TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HAC SURESİ 36. VE 40. AYET-İ KERİMELER
36- Biz, kurban edilen büyük baş hayvanları sizin için Allah’ın nişaneleri kıldık. Onlarda sizin için hayır vadır. Kurbanlık hayvanlar sıra sıra dizilip boğazlanacakları zaman üzerlerine Allah’ın adım anın. Yan üstü düşüp canları çıkınca da onlardan yeyin. Hem kanaatkar olan hem de halini arzeden yoksullara yedirin. İşte böylece biz o kurbanlık hayvanları sizin emrinize verdik. Ta ki şükredesiniz.
Ey insanlar, biz, kurban etmenizi emrettiğiniz hayvanları Hacda yerine getirilmesini istediğiniz emirler için bir alâmet kıldık. Sizin için onlardım dünyada faydalanmak, âhirette de sevap vardır. Siz onlan keserken Allah’ın adını anın. Kesildikten sonra etlerinden hem siz yeyin hem de kanaatkar olan ve dilenen fakirlere verin. Allah, bu gibi hayvanları emrinize verdi ki bunlann karşılığında kendisine şükredesiniz.
Ayet-i kerimede, kesilen kurban etlerinin bizzat kurban kesenler tarafından yenmesi emredilmektedir. Bu emirden maksat, kurban kesenlerin, kestikleri kurban etinden yeyip yememekte serbest olmalarıdır.
Ayrıca âyeti kerimede, kurban etlerinin kanaatkar fakirlere ve hallerini arzeden fakirlere yedirilmesi emredilmektedir.
Müfessirler, âyette geçen “Kanaatkar fakir”den ve “Halini arzeden fa-kir”den kimlerin kastedildiği hakkında çeşitli izahlarda bulunmuşlardır.
Bazılarına göre “Kanaatkar” kendisinde bulunanla veya kendisine verilenle yetinen ve dilenmeyen kimse demektir. “Halini arzeden” ise? dilenmediği halde kendisine et verilmesi için hareketleriyle imada bulunan kimsedir.
Bazılarına göre ise “Kanaatkar” olan kimse, dilenendir. Halini arzeden ise, hareketleriyle ihtiyaçlı olduğunu belli eden fakat dilenmeyendir.
Diğer bazılarına göre de “Kanaatkar” zengin olsun fakir olsun komşu olanlardır. “Halini arzedenler” ise, komşu olmayan fakirlerdir.
Bazılarına göre ise “Kanaatkar” gezip dolaşan, “Halini arzeden” ise dost ve ziyaretçidir.
Taberi diyor ki “Buradaki kanatkâr’dan maksat “Dilenendir.” “Halini arzeden” ise, davranışlarıyla isteğini belirtendir. [1][45]
37- Kurbanların etleri de kanları da hiçbir zaman Allah’ın rızasına ulaşamaz. Ona ulaşan ancak sizin takvanızdır. İşte böylece kurbanlık hayvanları Allah emrinize verdi ki, sizi hidayete erdirdiği için onu yüccltcsiniz. Ey Muhammed, iyiliklerde bulunanları müjdele.
Allah Teala bu âyet-i kerimede, kurbanların kesilmesindeki sır ve hikmeti beyan ediyor, aslında et ve kanların Allah’a ulaşamayacağını, ona ulaşan, şeyin, onun emirlerini tutup yasakladığı şeylerden kaçmakla elde edilen takva olduğunu beyan ediyor.
Cahiliye döneminde müşrikler putlara kurban kestikleri zaman, kurbanların kanlarını putlara sürüyor ve etlerinin bir kısmını da önlerine koyuyorlardı. Böylece sevaba nail olacaklarını sanıyorlardı. Allah Teala bu âyeti indirerek bu tür âdetleri yasakladı ve asıl meselenin et ve kan olmadığını, asıl meselenin takva meselesi olduğunu bildirdi.” [2][46]
38- Şüphesiz ki Allah, iman edenleri müdafaa eder, korur. Çünkü Allah, hiçbir haini ve nankörü sevmez. Bundan önceki âyet-i kerimelerde Hac ve hac sırasında yapılan çeşitli ibadet ve taatler izah edilmiştir. Bu âyet-i kerimede ise, Allah’ın, müminleri, Hac yapmaktan alıkoymaya çalışan kâfir ve müşriklere karşı müdafaa edeceği beyan ediliyor ve Allah’ın, hainleri ve vermiş olduğu nimetlere karşı nankörlük edenleri sevmediği bildiriliyor, Böyîece müminlerin maneviyatları güçlendirilmiş oluyor.
Bazı rnüfessirlere göre bu âyet-i kerime, Kureyş müşriklerine karşı henüz hicret etmemiş olan müminlerin, Allah Teala tarafından himaye edildiğini beyan etmektedir. [3][47]
39- Kendileriyle savaşılan müminlere, zulmedildikten için cihad etme izni verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir.
Abdullah b.Abbas diyor ki:
“Resulullah Mekke’den çıkarılınca Ebubekir “Peygamberlerini çıkardılar. Bunlar mutlaka helak olacaklardır.” dedi. Allah Teala “Kendileriyle savaşılan müminlere, zulmedil dikleri için cihad etme izin verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir.” âyetini indirdi. Bunun üzerine Ebubekir “Yakında savaş olacağını çok iyi bilmiştim.” dedi. [4][48]
Müfessirler, cihad hakkında inen ilk âyetin bu âyet olduğunu söylemişlerdir. Âyetin son bölümünde “Şüphesiz ki Allah, müminlere yardım etmeye elbette kadirdir.” Duyurulmaktadır. Bu ifadeden anlaşılıyor ki, Allah Teala, müminler cihad etmeden de kâfirleri kahredebilir. Fakat müminlerin imanlarındaki samimiyeti ortaya çıkarmak ve Allah yolunda çaba harcamalarını sağlamak için onlann cihad etmelerini emretmiştir.
Bu hususta başka bir âyet-i kerimede de şöyle Duyurulmaktadır. “İçinizden mücahidleri ve sabredenleri belirtelim diye sizleri mutlaka imtihan ederiz. Haberlerinizi de denetleriz. [5][49]
40- Onlar sadece “Rabbimiz Allah’tır.” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, insanların bir kısmını diğerleriyle ön-icmeseydi, manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın adının çokça anıldığı mescitler tahrip edilip yıkılırdı. Allah, dinine yardım edenlere mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, mutlak kuvvet sahibidir, herşeye galiptir.
Âyet-i kerimede, sadece “Rabbimiz Allah’tır, dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılanlar.” zikredilmektedir. Bunlardan maksat, Mekke müşriklerinin, Mekke’den çıkardıkları müminlerdir.
Yine âyet-i kerimede “Eğer Allah, insanların bir kışımın diğerleriyle ön-lemeseydi.” ifadesi zikredilmektedir. Bu ifade çeşitli şekillerde izah edilmiştir. İbn-i Cüreyc’e göre bunun mânâsı: “Eğer Allah, müminler vasıtasıyla müşriklerin şerrini defetmiş olmasaydı, içinde Allah’a kulluk edilen bütün mabedler yıkılmış olurdu.” demektir.
İbn-i Zeyd’e göre ise bunun mânâsı, “Eğer Allah, cihad edenler vasıtasıyla hak dinin düşmanlarını defetmiş olmasaydı, içinde Allah’a kulluk edilen bütün mabedler yıkılmış olurdu.” demektir.
Mücahide göre de bunun mânâsı: “Eğer Allah, şahitlik etme durumunda olan insanlar vasıtasıyla haklara tecavüz edenlerin şerrini defetmiş olmasaydı, içinde Allah’a kulluk edilen mabedler yıkılırdı.” demektir.
Taberi, âyet-i kerimenin ifadesinin genel olduğunu ve bu görüşlerin hepsini kapsadığını söylemektedir.
Ayet-i kerimenin sonunda: “Allah, dinine yardım edenlere mutlaka yardım eder” buyurulmakadır. Allah’ın, kuluna yardım etmesi, ona maddi ve manevî çeşitli destek ve imkânlar vemıesidir. Kulun, Allah’ın dinine yardım etmesi ise, Allah’ın dinini yüceltmek için cihad etmesidir. Görülüyor ki kulun, Allah’ın yardımına mazhar olabilmesi için, onun dininin yücelmesi uğrunda çalışması gerekmektedir. Bu husus, başka bir âyet-i kerimede şöyle ifade edilmektedir: “Ey iman edenler, eğer siz, Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit [6][50]