VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 48. VE 49. AYET-İ KERİMELER
Hz. Nuh (A.S.) Kıssasından Alınacak İbret
48- (Nuh’a şöyle) denildi: “Ey Nuh! Biz- den sana ve seninle birlikte olan üm- metlere verilen selamet ve bereketler icinde (gemiden) in. Ama (onların nes- linden gelen) bazı ümmetleri de bir müddet yaşatacağız. Sonra onlara bi- zim tarafımızdan acıklı bir azap doku- nacaktır.”
49- Bu kıssa, sana vahyettiğimiz gayb ha- berlerindendir. Bundan önce sen de kav- min de bunları bilmiyordunuz. O halde sen de sabret. Şüphesiz ki, hayırlı netice Allah’tan hakkıyla korkanlarındır.
Açıklaması
Allah Tealâ, gemi Cûdi dağı üzerinde oturduğu zaman Hz. Nuh (a.s.)’a, onunla birlikte olan müminlere ve onun zürriyetinden gelecek her mümine verilen selâmı haber vermektedir.
Nitekim Muhammed b. Ka’b şöyle diyor: Kıyamet gününe kadar gelecek kadın-erkek her mümin bu selâma dahil olmuştur. Yine kıyamete kadar gelecek kadın-erkek her kâfir de bu “dünyadan geçici olarak istifade edip nihayet azaba yakalanmak” şeklindeki ifadeye dahil olmuştur.
Ayetin manası şudur: Bizden sana ve seninle birlikte olanların zürriyetinden meydana gelecek müminlere selâmet ve bereket vardır. Yine seninle beraber olan bazılarının neslinden nice ümmetler gelecek, dünyadan geçici olarak yararlanacaklar ama sonunda cehenneme yuvarlanacaklardır.
Hz. Nuh (a.s.) peygamberlerin babası idi. Tufandan sonraki halk ondan ve onunla birlikte gemide bulunanların zürriyetinden gelmiştir.
Böylece selâmet ve bereket ayrı ayrı olmasına rağmen bütün müminleri kaplamıştır. Fakat o müminlerin neslinden bazı ümmetler ve sonradan gelen bazı topluluklar bu dünyada rızık ve bereketlerle geçici olarak yaşatılacaklar, sonra da inkarcılıkları ve inatçılıkları sebebiyle ahirette kendilerine acıklı bir azap verilecektir.
Dolayısıyla Hz. Nuh (a.s.)’tan sonra insanlar iki kısım olmuşlardır:
- a) Bir kısmı mümin ve salih olanlar: Bunlar dünya ve ahirette huzur ve saadet içinde olacaklardır.
- b) Diğer bir kısım ise kâfir olanlar: Bunlarda dünyadan geçici olarak yararlanıp ahirette azaba, uğrayacak olanlardır.
Allah Tealâ daha sonra Hz. Nuh (a.s.) kıssasından alınacak umumi ibreti zikretti: Hz. Nuh (a.s.) ve kavmi hakkındaki bu haberler, sanki senin başından geçmişçesine sana vahyettiğimiz, sana vahiy olarak bildirdiğimiz geçmiş gaybi olayların haberleridir. Bundan önce sen de kavminden her hangi bir kimse de bu haberleri bilmiyordunuz ki, seni yalanlayanlar “Sen bunları birisinden öğrendin” diyebilsinler. Bilakis bunları sana Allah haber vermiştir.
Kavminin içindeki seni yalanlayan kimselerin yalanlamalarına ve sana yaptıkları eziyetlere karşı, sahip olduğun ilâhî mesajı tebliğ etme hususunda tıpkı Hz. Nuh (a.s.)’un kâfirlerin eziyetlerine karşı sabrettiği gibi sen de sabret. Çünkü zafer, kazanç ve kurtuluş Allah’a itaat edip günahlardan kaçınan muttaki kullarındır. Biz sana yardım edeceğiz, seni gözeteceğiz, seni ve sana tabi olanları dünya ve ahirette hayırlı neticeye ulaştıracağız; tıpkı daha önceki peygamberlere yaptığımız gibi, onlara düşmanlarına karşı zafer ihsan ettiğimiz gibi.
“Şüphesiz biz peygamberimize ve iman edenlere… mutlaka yardım edeceğiz.” (Gafir, 50/51).
“Şüphesiz bizim peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımıza ezelden bir vaadimiz vardır: Onlara mutlaka yardım edilecek (zafere ereceklerdir).” (Sâffat, 37/171-172). [1][15]