VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 104. VE 109. AYET-İ KERİMELER
İbadeti Sadece Allah Tealâ İçin Yapmak Ve Şirki Terk Etmek
104- De ki: “Ey İnsanlar! Siz benim dinimden şüphe etseniz de (iyi bilin ki) ben, Allah’tan başka taptığınız şeylere asla ibadet etmem. Ancak sizin canınızı alacak olan Allah’a ibadet ederim. Bana müminlerden obuam emredihniştir.”
105- Yüzünü tevhid dinine çevir. Sakın Allah’a şirk koşanlardan olma.
106 ” Allah’ı bırakıp sana ne faydası dokunacak, ne de zarar verebilecek şeylere ibadet etme. Eğer bunu yaparsan o zaman sen de zalimlerden olursun.
Allah seni bir zarara uğratırsa, onu senden kaıdıracak olan ancak O’dur. Sana bir hayır dilerse O’nun lütfuna mani olacak kimse yoktur. O lütfunu ^ kullarından dilediği kimseye verir. O
çok mağfiret edici ve çok merhamet edendir.
Açıklaması
Allah Tealâ Rasulü’ne (s.a.) Mekke halkına şöyle söylemesini emrediyor: Siz benim dinimi bilmiyorsanız ben size bu dini tafsilatıyla açıklayayım. Eğer siz Allah’ın bana vahyettiği ve benim size getirdiğim tevhid dininin doğruluğundan şüphe ediyorsanız onun vasıflarını size anlatayım ve siz onda şüpheye yer olmadığını iyi bilin.
O da şudur: Ben Allah’ı bırakıp da taptığınız taşlara ve benzeri şeylere tapmam. Çünkü bunların ne faydası dokunur, ne de zararı. Bilakis ortağı olmayıp tek olan, size can verdiği gibi sizin canınızı alacak olan, sonra kendisine döneceğiniz Allah’a ibadet ederim. Ben Allah’a hakkıyla inanan, O’nu tam manasıyla bilip tanıyan kimselerden olmakla emrolundunı.
Bu ayette hak dinde şüphe edilemeyeceği ve sağlam akıl ve selim fıtrat sahiplerinin bunu gayet güzel karşılayacağı şeklinde tariz yapılmıştır. Ama taptıkları putlar ise batıl ve asılsız oldukları kesin olup ne düşünebilirler, ne zararları, ne de faydaları dokunur. Ondan her akıl sahibi uzak durur. Çünkü bu putlar sadece taştırlar.
Dikkati çeken bir nokta şudur: İfadeye önce Allah’tan başkasına kulluğu reddetmekle başlandı. Çünkü her şeyde ıslah maksadıyla eskiyi kaldırmak, yeniyi yerine yerleştirmenin başlangıcıdır. Boşaltmak süslenmenin öncüsüdür.
Bundan sonra Allah’a kulluğu ispat etmeye geçildi. Böylece önce Allah’tan başkalarına kulluğu terk etmenin gerekli olduğu, sonra Allah’a kullukla meşgul olmanın gerekliliği beyan edildi.
Sonra da yapılan amelin itikatla birlikte uyum sağlamasının vacip olduğuna delâlet etmek için, bedenî amel olan ibadetten sonra iman ve Allah’ı bilme konusuna geçti. Çünkü iman ve Allah’ı tanıma nurunun tecelli ettiği sahih itikattan fışkırmadıkça hiçbir amelin faydası olamaz.
Putlara tapmaktan, canları alan ve kendisine ibadet edilecek Allah’ın ispat edilmesine geçilmesi ve canlan alma vasfının zikredilmesiyle yoktan var etmeye ve sonradan diriltmeye işaret edilmiştir.[1][48]
Ben müminlerden olmakla ve yüzümü hak dine çevirmekle, yani dinî hususlarda emirlere sarılıp nehiylerden kaçınmakla, sadece Allah’a ihlâsla kulluk etmekle, hanif olmakla yani şirk ve batıldan yüz çevirerek hak dine bağlanmakla emrolundum.
Bunun için Cenab-ı Hak “Sakın Allah’a şirk koşanlardan olma!” buyurdu. Yani Allah’a kulluk ederken bir başka ilâhı Ona ortak koşanlardan olma. Bu ayet de (… emrolundum) ayetine atfedilmiştir. Yani ona “müminlerden ol, yüzünü hak dine çevir, şirk koşma” denilmiştir.
“Yüzünü hak dine çevir” yani istikamet üzere ol. Bunun benzeri şu ayet-i kerimedir: “Şüphesiz ki ben Hakka eğilerek yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’am, 6/79).
Bu ayet dua ve ibadetlerde başka bir şeye yönelmeden sadece Allah’a yönelmenin vacip olduğuna delâlet etmektedir. Kim ibadet ve duada kalbiyle Allah’tan başkasına yönelirse, o, Allah’tan başkasına ibadet ediyor demektir.
Bunun için Cenab-ı Hak, “Ey Rasulüm! Allah Tealâ’yı bırakarak, kendisine taptığın zaman sana dünya ve ahirette faydası dokunmayacak, kendisine dua ve ibadet etmeyi terk ettiğin zaman da sana asla zararı olmayacak şeylere dua etme, yalvarma, ibadette bulunma.” diye hitap etmiş gibidir.
Bunu yaparsan, Allah’tan başkasına dua edip ibadette bulunursan o zaman nefsine zulmedenlerden olursun. Çünkü Allah Tealâ’ya şirk koşmaktan daha büyük bir zulüm yoktur. Kulluğu lâyık olmayan kişiye yapmak da zulmün bir çeşididir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak Allah’tan başkasından fayda ve zarar verme yetkisinin alındığını tekit ederek şöyle buyurdu:
Bedenine ve malına hastalık, fakirlik, elem gibi bir zarar uğrarsa bu zararı ortadan kaldıracak olan sadece Allah’tır. Allah sana din ve dünyada yardım, refah, nimet ve afiyet gibi bir hayır murad ederse O’nun bu lütfuna mani olacak kimse yoktur. Zira O’nun kaza ve kaderini reddedecek hiçbir güç mevcut değildir. O’nun hükmünü değiştirecek, ihsanına engel olacak kimse de yoktur. O her şeye kadirdir. Bağışlar veya engeller, verir yahut mahrum eder. Bütün bunları da bir hikmet ve ilimle yapar.
Rahmetinin umumi olması sebebiyle ilâhî lütuf da genellikle umumi olur. Zarar vermeye gelince o mutlaka bir sebeple meydana gelir. Çünkü belâ ancak günah sebebiyle iner ve ancak tevbe ile kalkar.
“Başınıza gelen bir musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz günahlar yüzündendir. O (işlenenlerin) bir çoğunu da affeder.” (Şûra, 42/30).
Allah hangi günahtan olursa olsun hatta O’na şirk koşma bile olsal) kendisine tevbe edip yönelen kimseler için çok mağfiret edici ve çok merhamet edicidir. O tevbeleri kabul eder. O halde Allah’a itaat ile rahmetini kazanın. Günah işleme sebebiyle mağfiretinden ümitsiz olmayın. [2][49]
İslam Hak Dindir Ve Ona Uymak Vaciptir
108- De ki: “Ey İnsanlar! Size Rabbiniz tarafından hak geldi. Kim doğru yola girerse kendi faydası için doğru yola girmiş olur. Kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Ben sizin başınızda bir vekil değilim.”
109- Sana vahyedilene uy! Allah’ın hükmü gelinceye kadar sabret. Allah, hüküm verenlerin en üstünüdür.
Açıklaması
Ey Rasulüm! Şu anda bulunanlara ve bu davetin ulaşacağı bütün insanlara söyle, de ki: Rabbinizden her şeyi açıkça beyan eden, bu dinin hakikatini ve bu şeriatın kâmil bir şeriat olduğunu içinizden bir şahsın diliyle açıklayan hak kitap geldi.
Allah Tealâ Rasulüne bütün insanlara Allah tarafından kendisine gelen kitabın asla şüphe olmayan hakkın ta kendisi olduğunu bildirmesini emrediyor.
Kim onunla hidayete erer, doğru yolu bulursa, Kur’an’ı ve Rasulullah’ı tasdik eder ona uyarsa kendi lehine doğru yola girmiş olur. Yani faydası, hidayete ermenin ve ona uymanın sevabı kendisine ait olur. Kim de sapar ve onun metodundan dışarı çıkarsa kendi aleyhine sapmış olur, yani bunun vebali de kendi üzerine döner.
Ben size sizin işlerinizi görmek sizi mümin kılmak ve imana zorlamak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir vekil değilim. Ben yüz çevirip yalanlayan kimselere Allah’ın azabının geleceğini söyleyen bir uyarıcıyım, hidayet edenleri müjdeleyen bir müjdeciyim. Hidayet ise yalnızca Allah’a aittir.
“Sana vahyedilene uy…” Ya Muhammedi Allah’ın sana indirdiği ve vahyet-tiği emrine uy. Ona sımsıkı sarıl. Davet üzerine ve kavminin eziyetine karşı, insanlardan sana muhalefet edenlere karşı Allah’ın hükmü gelinceye kadar yani Allah seninle onlar arasında kesin bir hükümle hükmedinceye ve sana onlara karşı zafer ihsan edip seni galip kılıncaya kadar sabret, sebat et. Allah hükmedenlerin en hayırlısı, hakimlerin en adili ve en sağlam hüküm verenidir. O tam bir adalet ve sahih bir hikmet sahibidir ve gerçekten vakıaya uygun hükmeder.
Allah Peygamberine (s.a.) verdiği .vaadini gerçekleştirmiş ve Onu mümin ordularla birlikte müşrik topluluklara karşı muzaffer kılmıştır. Onları yeryüzünde halifeler kılmış ve yeryüzünün reisi olan devlet reisleri eylemiştir.
Bu ayetlerde Peygamberimiz (s.a.)’in kavminden gördüğü eziyetlere karşı teselli edilmesi ve onun yardımcıları olan müminlere vaadde bulunulması ve düşmanları olan kâfirlerin korkutulması yer almaktadır. [3][50]