VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
HUD SURESİ
Kur’an’ın Muhkem Olması Ve Allah’a Kulluğa, O’na Yönelmeye Ve Öldükten Sonra Dirilmeye İmana Davet Etmesi
1- Elif, Lâm, Ra. Bu (Kur’an) Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) ve Habîr (her şeyden haberdar olan Allah) tarafından ayetleri muhkem olan (hükmü baki kılınmış olan) ve sonra geniş olarak açıklanmış bir kitaptır.
2- Ta ki, Allah’tan başkasına ibadet et-meyesiniz. Şüphesiz ki ben Allah tarafından sizin için bir uyarıcı ve müjdele-yiciyim.
3- Rabbinizden af dileyin, sonra O’na tevbe edin ki sizi belirlenen vade gelinceye kadar güzelce yaşatsın ve her fazilet sahibine faziletinin mükâfatını versin. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ki ben sizin için o büyük günün azabından korkarım.
4- Dönüşünüz yalnız Allah’adır. O her şeye kadirdir.
Açıklaması
Bu ayetlerin konusu dinin esaslarının belirtilmesidir. Bu esaslar, Kur’an’ın muhkem oluşu ve her şeyi geniş bir şekilde açıklaması, Allah’a kulluğa, tevhide ve Ona yönelmeye davet edilmesi, öldükten sonra dirilme ve ahiret aleminde amellerin karşılığının verileceğine iman edilmesidir.
Bu ayetlerin geniş manası şu şekildedir: Bu hem lafız, hem mana yönünden muntazam, hiçbir noksanlığı bulunmayan, hem şekil hem de mana yönünden kâmil olan, şanlı ve değerli bir kitaptır. Çünkü bu kitap sözleri ve hükümlerinde hikmet sahibi olan, kulların ihtiyaçlarından ve her şeyin neticesinden haberdar olan Allah tarafından gönderilmiştir.
Bu surede diğer surelerde olduğu gibi itikat hakikatlerini beyan etmek ve kâfirlerin batıl inançlarını çürütmek, hayat için en münasip şer’î hükümleri açıklamak ve kıssalar vasıtasıyla en sağlam metodları, faziletleri ve öğütleri beyan etmek, huy ve ahlâkın en değerlilerine uyarıda bulunmak üslûbu benimsenmiştir.
Ta ki, Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz. Yani bu muazzam kitap Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz ve Ona hiçbir şeyi şirk koşmamanız için nazil olmuştur. Yahut bu muazzam ve mufassal kitap eşi ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’a ibadet için yahut Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmemeniz için nazil olmuştur.
“Biz senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, “Benden başka ilâh yoktur. O halde ancak bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25).
“Şüphesiz ki her ümmete ‘Yalnız Allah’a ibadet edin. Tağuttan kaçının diyen bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36).
“Ben Allah tarafından sizin için uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Yani insanlara de ki: Ben size Allah tarafından gönderildim. O’na muhalefet ederseniz azapla sizi uyarıcıyım. O’na itaat ederseniz sevapla müjdeleyiciyim.
Sahih hadiste rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.) Safaya çıkmış ve Kureyş’in en yakın kabilelerini çağırmıştı. Hepsi toplandı. Peygamberimiz (s.a.):
– “Ey Kureyş topluluğu! Size yarın sabah düşman süvarilerinin geleceğini haber versem, beni tasdik edersiniz, değil mi?” diye sordu. Kureyş’liler:
– “Biz senin yalan söylediğini duymadık” dediler. Peygamberimiz (s.a.):
– “Şüphesiz ki ben sizi şiddetli bir azapla uyarıcıyım” dedi.
Bu ifade, Rasulullah (s.a.)’m görev ve vazifesini beyan etmektedir. Bu vazife de kendisine isyan edenleri cehennem ile uyarmak, kendisine itaat edenleri de cennetle müjdelemektir.
“Rabbinizden af dileyin.” Yani size geçmiş günahlardan istiğfar etmenizi, şirk, küfür ve günahlardan af dilemenizi, geçmiş günahlardan pişmanlık duymak, gelecekte bir daha aynı günahlara dönmemeye azmetmek ve bunda devam etmek suretiyle bu günahlardan dolayı Allah’a tevbe etmenizi emrederim. Eğer istiğfar edip günahlardan tevbe ederseniz, Allah sizi dünyada güzelce yaşatır. Yani dünyada güzel bir yaşayış, bol rızık ve peşpeşe nimetlerle hoşa giden güzel faydalı şeylerle ondan istifade etmenizi, belirlenen vade gelinceye, canınızı alıncaya kadar bir müddet daha uzatsın. Nitekim bir ayet-i kerimede “Onu güzel bir hayat içinde yaşatacağız.” (Nahl, 16/97) buyrulmaktadır.
“İstiğfar” ile “tevbe”nin bir arada zikredilmesinin sebebi, tevbe edilmedikçe istiğfarın Allah tarafından kabul edilme imkânı olmadığına delâlet etmek içindir.
İstiğfar bizzat istenen bir taat şeklidir. Tevbe ise istiğfarı tamamlayan unsurlardan olduğu için istenmektedir. Bu iki tabirin (istiğfar ile tevbenin) birbirlerinden ayrı olduğu esasına göre durum böyledir. Çünkü istiğfar mağfireti -günahların örtülmesini kapanmasını affedilmesini- istemektir. Tevbe ise günahlardan tamamen sıyrılmak, geçmişte işlenilen günahlardan dolayı pişmanlık duymak, bu günahlara bir daha dönmemeye, bir daha işlememeye azmetmek demektir. Bu duruma göre ayetin manası “Şirkten tevbe edin, sonra Allah’a itaatle yönelin” şeklindedir.
İstiğfar ile tevbeyi aynı manada kabul edenler “Sonra tevbe edin” ifadesini ‘Tevbeyi ihlâsla yapın. Tevbeye ibadet ve taatle istikamet üzerine devam edin.” manasında almışlardır.
“… Ve her fazilet sahibine faziletinin mükâfatını versin.” Yani ahirette amelinde fazilet bulunan herkese bunun mükâfatım verir, onu eksiltmez.
Dünyada güzel bir yaşayış ve ahirette sevap vermek iki mükâfatı bir arada vermektir. Ancak dünya mükâfatı geçici ve sınırlıdır. Ahiret mükâfatı ise daimidir, mutlaktır, başka bir şeyle kayıtlı değildir.
Bu ayette dünya ve ahiret hayırlarının tamamının ancak Allah Tealâ’dan geldiğine ve sadece O’nun yaratması, meydana getirmesi ve bağışlamasıyla olduğuna işaret edilmektedir. Yine bu ayette dünyadaki nimetlerin tek tek her ferde değil, bütün insanlara toptan verildiğine, ahiretteki mükâfatın ise her ferde hususi olarak verildiğine işaret edilmektedir.
Kur’an’m üslûp ve âdeti şudur: Önce bir hususu ve teşvik için onun faydasını zikreder, sonra da korkutma, tehdit ve nefret ettirmek için o hususun zıd-dını zikreder.
Bundan dolayı Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: Eğer sizi davet ettiğim sadece Allah’a kulluk edip O’nun eşi-ortağı bulunmadığı inancından yüz çevirirseniz ben sizin için o büyük günün -kıyamet gününün- azabından korkarım.
Kıyamet günü, o gün meydana gelen büyük, ağır, şiddetli ve acıklı şeklinde tavsif edildiği gibi, burada da o gün meydana gelecek korkunç ve dehşetli olaylar sebebiyle “Büyük Gün” diye tavsif edilmiştir.
Cenab-ı Hak bundan sonra “Onların dönüşleri her şeye kadir olan Allah’adır, azap ve sevap Ondandır” diyerek o büyük günün azabını beyan etti. Yani kıyamet günü onların dönüşleri kendi dostlarına dilediği şekilde ihsanda bulunmaya ve düşmanlarından intikam almaya o günde mahlûkatı yeniden yaratmaya kadir olan Allah’adır.
“Dönüşünüz yalnız Allah’adır” ifadesi hasr ifade eder. Yani “Dönüşünüz başkasına değil, yalnız Allah’adır” demektir. Bu ifade Allah Tealâ’nın emirlerinden yüz çeviren ve peygamberlerini yalanlayan kimseler için şiddetli bir tehdittir. Çünkü kıyamet günü hiç şüphesiz ona azap ulaşacaktır. Daha önceki teşvike karşılık bu uyarı ve korkutma yapılmıştır. [1][1]
Kâfirlerin Hak’tan Yüz Çevirmeleri
5- İyi bilin ki, onlar gizlenmek için iki büklüm olurlar. Yine iyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü Allah kalplerin özünü çok iyi bilendir.
Açıklaması
İyi bilin ki kâfirler veya müşrikler Allah’a davet ettiğini duyunca Rasulul-lah (s.a.) ve başka hiç kimse kendilerini görmesin diye inat ve küfürde ileri giderek göğüslerini Rasulullah (s.a.)’tan öbür tarafa çevirirler.
Yine iyi bilin ki onlar elbiselerine büründükleri ve bu elbiseleriyle başlarını örttükleri zaman Allah’tan veya Muhammed’den gizlenip de Allah’ın kendilerini görmediğini zannettiklerinde Allah onların kalplerinde gizlediklerini ve dilleriyle açığa vurduklarını iyi bilir. Onların geceleyin gizlediklerini, gündüz açığa vurduklarını iyi bilir.
Yüce Allah “Elâ(: iyi bilin ki)” edatını onların gizlenme vakitlerine işaret etmek için tekrarladı. Zamirin Allah’a raci olması (“Allah’tan gizlenmek için” şeklinde mana verilmesi) “Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir” ayetinin delâleti ile daha evlâdır.
Çünkü Allah kalplerdeki sırları, kalpten geçen duyguları çok iyi bilendir. O halde sırlarının Allah’a gizli kaldığını zannedenler dikkatli olsunlar ve bilsinler ki Allah kâinattaki her şeyden, gönüllerde yer alan şüphe ve vesveselerden haberdardır. O, her insanı gizlediği ve açığa vurduğu şeylerle sorgulayacaktır. [2][2]