sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

Tohumu Sen Attın, Hasadı Kim Topladı?

Mart 6, 2026 11:59
27
A+
A-

Tohumu Sen Attın, Hasadı Kim Topladı?

Hamd Sena övgü Adaletin yegane sahibi alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celleye mahsustur. Salat ve selam adaletin vücut bulduğu Resulu Ekrem (s.a.v)’e onun ehli beytine ashabına ve tüm müminlerin üzerine olsun.

İnsan, dünya hayatında heybesini ahiret azığıyla doldurmaya çalışan bir yolcudur. Kimimiz teheccüdle seccadeyi ıslatır, kimimiz dilimizden zikri düşürmeyiz. Ancak tasavvuf ehlinin dediği gibi: “Amel bir gövdeyse, ihlas ve edep onun ruhudur.” Ruhsuz bir beden nasıl ceset ise, edepsiz ve kul hakkıyla kirletilmiş bir ibadet de manevi bir ölüden farksızdır.

 

Gece gündüz ibadet edip de dilini gıybetten, kalbini kibirden arındıramayan kişinin hali, delik bir kovayla su taşımaya benzer. Kova doluyor sanırsınız, oysa su süzülüp gitmekte, geriye sadece yorgunluk kalmaktadır.

 “Başkalarının ayıbını senin önünde sayıp döken, senin ayıbını da başkalarına götürecektir. Böyle birinin dostluğundan sakın; o senin sevaplarını başkasına, başkasının günahını sana taşır.”

 (Sadi Şirazi)

 

Rivayet edilir ki zamanında bir adam hikmet ehlinin yanına gitmiş ve ona demiştir ki;

 “Tanıdığım bir kişi var. İbadeti çok sever.

Teheccüde kalkmadan duramaz. Kur’ân okumayı çok sever, zikirden lezzet alır. Fakat… dili gıybetten, kırmaktan, kötü sözlerden bir türlü kurtulmaz. Bu adamın hâli nedir? Bu nasıl bir çelişkidir?”

 

Hikmet ehli zat tebessüm etmiş ve şöyle buyurmuş:

“Allahu Teâlâ o kişinin gıybetini yaptığı hakkına girdiği insanları öyle sevmiş ki.. onların amel defterini doldurmak için gıybet eden bu kişiyi ibadete teşvik etmiş. Onun teheccüdü de, Kur’ân lezzeti de… kendi hanesine değil, hakkına girdiği kimselerin hanesine yazılıyor.”

 

Bu söz çok derin bir uyarıdır.

Zât devam ediyor:

“Sakın ola ki, ‘Ben teheccüd kılıyorum, ben çok Kur’ân okuyorum, ben ibadeti seviyorum’ diye gururlanmayın ve kendinizden bilmeyin. Eger gıybet ediyorsanız.. hakka giriyorsanız belki de yaptığınız bunca ibadet, Allah’ın sevdiği o kulların amel defterini doldurmak içindir, siz hiçbir kâr elde etmeden.”

 

Hasan-ı Basri şöyle demiştir:

“Bir kul, ameliyle sevinmeye başladığında helâkı yaklaşmıştır.”

Çünkü sevinç Allah’a değil, nefsedir.

Hikmet ehli ise şöyle demiştir:

“Allah bazen kuluna ibadet kapısını açar; fakat kabul kapısını açmaz.”

 

Nice insanlar vardır ki secdede gözyaşı döker; fakat aynı göz, kardeşinin kusurunu aramakla meşguldür. Nice diller vardır ki zikirle ıslanır; fakat o dil, bir başkasının haysiyetini kanatır. İşte çelişki burada başlar.

 

Zamanında bir beldede ibadetiyle meşhur bir adam vardı.

Gece namazını hiç terk etmezdi.

Sabahlara kadar Kur’ân okur, gözyaşı dökerdi.

İnsanlar onu görünce:

“Ne büyük âbid!” derlerdi.

Fakat bu adamın bir hâli vardı ki kimse bilmezdi:

Dili keskin, kalbi katıydı.

İnsanların kusurunu konuşur, fakiri küçümser, sıradan gördüğü kimseleri hor görürdü.

Aynı beldede bir de oduncu vardı.

Ne ilmi vardı ne uzun ibadetleri…

Gündüz ormanda çalışır, akşam yorgun argın evine dönerdi.

Fakat kalbi yumuşaktı.

Kimseyi incitmez, kendini kimseden üstün görmezdi.

Hor görüldüğünde susar, kırıldığında “Allah affetsin” derdi.

 

Bir gece âbid yine teheccüde kalktı. Uzun uzun secde etti.

Sabah olunca çarşıda oduncuyu gördü. Elbiseleri yamalıydı.

İçinden geçirdi:

“Ben geceleri Rabbimin huzurundayım, bu ise dünya peşinde.”

 

O an kalbinden kibir geçti.

O gece âbid bir rüya gördü.

 

Rüyasında iki defter açıldı.

Birinde kendi amelleri yazılıydı.

Diğerinde oduncunun.

 

Şaşkınlıkla gördü ki, kıldığı nice teheccüdler, döktüğü gözyaşları kendi defterinde yoktu.

Oduncunun hanesinde parlıyordu.

 

Titreyerek sordu:

Ya Rabbi! Ben kılmıştım o namazları!”

Hitap geldi:

 

“Evet, sen kıldın. Fakat kendinden bildin.

Onu hor gördün. Kalbini kırdın.

Biz de sevdiğimiz kulun kalbini teselli etmek için senin amellerini ona yazdık.”

 Âbid ağlayarak uyandı.

Sabah ilk işi oduncuyu aramak oldu.

Onun kapısında durdu, elini öptü ve helallik istedi.

Demek ki mesele çok amel değil;

ameli taşırken kalbi koruyabilmek, dili muhafaza edebilmektir.

 

Hasan-ı Basri der ki:

“Bir kimsenin dinindeki fesadı görmek istersen, onun insanlara karşı diline bak.”

Çünkü dil kalbin tercümanıdır.

 

Biz bazen zannederiz ki ibadet sevgisi bize ait.

Oysa hak hukukuna riayet etmeyen bir kul için bu itaat, kendi yararına değil; hakkına girdiği insanın kazancınadır.

 

Allah(c.c) kulun kalbini bilen olduğu için, o ameli sahibine değil; sabırla ezilen, hor görülen, susturulan bir kuluna yazar.

 

Kul kendini yükseliyor zannederken aslında başkasının derecesine merdiven olur.

 

Ne acı bir akıbet..

 

Belki de sen yaptığın bütün ibadetlerinde, Allah’ın sevdiği bir kuluna ikram için seçilmiş bir vasıtasın.

 

Ne ağır bir ihtimal..

 Velhamdülillahi Rabbil Alemin.

Yazarın Diğer Yazıları
Şubat 5, 2026 11:59
Ocak 6, 2026 11:59
Aralık 3, 2025 11:59
Kasım 8, 2025 11:59
Ekim 15, 2025 11:59
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.