sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 75. VE 78. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 75. VE 78. AYET-İ KERİMELER
Ocak 27, 2026 09:57
11
A+
A-

Münafıkların Yalanları

 

75- İçlerinden kimi de Allah’a şöyle ah­detmişti: “Eğer bize kereminden verir­se, andolsun ki sadaka vereceğiz ve muhakkak salihlerinden olacağız.”

76- Allah kendilerine kereminden ve­rince de cimrilik edip yüz çevirdiler. Onlar öyle dönektirler.

77- Nihayet Allah’a vaad ettiklerini tut­madıkları, yalan söyleyegeldikleri için, O da akibetini kalblerinde, kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar bir nifak yaptı.

78- Bilmezler mi ki Allah, şüphesiz on­ların sırlarını da, fısıltılarını da biliyor ve muhakkak Allah, gaybları çok iyi bilendir.

 

Açıklaması

 

Münafıklardan bazıları, eğer Allah kendilerini fazlından zengin ederse, ze­kât verip sıla-i rahim ve cihad gibi Allah rızası yolunda mallarını harcayan sa­lihlerden olacakları konusunda Allah’a ve Peygamberine söz vermişlerdi. “El­bette sadaka vereceğiz” sözü, vacip olan zekâtın verilmesine, “Elbette salihler­den olacağız” sözü de, mutlak mânâda verilmesi gerekli her türlü malı verme­ye işarettir.

Allah onları rızıklandırıp istediklerini fazlından verdiği zaman, söyledikle­rini yerine getirmediler. Mallarında cimrilik gösterdiler. Zekât olarak hiçbir şey vermediler, ümmetin yararına hiçbir harcamada bulunmadılar. Aksine, kendilerine verilen her türlü kudretle sözlerini yerine getirmekten ve Allah’a tâatten geri durdular, münafıklığın ruhlarına kök salması sebebiyle, infaktan ve İslâm’dan kesinlikle yüz çevirdiler.

Zekât verme ve hayır yolunda sarfetme hususunda cimrilik gösterdiler, İs­lâm’dan yüz çevirdiler. Bu, Allahü Teâlâ’nm onları üç vasıfla vasıflandırdığına işaret eder: Birincisi; cimriliktir ki, bu hakkı vermemekten ibarettir. İkincisi, verdiği sözden yüz çevirmektir. Üçüncüsü ise Allah’ın tekliflerinden ve emirle­rinden yüz çevirmektir.

Allahü Teâlâ, onların işlerinin âkibetini kalblerinde nifak haline getirdi. Nifaklarını artırdı. Denilmiştir ki, o cimrilik onlara münafıklık getirmiştir. Bu­nun için: “O hususta cimrilik gösterdiler” buyurulmuştur. Fakat birinci görüş, daha sahihtir. Çünkü cimrilik, normal halde insanı münafıklığa götürmez. Fa­kat birçok fâsıkta cimrilik vardır. Çünkü “O’na kavuşacaklar” cümlesindeki za­mir, Allahü Teâlâ’ya gider.

Bu nifak, onların kalblerinde, âhiretteki hesap gününe kadar sabit olarak kaldı. Bu, onların münafık olarak öldüklerinin delilidir.

Bu, ayetin Bedir Savaşı’na katılan Salebe veya Hâtıb hakkında inmediği­nin bir başka delilidir. Çünkü Peygamber (s.a.), Hz. Ömer’e: “Ne biliyorsun, Al­lah Ehl-i Bedrin haline elbette muttali. Onun için istediğinizi yapın, size bağış­ladım, buyurdu” demiştir. Sa’lebe ve Hâtıb da, Bedir Savaşına katılanlardandır.

Sonra Allahü Teâlâ, nifak üzere ölmenin iki sebebi olan sözünden dönmek ve yalan söylemeyi zikrederek: “Allah’a vaad ettiklerini tutmadıkları, yalan söy-leyegeldikleri için” buyurdu. Yani, onlardan nifakın ayrılmaması, Allah’a verdikleri, zekât verme ve iyi yolda harcama sözünden dönmeleri ve yalancı olmaları: Ahidlerini bozmaları, taahhüd ettikleri şeye vefa göstermeyi terketmeleridir.

Allahü Teâlâ, vaadlerinden caymaları ve yalan söylemeleri sebebiyle, ölün­ceye kadar onların kalblerinden nifakı ayırmadı. Sözünden caymak ve yalan söy­lemek ise, münafıkların en önemli sıfatlarmdandır. Nitekim, Sahihayn’da, Resulullah (s.a.)’in şöyle buyurduğu nakledilir: “Münafıklığın alâmeti üçtür: Ko­nuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.” Buhârî, Peygamber (s.a.)’in şöyle bu­yurduğunu tahric eder: “Dört haslet vardır ki, kimde bulunursa, onu bırakıncaya kadar, onda nifaktan bir haslet bulunmuş olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, biriyle münazaa ve mücadele ettiği zaman haktan vazgeçip yan çizer.”

Sonra Allahü Teâlâ münafıkları, kusurlarını, ayıplarını dile getirip azarla­yarak: “Bilmezler mi ki Allah, şüphesiz onların sırlarını da, fısıltılarını da bili­yor” buyuruyor. Yani bu münafıklar, Allah’ın gizliyi, gizlinin gizlisini, gizledik­leri sözlerini, fısıldaştıklannı. yahut aralarında konuştukları dine ta’n edişleri­ni bildiğini, kalblerini çok iyi tanıdığını, onlar mallarından zekat vereceklerini söyleyeseler bile, Allah’ın onlan kendilerinden daha iyi bildiğini, O’nun gayble-ri bilen olduğunu, görünen görünmeyen, gizli açık her şeyi bildiğini, hain gözle­ri ve kalblerin gizlediğini, gizledikleri nifakı, vaadlerinden cayma kararlarını îiildiğini bilmiyorlar mı? O halde ahidlerinde Allah’a ve O’nun ismiyle O’na yaptıkları yeminlerde insanlara karşı nasıl yalan söylüyorlar. [1][60]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.