sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 45. VE 56. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 45. VE 56. AYET-İ KERİMELER
Şubat 28, 2026 09:57
4
A+
A-

Dünya Süratle Yok Olacaktır

 

45- Allah o gün hepsini bir araya toplayacak, onlar da (dünyada) sanki gündüzün bir an kaldıklarını sanacaklar. O gün aralarında tanışacaklar. Allah’ın huzuruna çıkacaklarını yalanlayıp doğru yolu bulamayanlar en büyük hüsrana uğrayacaklardır.

 

Açıklaması

 

Allah Tealâ kıyametin kopacağını ve kıyamet günü insanların kabirlerin­den kalkıp mahşer yerine toplanacaklarını hatırlatarak şöyle buyuruyor: “Al­lah o gün hepsini bir araya toplayacak…” (Yunus, 10/45).

Yani, Ey Rasulüm! Onlara hatırlat ve Allah’ın insanları öldükten sonra di­riltip hesap ve karşılık verme meydanına toplayacağı gerçeği ile onları uyar. O gün onlar dünyada sadece bir saat -buradaki saat, sürenin azlığını ifade etmek için verilen bir misaldir- kısa bir müddet kaldıklarını, sonra bu hayatın bittiği­ni sanacaklar. Dirildikleri zaman birbirleriyle tanışırlar, sonra dehşetli olaylar sebebiyle tanışma kesilir. İnsanların bu korkunç tabloda dünya hayatını kısa bir müddet şeklinde takdir etmeleri Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette tekrarlan­maktadır: “Onlar kendilerine vaad edilen günü (o günün dehşetini) gördükleri zaman, dünyada sanki gündüzün bir an kalmışlar gibi sanacaklardır.” (Ahkaf, 46/35). “Onlar kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam veya bir kuş­luk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.” (Naziat, 79/46). “Kıyamet koptuğu gün günahkârlar dünyada kısa bir zamandan fazla kalmadıklarına yemin ederler.” (Rum, 30/55). “Allah yeryüzünde kaç yıl kaldınız” der. Onlar da “Bir gün veya bir günden daha az bir zaman kaldık. Hesaplayanlara sor” derler. Al­lah şöyle der: Sadece az bir zaman kaldınız. Keşke bilseydiniz.” (Müminun, 23/112, 114).

Bundan sonra Allah Tealâ onların hüsranda olduklarını ilan ederek şöyle buyurdu: Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan o kâfirler büyük bir kayba uğra­yarak cennet sevabını kaybettiler. Zira onlar imanı küfürle değiştirmişler ve salih ameller işleyerek elde edecekleri kazanç ve menfaat yollarını bulamamış­lardır. Ne kadar da kayıp içindedirler! Bu Allah tarafından şiddetli bir taaccüp ifadesidir. [1][22]

 

Müşriklerin Hem Dünyada Hem De Ahirette Azaba Uğramaları

 

46- Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kıs­mını (sen hayatta iken) sana göstersek de (bunu görmeden) senin ruhunu alsak da onların dönüşü nihayet bizedir. Son­ra Allah onların yaptıklarına da şahittir.

47- Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiğinde onların ara­larında adaletle hükmedilir ve onlara asla haksızlık yapılmaz.

48- “Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad edilen (gün) ne zaman?” derler.

49-  De ki: “Allah’ın dilediğinden başka ne bir zarar, ne de bir fayda verme gü­cüne sahip değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geciktirebilirler, ne de öne alabilirler.”

50- De ki: “Söyleyin bana, Allah’ın azabı size gece veya gündüz gelirse ne yapar­sınız?” Suçlular niye acele ediyorlar?

51-  Azap başınıza geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? Onlara “Şimdi mi, inanıyorsunuz? Halbuki siz onu (azabı) daha çabuk istiyordunuz!” denir.

52-  Sonra da “Zulmedenler ebedî azabı tadın! Sizler sadece yaptıklarınız sebe­biyle cezalandırılıyorsunuz” denir.

53- “Bu anlattığın şey gerçek mi?” diye sana sorarlar. De ki: “Evet! Rabbime ye­min ederim ki, o haktır. Siz bunu önle­yemezsiniz.”

54- Zulmeden herkes, yeryüzünde bulunan her şey kendinin olsa hepsini azaptan kurtulmak için feda ederdi. Azabı görünce pişmanlıklarını gizlemeye çalı­şırlar. Aralarında adaletle hüküm veri­lir, onlara asla haksızlık yapılmaz.

55- İyi bilin ki, göklerde ve yerde bulu­nan her şey Allah’ındır. Yine iyi bilin ki Allah’ın vaadi gerçektir. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

56-  O hem diriltir, hem öldürür. Ancak O’na döndürüleceksiniz.

 

Açıklaması

 

Müşrikler Peygamberimiz (s.a.)’in azapla korkutmasını yalanlıyorlar, onu yalanlamak ve onunla alay etmek için de o azabın acil olarak gelmesini istiyor­lardı. Rasulullah (s.a.)’m davetinin son bulması için onun ölmesini temenni ediyorlardı.

Allah (c.c.) Rasulüne hitap ederek onlara şöyle cevap verdi: Onlardan sen hayatta iken intikam alırsak Bedir, Huneyn vs.de olduğu gibi gözün aydın olur. Eğer böyle bir azaptan önce senin ruhunu alırsak durum ne olursa olsun onların dönüşü bize olacaktır. O halde onların azabını sana ahirette gösteririz. Allah onların senden sonraki davranışlarını da gayet iyi bilmektedir. Onlara bilerek ve doğru şahitlik ederek gereken cezayı verecektir:

“Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de veya sana gös­termeden senin ruhunu alsak da, sana düşen ancak tebliğ etmektir. Hesaba çek­mek yalnız bize aittir.” (Ra’d, 13/40).

Bu da Allah Tealâ’nın Peygamberine dünyada kâfirlerin zelil ve rezil rüs-vay olmalarının çeşitli örneklerini göstereceğine, vefatından sonra da fazlasıyla göstereceğine delâlet etmektedir.

Sadece Peygamberimiz (s.a.) ile kavminin durumu değil, bütün peygam­berlerin kavimleriyle olan durumu böyle olacaktır.

Çünkü Cenab-ı Hak geçmiş ümmetlerden her birine, onları Allah’a ve ahi-ret gününe iman etmeye, ahirette can yeleği olacak salih amel işlemeye davet eden bir peygamber göndermişti. Çünkü Yüce Allah, geçmiş her topluma pey­gamber gönderildiğini beyan etmektedir: “Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı (Peygamber) bulunmuş olmasın.” (Fatır, 35/24).

Peygamberleri apaçık mucizelerle onlara geldiğinde onu yalanladılar. Al­lah da peygamberle onlar arasında adaletle hüküm verdi: Onlar azaba uğraya­cak, Allah Peygamberini ve onu tasdik edenleri kurtaracaktır. Onlar Allah’ın hükmünde onlara inecek azap konusunda zerre kadar haksızlığa uğramaya­caklardır. İşlemedikleri bir günah sebebiyle cezalandırılmayacaklardır.

Rasulullah (s.a.) her ne zaman müşrikleri, şirk koşmalarına ceza olarak bir azabın inmesiyle tehdit etse ve azap gelmese Kureyş kâfirleri Peygamberi­miz (s.a.) ve müminleri yalanlamak ve onlarla alay etmek için “Siz bu tehdidi­niz ve sözünüzde samimi iseniz, bu azap ne zaman gelecek?” diyorlardı.

Cenab-ı Hak onlara bu şüpheyi tamamen ortadan kaldıracak bir ifadeyle cevap verdi:

Ey Rasulüm! Acele olarak azabın gelmesini isteyenlere de ki: Ben bir beşe­rim. Allah dilemedikçe bir zararı engelleme veya bir fayda temin etme gücüne sahip değilim.

Bundan maksat, düşmanlara azabın indirilmesine ve müminlerin zafere ermesine Allah’tan başka hiçbir kimsenin muktedir olmadığını beyan etmektir. Allah Tealâ bu azap için belirli bir vakit tayin etmiştir. Bu, Allah’ın şanmdan-dır. Rasulullah’a gelince, onun görevi Allah tarafından geleni tebliğ etmekle sı­nırlıdır.

Buradaki istisna Ehl-i sünnete göre “istisna-i munkatı” dır. Yani bu konu­da Allah’ın dilediği olacaktır.

Bütün ümmetlerden herbir ümmet için zamandan veya ömürden takdir edilen bir müddet vardır. Ecelleri gelince de ne peygamberleri ne de bir başkası o müddeti öne alamaz, kendisi için takdir edilen zamandan bir an bile gecikti­remez.

Bundan sonra Allah Tealâ bir başka cevap verdi: “De ki: Söyleyin bana…” Ey Rasulüm! Onlara şöyle söyle: Size Allah’ın azabı gece yatarken veya gündüz çalışırken gelirse bana durumunuzu ve yapabileceğiniz şeyi söyleyin bakalım.

Hangi azabı derhal istiyorsunuz? “Dünya azabını mı, yoksa ahiret azabını mı? Her iki azap da şiddetli bir şekilde meydana gelecektir. Acele olarak istedi­ğiniz her azap bilgisizliğinizden ve ahmaklığınızdandır. Sonra bunda sizin için ne fayda vardır? Eğer “Biz o zaman iman ederiz” derseniz, zorluk ve ümitsizlik zamanındaki iman geçersizdir. Yakın azap dünya azabıdır. Onu kıyamet günü ondan daha şiddetli bir azap izleyecektir.

“Azap başınıza geldikten sonra mı iman edeceksiniz?” ayetinin manası bu­dur. Yani iman etmek için bu azabın gelişini mi bekliyorsunuz? Gerçekten bu azap meydana gelince, imanın fayda vermeyeceği bir zamanda mı iman edecek­siniz? Sizi o zaman azarlamak için, mecbur kalarak ve zorla Allah’a ve Rasulü-ne şimdi mi iman ediyorsunuz. Halbuki siz bundan önce alaylı, tahkir edercesi­ne, yalanlayarak ve kibirlenerek, acil olarak azabın gelmesini istiyordunuz.

Bundan sonra küfür ve isyanla Rasulullah’ı ve tehdit ettiği azabı yalanla­mak suretiyle kendi nefislerine zulmedenlere şöyle denir: Allah’ın sizin için da­imî ve ebedî olan azabını tadın bakalım. Sizler sadece kendi isteğinizle işlediği­niz küfür ve masiyet sebebiyle cezanızı çekeceksiniz. İşlediğiniz şeyler sebebiy­le şeklindeki bu cümlenin azap ve cezanın söz konusu edildiği her yerde zikre­dilmesi ilâhî terazinin rahmet kefesinin umumiyetle daha ağır, azap kefesinin ise daha hafif olduğuna delildir.

Bu ayetin zahirî manasına göre ceza amelin cinsinden verilir ve ameli va­cip kılar. Çünkü bu ceza Ehl-i Sünnet’e göre sırf vaad hükmünde olup vaciptir. Mutezileye göre de vaciptir. Çünkü salih amel işlemek sevabın verilmesini Al­lah’a vacip kılar.

Yine bu ayet Cebriyye’nin görüşüne muhalif olarak kulun hem hayır, hem de şerri irade edip işleyebileceğine delâlet etmektedir.

“Bu vaad ne zaman1?” suallerine karşılık Cenab-ı Hakkın cevap vermesine rağmen kâfirler- Allah’ın bildirdiğine göre- tekrar Rasulullah (s.a.)’a dönüp ay­nı soruyu bir defa daha sordular: “Bu anlattığın şey gerçek mi?”

Ey Rasulüm! Onlar dünyada işlediğimiz günahlara karşılık dünya ve ahi-ret azabının meydana geleceği gerçek bir söz mü, yoksa sadece bir korkutma ve tehdit mi diye senden bilgi isterler.

Bu sorunun tekrar edilmesi müşriklerin yalanladıkları şeyler hususunda tam bir kanaat sahibi olmadıklarını, onları azaptan korkma ve endişe duyma şeklindeki şiddetli bir duygunun kapladığını göstermektedir.

Ey Rasulüm! Onlara de ki: Rabbime yemin ederim ki, evet! O değişmeyen, hiçbir şeyin engelleyemeyeceği mutlaka meydana gelecek haktır. Siz bunu aciz kılamazsınız, yani azabı önleyemezsiniz. Sizin toprak oluşunuz Allah’ın sizi yoktan var ettiği gibi yeniden yaratmasına da engel değildir.

“Bir şeyin olmasını dilediği zaman O’nun emri sadece “Ol” demektir. O da hemen oluverir.” (Yasin, 36/82).

Bu ayetin benzeri Kur’an-ı Kerim’de sadece iki ayet vardır. Allah Tealâ bu ayetlerde ahireti inkâr edenlere karşı kendisine yemin etmesini emrediyor. Bu iki ayetin biri Sebe’ suresindedir:

“Kâfirler “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. Sen onlara şöyle de: Hayır, Rabbime yemin ederim ki, kıyamet size mutlaka gelecektir.” (Sebe, 34/3).

Diğer ayet Tegabün suresindedir: “Kâfirler öldükten sonra hiç dirilmeye-ceklerini iddia ederler. De ki: Hayır, Rabbime yemin ederim ki, öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz. Sonra da yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu, Allah’a çok kolaydır.” (Tegabün, 64/7).

Bundan sonra Cenab-ı Hak kıyametin bazı zorluklarını ve korkunç du­rumlarını anlattı. Kıyamet koptuğu zaman kâfir yeryüzü dolusu altını olsa azaptan kurtulmak için feda ederdi.

Pişmanlığı gizlediler. Onlar şiddetli azabı görünce şaşkın ve suskun bir halde kaldılar. Halbuki açıktan pişman olduklarını ifade ediyorlar ve Cenab-ı Hakkın naklettiği gibi “Allah’a karşı işlediğim kusurlardan dolayı vah bana!” diyorlardı.

Bundan sonra Cenab-ı Hak o gün hiçbir haksızlığın olmayacağını açıkladı: “Aralarında adaletle hüküm verilir.”

Yani Allah zalimlerle mazlumlar arasında adaletle hükmeder. Çünkü kâ­firler mutlaka azaba mahkûm olsalar da, Allah Tealâ dünyada birbirlerine zul­mettikleri şeyi ortadan kaldırmak için mutlaka aralarında adaletle hükmede­cektir. Allah’ın hükmüne göre bazılarının azabı hafifletilir, diğerlerinin azabı ise ağırlaştırılır.

Bunun ardından zalimin feda edecek hiçbir şeyinin olmadığını, bütün mül­kün sahibinin ve ona ceza verecek olanın Allah olduğunu, çünkü Allah’ın göklerin ve yerin gerçek maliki olduğunu, her şeyin O’nun mülkiyeti ve hakimiyeti altında olduğunu, O’nun vaadinin gerçek olup mutlaka meydana geleceğini, fa­kat öldükten sonra dirilmeyi ve hesabın görülmesini inkâr eden kâfirlerin ço­ğunun ahiretten gafil olmaları ve kudretli, hikmetli tek İlâh’a iman etmemeleri sebebiyle ahireti bilmediklerini anlattı. Allah onlara gerçeği ve kendisinden başka her şeyin kendisinin mülkü olduğunu açıkladı.

Allah’ın öldükten sonra diriltmeye, mükâfat ve azap vererek amellere kar­şılık vermeye kadir olduğunun delili, Allah’ın hem dirilten, hem öldüren olması ve öldükten sonra Allah’ın dirilttiği bütün mahlûkatın Ona dönecek olması, Allah’ın da amellere karşılık vermek, hesabını görmek için onları mahşer ye­rinde toplamasıdır. [2][23]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.