RABLERİNDEN BİR HİDAYET ÜZERİNDEDİRLER
RABLERİNDEN BİR HİDAYET ÜZERİNDEDİRLER
Tüm hamdler yaratan, yaşatan, yöneten ve diriltip hesaba çekecek olan Allah (cc)’a aittir. Salat ve selam son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e ve selam O’nun aline, ashabına ve tüm müminlerin üzerine olsun.
Allah (cc)’nün dini olan İslam’ın ilk adımı olan iman ancak aklın vahye yönelip tabi olmasıyla mümkün olmaktadır. İman dediğimiz kavram, inanmak, güvenmek, bilerek anlayarak tasdik etmek demektir. Yoksa anlamadığı ya da manası hakkında bilgi sahibi olmadığı bir çağrıya sırf etrafına bakıp taklit ederek “ben de inandım” demek ancak bir hayal peşinde koşmak demektir. Bu nedenle Allah (cc) yeryüzüne gönderdiği insana yolunu bulabilmesi adına bilgiler göndermiştir. Bu bilgiler peygamberler aracılığıyla insanlara iletilmiş ve onlardan bu bilgilere temiz bir akıl ile yaklaşıp Hakka tabi olmaları ve yaratılış gayelerine göre bir hayat yaşamaları istenmiştir. Gönderilen peygamber ve vahye sağlıklı bir şekilde kulak vererek değerlendiren ve nasıl inanması ve yaşaması gerektiği konusunda tam bir kalp tatmini ile hidayete tabi olanlardan Allah(cc) şu şekilde bahsetmektedir.
“Onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzerindedirler.” ( Bakara,5)
Dikkat edersek , “onlar hidayet üzerindedirler” değil “Rablerinden gelen bir hidayet üzerindedirler” buyuruyor Allah(cc). Bu noktada hidayete tabi olmak isteyen ve tabi olanlar şunları dikkate almalıdırlar.
- Gerçeğin bilgisi Allah(cc)’a aittir. Bu bilginin mükellef olan bizlere hitap eden kısmı Kur’an ve Sünnet’tir. Bu bilgiye kulak vermeyenlerin hidayette olması bir yana hidayeti bulması dahi imkansızdır.
“Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir.” (İsra,9)
- Hidayetin bilgisi insanlar içinde ilk olarak Peygamberlere iletilir. Onlar da insanlara bu bilgi ile davette bulunurlar. Peygamberlerden sonra onların izinden giden müminler bu davet görevini yürütürler. Fakat buradaki davetin tüm aşamaları Rabbani olmalıdır. İnancı ve ameli Rabbani, yani Allah’tan başka Rab kabul etmeyen ve her türlü şirkten uzak bir çağrıdır bu. Din namına cahiliyenin batıl ve hurafe dolu düşünce ve fikirlerinden uzak, onlarla aynı noktada asla buluşma imkânı olmayan, saf ve tertemiz tevhit çağrısıdır. Dolayısıyla hidayet, doğru yol budur.
“De ki: Doğru yol ancak Allah’ın yoludur.” (Bakara,120)
- Doğruyu , gerçeği yani hidayeti arayan akıl sahipleri sadece Allah’a yöneldiklerinde, O’nun rızasından başka bir amaç gütmeden vahye yöneldiklerinde doğruyu bulma olasılığı yüksektir. Yoksa, Allah’ın vahyine O’nu razı edip ahirette mutlu olmak hedefi dışında başka hedeflere yaklaşım gösterenler için Kur’an yol gösterici olmayacaktır.
“Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” (İsra,82)
Dolayısıyla, inanç ve yaşantısında saf ve makbul bir bağ ile Allah (cc) ‘a kulluk yapmak isteyenler şunları bilmelidir.
- Vahiyden beslenmek zorunludur. Yoksa hakikati asla bilemem.
- Önce şirkin her türlüsünden arınmalıdır. ( zahir- batın)
- Vahiy ile olan ilişkisi ( öğrenme, idrak etme, şuurlanma, amel etme vb) sadece Allah için olmalıdır.
Bu adımları sağlıklı bir şekilde atabilen bir kişi Allah(cc) izni ve yardımıyla O’nun yolunda, Peygamber (sav)’e tabi olarak bir hayat yaşamak için önemli bir mesafe kat etmiş olur. Çünkü Kur’an artık onun için yol gösterici olmuştur, bu Kitabı indiren de O’nun yardımcısı olur.
Rabbim bizleri gönderdiği Kitabdan istifade edip razı olduğu hal ve fiilleri yerine getiren kullarından eylesin.
Velhamdulillahirabbilalemin