleri de, müslümanları dinlerinden ayırmak ve uzaklaştırmak için çeşitli propaganda vasıtaları ve her yerdeki müs­lümanlara karşı alman tavırlarla korkunç plan ve projelerini devam ettiriyor.

İslâm nuru, Allah’ın, Rasûlünü gönderdiği hidâyet ve hak dindir. Onu hiç­bir şey değiştiremez ve iptal edemez. Hûda (hidâyet): Peygamber (s.a.)’in getir­diği sadık haberler, sahih iman ve faydalı ilimdir. Hak din: Dünya ve ahirette faydalı olan sahih amellerdir.

Bundan maksat, müşrikler istemese de, Allahü Teâlâ’nın bu dini, bütün dinlere üstün kılmasıdır. Onlar küfürle vasıflandıktan sonra, bir de şirkle va­sıflandılar. Bu, onların peygamberleri inkâr yanında, bir de şirk koştuklarına işaret eder.

Allahü Teâlâ’nın vaadi ve yardımı gerçekleşti. Nitekim, Sahih’de, Resulul-lah (s.a.)’in şöyle buyurduğu rivayet olunur: “Şüphesiz Allah, bana yeryüzünü

doğusuyla batısıyla verdi. Ümmetim bana verilen o yerleri alacak…”

İmam Ahmed b. Hanbel, Mikdad b. Esved’den rivayet eder: Resulullah (s.a.)’in şöyle dediğini duydum: ‘Yeryüzünde îslâm kelimesinin girmediği ev, yerleşim yeri kalmayacak. O, aziz olanı aziz kılacak, zelil olanı da zelil edecek. Allah’ın aziz kıldığı kimseler, azizlerden olacak, zelil kıldıkları da, ona boyun eğip itaat edecekler…”

Yine Ahmed’in Müsned’inde Adiy b. Hatem’den rivayet olunmuştur: Resu­lullah (s.a.)’in şöyle dediğini duydum: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah bu dini elbette tamamlayacak. Öyle ki, mahfe içindeki kadın Hire’den çıkıp hiç kimsenin emanı olmadan Kabe’yi tavaf edeck. Kisra b. Hür­müz’ün hazineleri elbette fetholunacak. Kisra b. Hürmüz mü? dedim. Evet, Kis­ra b. Hürmüz, dedi. Kabul eden kimse kalmayıncaya kadar mal verilecek.” [1][28]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.