VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 79. VE 80. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Bağışlanmaması
79- Müminlerden bağışlarda bulunanlarla, güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla eğlenirler. Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için pek acıklı bir azap vardır.
80- Onlar için ister istiğfar et, ister istiğfar etme. Eğer onlar için yetmiş defa istiğfar etsen de, yine Allah onları katiyyen mağfiret edecek değildir. Bunun sebebi, Allah’ı ve Resulünü (inkâr ile) kâfir olmalarıdır. Allah ise, fâsıklar topluluğuna hidayet vermez.
Açıklaması
Her ümmet içindeki münafıkların durumu tuhaftır. Onların işi, gayretleri öldürmek, değerleri yıkmaktır. Yapılan iş, sırf hayır da olsa, onların eleştirisinden hiç kimse kurtulamaz. Nafile olarak sadaka verenleri ayıplarlar. Sadaka verenler Abdurrahman b. Avf ve Osman b. Affan gibi ister zengin olup çok sadaka versinler, isterse fakir olup az versinler, alay ederler. Bunlar, her ne kadar nafile sadaka verenlere dahil ise de, onların bunlarla alay etmesi daha çok ve daha kuvvetli olduğu için zikrolundu.
Fakat Allahü Teâlâ da onlarla alay etti: Alaylarına karşılık onları, günahları kadar cezalandırdı. Cehenneme gittiler. Cenâb-ı Hakk’m: “Allah da, onlarla alay etti.” sözü, onların kötü amellerine ve müminlerle alay etmelerine karşılık kabilindendir: Çünkü ceza, yapılan iş cinsindendir. Onlara, müminlerin dünyada intikamlarını almak için, alay ettikleri kimselerin muamelesini yaptı.
Münafıklara âhirette de acıklı, şiddetli bir azap hazırladı. Çünkü ceza, yapılan iş cinsindendir.
Sonra Allahü Teâlâ, onların kâfirler gibi, istiğfara lâyık olmadıklarını, onlara dua etmenin fayda vermeyeceğini, onlar için Peygamber(s.a) bile istiğfar etse, günahlarını affedip örtmeyeceğini, rezil rüsvaylıklannı açıklamayı terket-meyeceğini açıklamıştır. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın şu ayetinin benzeridir: “Onlar için mağfiret dilesen de, dilemesen de haklarında birdir. Allah onlara asla mağfiret etmez” (Münafıkûn, 63/6).
Burada 701e, muayyen bir sayı kasdolunmamaktadır. Daha fazla da olabilir. Arap üslûbuna göre, burada mübalağa söz konusudur.
Peygamber (s.a.), ümmetine merhametini açıklamak ve onların kendisinden mağfiret talebleri üzerine Allah’dan onların hidayetini ve bağışlanmasını istiyordu. Nitekim kendisine eziyetlerinin her artışında, müşrikler için de duâ ediyor, İbni Mâce’nin rivayet ettiği gibi: “Allah’ım kavmime mağfiret buyur, çünkü onlar bilmiyorlar” diyordu. Fakat Allahü Teâlâ, onu bu şekilde duadan men etti.
Peygamber (s.a.)’in, istiğfar etmesindeki özrü: Onların dalâlet üzere yaratılmış olduklarını bilmediği için, imanlarından ümit kesmemiş olmasıdır. Yasaklanan istiğfar, bildiği halde istiğfar etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak da şöyle buyurur; “Müşriklerin çılgın ateşin ashabından oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra, akraba dahi olsalar, onlar için peygamberin de, müminlerin de mağfiret dilemeleri doğru değildir” (Tevbe, 9/113).
Allahü Teâlâ burada, onlar için istiğfar ve dua etmenin kabul edilmeme sebebini şu sözüyle açıklamaktadır: “Bunun sebebi, Allah’ı ve Resulünü (inkâr ile) kâfir olmalarıdır. ” Yani, onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr ettiler, Allah’ın varlığını kabul etmediler. Peygamber (s.a.)’in peygamberliğine inanmadılar, inkâr ve redde ısrar ettiler. Kalbleri hayır ve nuru kabule hazır hale gelmedi. Allah’ın sünneti de, küfürde ısrar eden, Allah’a itâattan dışarı çıkan, iman ve tevbeyi kabul istidadını kaybeden kimseleri hayra muvaffak buyurmamaktır. Onların mağfiretinden ümidi kesmek ve onlara istiğfarın kabul edilmemesi, Allah’ın cimriliğinden ve Peygamberdeki kusurdan dolayı değil, onların mağfirete engel olan küfürleri sebebiyle, buna kabiliyetsizliklerinden dolayıdır. [1][61]