sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 25. VE 31. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 25. VE 31. AYET-İ KERİMELER
Mart 21, 2026 09:57
9
A+
A-

Hz. Nuh (A.S.) Kıssası

 

25- Andolsun ki biz, Nuh’u kavmine pey­gamber olarak gönderdik. O kavmine “Şüphesiz ben sizin için apaçık bir uya­rıcıyım” dedi.

26- “Siz sadece Allah’a ibadet edin. Ben gerçekten sizin başınıza acıklı bir günün azabının gelmesinden korkarım” dedi.

27- Nuh’un kavminden ileri gelen kâfir­ler “Biz seni de bizim gibi bir insan ola­rak görüyoruz. Sana içimizden sadece basit görüşlü düşük kimselerin tabi ol­duğunu görüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı olduğunuzu zannediyoruz” dediler.

28-  (Nuh, kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Söyleyin bana Rabbim tarafından elim­de açık bir delil varsa ve bana kendi nezdinden bir rahmet verdiyse ve bun­lar da sizin gözünüzden uzak kaldıysa, istemediğiniz halde size bunları zorla mı kabul ettirelim!

29- “Ey kavmim! Ben bu davetime karşı­lık sizden herhangi bir mal istemiyo­rum. Benim ecrim ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Çünkü onlar da Rablerinin huzuruna çıkacaklardır. Fakat ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum.

30- “Ey kavmim! Allah’a iman edenleri kovarsam Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? Hiç düşünmez misiniz?”

31- “Size, Allah’ın hazinelerin benim ya-nımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmi­yorum. “Ben, bir meleğim” de demiyo­rum. Sizin gözlerinizin düşük gördüğü kimseler için “Allah onlara asla hayır vermeyecek” de demiyorum. Onların gö­nüllerinde olanı Allah daha iyi bilir. Ak­si takdirde ben zalimlerden olurum.”

 

Açıklaması

 

Burada zikredilen bu kıssaların ilki Hz. Nuh (a.s.) kıssasıdır. Cenab-ı Hak bu kıssayı Yunus suresinde zikretmişti. Burada da bu kıssadaki öğütler ve fay­dalı hususlar sebebiyle tekrar zikretti. Bu öğütlerin en önemlisi, Muhammed s.a.)’in de diğer peygamberler gibi bir peygamber olduğunu ve Allah’ın birliği­ne, öldükten sonra dirilişe inanmaya, hesap ve cezanın varlığına davet etmek için gönderildiğini kâfirlere bildirmek idi.

Hz. Nuh (a.s.) kıssası birkaç unsur ihtiva etmektedir. Bunlar Hz. Nuh’un davetinin toplu halde vasıfları, kavmiyle tartışması ve onlara cevap vermesi, kavminin azabın derhal gelmesini istemeleri, Hz. Nuh’un gemiyi yapma şekli, Hz. Nuh kavminin tufanda boğulması, Hz. Nuh ile birlikte iman edenlerin kur­tulması, Hz. Nuh’un oğlunun kendisiyle birlikte kurtulma arzusu.

Hz. Nuh (a.s.) Allah’ın yeryüzünde bulunan putperest müşriklere gönder­diği ilk resul idi. [1][10]

 

Ayetlerin Manası

 

Allah’a yemin olsun ki biz Nuh’u müşrik kavmine peygamber olarak gön­derdik. Nuh kavmine şöyle dedi: “Ben size Allah tarafından gönderilen ve sizi açık bir şekilde uyaran bir uyarıcıyım. Siz Allah’tan başkasına ibadet ederseniz sizi O’nun azabı cezası ile uyarıyorum. Allah’a iman edin, O’nun emrine itaat edin. Ondan başkasına ibadet etmeyin. Ona hiçbir şeyi şirk koşmayın. Zira ben gerçekten kıyamet günün çok acıklı azabından korkuyorum.”

Bundan sonra Cenab-ı Hak kavminin Hz. Nuh’a verdiği cevapları zikretti. Bunlar dört şüphe idi.

  1. a) “Nuh’un kavminden ileri gelenler…” yani kavminin büyükleri, efendileri “Sen de bizim gibi bir beşersin, yani kral değilsin, sadece bize benzeyen bir in­sansın, senin bizden ayrı olan sana itaat etmemizi mecburi kılan bir meyizetin, ayrıcalığın yok” dediler.
  2. b) “Sana içimizden…” kavmimizin ayak takımı, adi insanlar, çiftçiler ve ze-naatkârlar gibi basit meslek sahipleri, fakirler, güçsüzler, basit görüşlü olup da işlerin neticesini düşünmeyen, incelemeyen, araştırmayan kimseler tabi olu­yor. Sen davanda doğru sözlü olsaydın sana şerefli kimseler, fikir erbabı tabi olurdu. Bir ayette de ifade edildiği gibi “Sana düşük insanlar tabi olmuşken, biz sana iman eder miyiz? dediler.” (Şuara, 26/111).
  3. c) “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü görmüyoruz”. Sizin bizden farklı fa­zilet, güç-kuvvet, servet, ilim, akıl, mevki veya görüş hususunda bizi size tabi olmaya sevkedecek açık bir ayrıcalık, üstünlük görmüyoruz: “Eğer bu işte bir hayır olsaydı, onlardan önce biz iman ederdik de önümüze geçemezlerdi.” (Ah-kaf, 46/11).
  4. d) “Aksine sizin yalancı olduğunuzu zannediyoruz.” Yani bizim kanaatimi­ze göre sizin (dünyada) huzur ve ahirette mutluluk iddianızda yalancı olduğu­nuz görüşü ağırlık basmaktadır.

Burada dikkati çeken bir nokta kâfirlerin bu cevabı verirken Hz. Nuh (a.s.)’a tabi olanları da katmalarıdır. Burada hitap Hz. Nuh (a.s.) ve onunla bir­likte iman edenleredir.

Allah Tealâ daha sonra Hz. Nuh’un bu şüpheleri ve Kur’an’m anlatmadığı ve özetlediği yahut onların söylemediği fakat sözlerinden anlaşılan diğer hu­susları bildirdi.

Nuh kavmine dedi ki: Ey kavmim! Söyleyin bana ne yapayım? Görüşünüz nedir? Rabbim tarafından getirdiğin elimde açık bir hüccet varsa ve bununla ben O’ndan gelen bir hak üzerinde olduğumu açık bir şekilde anlıyorsam ve Rabbim bana kendi nezdinden bir rahmet -peygamberlik ve vahiy- verdiyse ve bunlar da sizin gözünüzden uzak kaldıysa, size gizli kaldıysa, buna ulaşamadıysanız ve bunun değerini bilemediyseniz bilakis bunu yalanlamaya ve red­detmeye koştuysanız; siz hiç istemediğiniz ve bundan yüz çevirdiğiniz halde, biz sizi bunları kabul etmeye mi zorlayalım. Zira dine girişte zorlama makul değildir. İşte bu peygamberliğin, cahillerle sıradan insanların görüşüne itibar etmemenin delilidir.

Ey Kavmim! Ben size yaptığım bu nasihatlara karşılık sizden bir mal veya bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah’a aittir. Bu, Hz. Nuh (a.s.)’tan sonra gelen Hz. Hûd, Hz. Şuayb, Hz. Muhammed (s.a.) gibi peygamberlerden de tek­rar tekrar sadır olmuş bir sözdür.

“Ben iman edenleri kovacak değilim”. Yani müminleri kovmak ve mecli­simden uzaklaştırmak benim yapacağım bir hareket değildir. Bundan anlaşıl­maktadır ki tıpkı Peygamberimiz (s.a.) ile Kureyş büyükleri arasında olduğu gibi, kâfirlerin büyükleri kibir, gurur ve benliklerini tatmin etmek için Hz. Nuh’tan kendilerine fakir ve zayıflarla karşılaşmayacakları özel bir meclis tah­sis edilmesi gibi bir takım ayrıcalıklar istiyorlardı: Nitekim Cenab-ı Hak Pey­gamberimiz (s.a.)’e hitaben “Sırf Allah’ın rızasını dileyerek sabah-akşam Rab-lerine dua edenleri huzurunda kovma.” (En’am, 6/52) buyurmuştur.

“Onlar da Rablerinin huzuruna çıkacaklardır.” Bana tabi olanlar da Rab-lerinin huzuruna çıkacaklar, Rabbin sizleri hesaba çekeceği gibi onları da hesa­ba çekecek ve onları kovanları cezalandıracaktır. Fakat ben onları küçümseme­miz ve kovulmalarını istemeniz sebebiyle sizi gerçekleri bilmeyen ve bilgisizlik karanlıklarına yuvarlanan bir topluluk olarak görüyorum. Çünkü insanların birbirlerine üstünlüğü sizin iddia ettiğiniz gibi servet, mal ve mevki ile değil, güzel amel ve üstün ahlak iledir.

“Ey kavmim!” Ben onları kovarsam Allah’ın azabına karşı kim bana yar­dım edebilir? Çünkü “Onları kovarsın ve zalimlerden olursun” (En’am, 6/52) ayetinde olduğu gibi bu büyük bir zulümdür. Siz hiç düşünmez misiniz? Söyle­diğiniz sözleri düşünmez, olanlardan ibret almaz mısınız?

“Ben size., demiyorum.” Yani Peygamberlik benim Allah’ın rızık hazinele­rine sahip olmam ve bu hazinelerde dilediğim gibi tasarrufta bulunmaya muk­tedir olmam demek değildir. Ben de diğer insanlar gibi bir beşerim. Mucizeler ile teyit edildim. Allah’ın izniyle O’na kulluğa davet ediyorum. Allah’ın bana bildirdiğinden başka gaybı da bilmiyorum. Ben meleklerden bir melek de deği­lim. Sizin hakir gördüğünüz ve küçümsediğiniz o insanlar da hiçbir zaman hayra ulaşamayacak ve onların amellerine karşı hiçbir sevap yoktur, diyemem. Çünkü vaadi vardır. Onların gönüllerinde olanı Allah daha iyi bilir. Eğer onla­rın içi de iman hususunda göründükleri gibiyse en güzel dereceler onlarındır, insan onların iç alemlerine hükmetse bilgisi olmayan bir şeyi söylediği için haksızlık yapmış olur.

Bu ayetten maksat Hz. Nuh’un onlara Allah’a karşı boynu bükük ve alçak gönüllü olduğunu ifade etmesidir.

Yine burada peygamberler ile devlet reislerini birbirinden ayıran çizgiye işaret edilmektedir. Peygamberler hiçbir mal hırsı ve menfaat arzusu gözetmeksizin insanları dünyevi ve uhrevi saadetlerini kazanmaları için irşad etme­ye önem verirler. Devlet reisleri ise taraftar toplamak hususunda maddî çıkar­lar vaad etmeye ve kendilerine destek kazanmak için kolayca mal harcamaya güvenirler. Ayrıca bu ayetlerde Peygamberin melek değil, beşer olduğu, gaybı bilmediği ve gayb bilgisinin Allah nezdinde olduğu ifade edilmektedir:

“De ki: Allah’ın dilediğinin dışında, ben kendim için bir menfaat elde et­meye ve bir zarar vermeye kadir değilim. Eğer ben gaybı bilseydim daha çok ha­yır elde ederdim. Ve bana bir kötülük dokunmazdı.” (A’raf, 7/188). [2][11]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.