VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 77. VE 83. AYET-İ KERİMELER
Hz. Lût (A.S.) Kavmi Kıssası
77- Elçilerimiz Lût’a gelince bu durum hiç hoşuna gitmedi ve içi daraldı, ve ‘İşte bugün zor bir gündür” dedi.
78- Bunun üzerine daha önce iğrenç davranışlarda bulunan Lût kavmi hemen koşup ona geldiler. (Misafirleri istiyorlardı). Lût onlara “Ey kavmim! İşte kızlarım. Bunlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun. Misafirlerime karşı (onlara tecavüzde bulunarak) beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir kişi yok mu?” dedi.
79- Kavmi Lût’a “biliyorsun ki, bizim senin kızlarına ihtiyacımız yoktur. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun” dediler.
80- Lût da onlara “Keşke benim size yetecek gücüm olsa (size engel olabilsem) veya sağlam bir köşeye sığınabilsem” dedi.
81- Melekler ‘Ta Lût! Bizler Rabbinin elçileriyiz. Onlar asla sana ulaşamayacaklardır. Sen ailenle birlikte gecenin bir bölümünde yürü git. Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın. Ancak hanımın hariç. Çünkü kavminin başına gelecek azap ona da gelecektir. Onların (helak olma) vakitleri bu sabahtır. Sabah da yakın değil mi?” dediler.
82- (Azap etme) emrimiz gelince yaşadıkları köylerin altını üstüne çevirdik. Üzerlerine kızgın taşları sağanak halinde yağdırdık.
83- Bu taşlar Rabbin tarafından işaretlenmişti. Bu (azap) zalimlerden (hiçbir zaman) uzak değildir.
Açıklaması
Elçilerimiz olan melekler Hz. İbrahim (a.s.)’e Lût kavminin bu gece helak olacağını bildirdikten sonra Allah tarafından bir imtihan vesilesi olarak gayet güzel yüzlü, yakışıklı, güzel bir fiziki yapıya sahip gençler olarak geldiklerinde Lut (a.s.) onların bu durumunu ve gelişlerini kötüye yormuş ve bu sebeple gönlü daralmıştı. Çünkü bunları gerçekten insan zannetmiş, kavminin pisliğinin onlara bulaşmasından korkmuş, kendisinin de kavmine karşı çıkmaya aciz olmasından dolayı “İşte bugün zor yani belâsı şiddetli bir gündür’ demişti.
Hz. Lût (a.s.)’un hanımının bildirmesiyle misafirlerin geldiklerini duyan kavmi buna sevindikleri için fuhuş yapmak üzere hemen koşup Lût (a.s.)’a geldiler. Bu onlar için garip bir davranış değildi. Çünkü onlar bu misafirlerin gelişinden önce de bu çeşit günah işliyorlar, fuhşa irtikap ediyorlardı. Bu artık onların normal seciyyeleri haline gelmişti. Bunlar bu hallerinde azap gelinceye kadar devam etmişlerdi.
Nitekim Cenab-ı Hak onların bu durumu hakkında Hz. Lût (a.s.)’un sözünü nakletmişti. “Sizler hâlâ erkek erkeğe cinsi münasebette bulunacak, yol kesecek ve toplantı yerinizde edepsizce davranışlarda bulunacak mısınız?” (Anke-but, 29/29). Lût kavmi helak vakti gelinceye kadar bu fuhşu işlemeye devam ettiler.
Hx. L&fc (.a.s.) karovme. “îty kavmimi İşte. şu kıtları ırikâhlaym” demişti. Bu, ifadeden maksat kavminin kızları ve hanımlarıdır. Çünkü -İbni Abbas’ın dediği gibi- ümmeti için peygamber baba mertebesindedir. Hz. Lût (a.s.) onlara kendileri için dünya ve ahirette en faydalı olanı göstermişti. Nitekim bir başka ayette Hz. Lût (a.s.)’un kavmine şöyle dediği anlatılır.
“Rabbinizin size eş olarak yarattığı kadınları bırakıp da bütün âlemler içerisinde siz, erkeklerle temas eden kimseler mi oluyorsunuz? Doğrusu siz, haddi aşan bir kavimsiniz.” (Şuara, 26/165-166).
Mücahid, Katade ve daha pek çok alim şöyle demişlerdir. Ayette geçen “kızlarım” tabirinden maksat Hz. Lût (a.s.)’un kendi kızları değil, ümmetinin kızlarıdır. Her peygamber ümmetinin babasıdır.
İbni Cüreyc diyor ki: Hz. Lût (a.s) onlara hanımları nikahlamalarını emretti. Onları zinaya teşvik etmedi.
Said b. Cübeyr diyor ki: Kavminin kızları Hz. Lût (a.s.)’un kızları sayılır. O da kavminin babasıdır. Hz. Lût, kendisine gelenlere şöyle seslenmişti: Allah’tan korkun. Size emrettiğim şekilde sadece nikâhlı hanımlarınıza yönelin.
Misafirlerimin huzurunda beni rezil rüsvay etmeyin, beni utandırmayın. Çünkü onları küçümsemek beni küçümsemektir.
Devamla, “Sizin içinizde emrettiğimiz şeylere yönelecek, yasak ettiğim şeyleri terk edecek, sizi en sağlam yola iletecek olgun, hikmetli, akıllı, hayırlı bir kişi yok mudur?” dedi.
Lût kavmi şöyle cevap verdiler: Sen bizim kadınlara ihtiyacımız olmadığını, onları arzulamadığımızı eskiden beri biliyorsun. Senin söylediğinde hiçbir fayda yoktur. Bizim sadece erkeklere karşı arzumuz vardır. Sen bizim bu arzumuzu biliyorsun. Bize bu konuda aynı şeyi tekrar etmekten fayda nedir? Bu ifadeden maksat onların bu arzularında kararlı olduklarını bildirmektir.
Bunun üzerine Hz. Lût kavmini tehdit ederek şöyle dedi: Sizinle çarpışacak bir kuvvete sahip olsaydım, size karşı bana destek verecek ve yardım edecek yakınlarım olsaydı, sizin kötülüğünüze engel olabilseydim sizinle savaşırdım, sizin arzu ettiğinize ulaşmanızı engellerdim.
Hz. Lût (a.s)’u endişeye sevkeden misafirlerine karşı rezil-rüsvay olma korkusundan sonra melekler ona kavminin azapla helak olacağını ve kendisinin kurtulacağını müjdeleyerek şöyle dediler:
“Ey Lut! Bizler seni kavminin şerrinden kurtarmak ve onları helak etmek için gönderilen Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana veya misafirlerine asla hiçbir kötülük yapamayacaklardır.”
O anda Allah onların gözlerini kör etti. Ne Lût’u, ne de yanındakileri göremez oldular. Nitekim Cenab-ı Hak bir başka surede şöyle buyuruyordu: “Şüphesiz onlar Lâftan misafirlerini kendilerine vermesini istemişlerdi. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. Haydi azabımı ve uyarılarımı (dinlememenin cezasını) tadın, dedik.” (Kamer, 54/37).
Melekler devamla şöyle dediler: Sen ailenle birlikte gecenin bir bölümünde yürü git. Yani geceleyin bu kasabadan çık. Bunun için kasabanın hudutlarını geçmen yeterlidir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Nihayet o kasabada bulunan müminleri çıkardık. Zaten biz orada bir tek ailenin dışında müslü-man bulamadık.” (Zariyat, 51/35-36).
Hiçbiriniz sakın arkasına bakmasın. Zira ona azaptan bir şey isabet eder, yahut onlara şefkat besler. Emrolunduğunuz tarafa doğru yürüyün.
Ailenle birlikte git. Ancak hanımın hariç. Onu beraberine alma. Çünkü onlara isabet eden azap hanımına da isabet edecektir. Zira o kâfir ve hain idi.
Bundan sonra gece yürümenin sebebi zikredildi. Şüphesiz onların azabı ve azabının başlangıcı sabah fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadar olan vakittir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Onları şafak vakti korkunç bir çığlık yakaladı.” (Hicr, 15/73).
“Sabah vakti yakın bir vakit değil mi?” Bu vaktin seçilmesinin sebebi hepsinin evlerinde bulundukları bir vakit oluşudur.
Rivayet edildiğine göre Melekler Hz. Lût (a.s.)’a “Onların yok olma vakitleri bu sabahtır” dediklerinde Hz. Lût (a.s.) “Beri bundan daha çabuk, hatta şu anda helak edilmelerini istiyorum” demiş, melekler de “sabah yakın değil mi?” demişlerdi. Müfessirler diyor ki: Hz. Lût (a.s.) bu sözü işitince ailesiyle birlikte geceleyin kasaba dışına çıkmıştı.
Fecir vakti olup da azap etme emrimizi yerine getirmek için kazamız icra edilince Sodom kasabasının altını üstüne çevirdik. Onları yerin dibine geçirdik. Üzerlerine, sertleşmiş çamurdan yapılmış taşlan peşpeşe sağanak halinde yağdırdık. Bu taşlar azap için işaretlenmiş, üzerlerinde Rabbin tarafından Onun hazinelerinde hususi alâmet konulmuştu.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Lût kavminin altı üstüne gelen memleketini yere gömen de O’dur. Onları o kuşatan azap kuşatmıştı.” (Necm, 53/53-54).
Kim yere düşüp ölmemişse Allah onun üzerine kızgın taşlar (kuvvetli taşlaşmış çamur) yağdırmıştı.
Tefsir’de “emtarna” azap için “matarna” rahmet için kullanılır, denilmektedir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak bütün zalimlere tehdit mahiyetinde bu kıssadan alınacak ders ve ibreti şöyle zikretti: “Bu azap zalimlerden hiçbir zaman uzak değildir.” Bu azap veya bu azabın meydana geldiği kasaba, Mekke halkı gibi zulmetmekte onlara benzeyen kimselerden uzak değildir. Bundan maksat Cenab-ı Hak onlara da bu şekilde azap edebilir, demektir.
Enes b. Malik (r.a.) diyor ki: Rasulullah (s.a.) bu ayeti Cebrail’e sordu. O da “Yani senin ümmetinin zalimlerinden uzak değildir. Onlardan hiçbir zalim yoktur ki, bugün-yann üzerine düşecek taş ile azaba maruz olmasın” dedi.
Bu ifadede her zaman ve her yerde zalimler için alınacak ders ve ibret vardır. “Baîd” kelimesinin müzekker olarak gelmesi “uzak bir yer” manasına da kullanıldığı içindir.
Bu ayetin bir benzeri de şu ayettir: “Şüphesiz sizler sabah-akşam onların memleketlerinden geçiyorsunuz. Hiç düşünmez misiniz1?” (Sâffât, 37/137-138) Sizler sabah akşam yolculuk yaparken onların kasabasından geçiyorsunuz. Onlara inen bu belâyı hiç düşünmez, ibret almaz mısınız?.. [1][19]