VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 75. VE 78. AYET-İ KERİMELER
Hz. Musa (A.S.) Ve Firavun Kıssası -1-Hz. Musa (A.S.) İle Firavun Arasındaki Konuşma
75- Onlardan sonra Musa ve Harun’u, Firavun ve topluluğuna mucizelerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
76- Tarafımızdan onlara hak gelince “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
77- Musa, “Size gelen bu gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz? Bu hiç sihir olabilir mi? Sihirbazlar asla kurtuluşa eremezler” dedi.
78- Onlar da (Musa’ya) “Sen bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz dinden çevirip yeryüzünde idare ikinizin olsun diye mi, bize geldin? Biz, ikinize de inanmıyoruz” dediler.
Açıklaması
Bu ayetlerde Hz. Musa (a.s.) kıssasının ilk bölümü yer almaktadır. Ayetlerin geniş manası şu şekildedir:
Bu peygamberlerden sonra biz Musa ve kardeşi Harun’u Mısır kralı Firavun ile etrafındaki adamlarına gönderdik.
Diğer insanlar iman ve küfürde bunlara tabi oldukları için burada zikre-dilmemişlerdir.
Bu iki peygamberi Araf suresinde zikredilen mucizeler[1][35] ve diğer mucizelerle gönderdik. Fakat onlar hakka uymayıp, hakka boyun eğmeyip, Musa ve Harun (a.s.)’a iman etmeyerek büyüklük tasladılar. Böylece günahkâr, suç işlemeyi alışkanlık haline getiren, kâfir, büyük günahları çekinmeden işleyen, suç işlemekte, haksızlık yapmakta ve yeryüzünde fesat çıkarmakta kökleşmiş bir kavim oldular.
Musa (a.s.) onlara gerçek ulûhiyet ve rububiyeti gösteren delilleri getirince inat ederek, isyan ederek ve nefsî arzularını tatmin etmek için “Bu gerçek apaçık bir sihirbazlıktır” dediler. Bu ifadede yer alan tekit harfi olan “gerçekten” manasına gelen “inne” kelimesi, “bu” manasındaki isnı-i işaret, haberin başındaki “lâm” ve cümlenin isim cümlesi oluşu onların bu ifadedeki tekitlerini, kesin olarak böyle inandıklarını gösterir. Ancak onlar da bu söylediklerinin yalan ve iftira olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Vicdanları (bu mucizelerin) doğruluğuna kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ettikleri ve büyüklük tasladıkları için o mucizeleri inkâr ettiler.” (Nemi, 27/14).
Musa (a.s.) onların bu ifadelerini reddetmek ve azarlamak kasdıyla şöyle dedi: “Siz batıl olan sihirbazlıktan son derece uzak apaçık hak olan bir şey için “Bu sihirdir” demekle bu gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz? Hayret doğrusu sizlere! Bu, hiç sihir olabilir mi? Halbuki siz sihrin sadece hayalî ve göz boyamadan ibaret olduğunu biliyorsunuz. Eğer sihir olsaydı neticede bozulur ve sihirbazların sihrini de iptal etmezdi. Sihirbazlar gerçekler sahasında, dinî meselelerde, hayatın asıl şartlarında ve memleket kurmada başarılı olamazlar. Çünkü sihirbazlık bir göz boyama ve el çabukluğundan ibaret olup gerçeği asla değiştiremez.
Onların “Bu bir sihirdir” sözü hazfedilmiştir. “Siz gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz?” sorusu inkâr içindir. Bundan sonra “Bu hiç sihir olabilir mi?” şeklindeki diğer bir inkâra geçti. Firavun ve kavminin bu sözlerini inkâr için onların ikinci ifadeleriyle yetinip birinci ifadeleri hazfedilmiştir.
Firavun kavmi de Hz. Musa (a.s.)’nın bu sözüne karşılık, babaları ve ataları körükörüne taklit etme, eski âdetlerin ve batıl dinî inanışların mirasçısı olmaktan başka tutunacakları bir şey bulamayan güçsüz ve delilleri iflâs etmiş insanlar gibi şu cevabı verdiler: “Ya Musa! Sen bizi babalarımızın ve atalarımızın dininden çevirmeye ve böylece ikiniz yeryüzünde dinî ve dünyevî başkanlığı, azameti, hakimiyet ve saltanatı ele geçiresiniz diye mi bize geldin? Biz eskilerin ve ataların dinine aykırı olan ve bizi çağırdığınız bu yeni dininize inanmıyoruz.”
Peygamberlerin yalanlanmasının sebebi daima bu olmuştur.
Firavun ve kavmi önce Hz. Musa (a.s.)’yı muhatap aldılar. Çünkü onları getirdiği kitaba iman etmeye ve Allah’ın birliğini kabul etmeye, putlara tapınmayı terk etmeye davet eden o idi. Sonra davetin maddî meyveleri olan nüfuz, sulta ve azamet sahibi olma hususunda Hz. Musa (a.s.) ile birlikte kardeşini de muhatap kabul ettiler. [2][36]