TABERİ (RH.A)’NİN BAKIŞ AÇISIYLA ENAM SURESİ 61. VE 65. AYETLER

61- O, kulları üzerinde kahredici güce sahiptir. Size koruyucu Melekler gönderir. Nihayet sizden birine ölürn geldiği zaman elçilerimiz onun canını alırlar. Ve hiçbir eksiklik yapmazlar.
Allah, yarattığı kullan üzerinde mutlak bir güce sahiptir. Kudretiyle onlara galiptir. Müşriklerin putları gibi zelil ve âciz değildir. Allah, sizlerin üzerine gece gündüz sizi katibeden, yaptığınız amelleri tesbit edip muhafaza eden Melekler gönderir. Sizden birinin eceli geldiği zaman da ruhları almakla mükellef olan Meleklerimiz onların canlanın alarak öldürür ve vazifelerinde kusur etmezler.
Allah teala, yaratmış olduğu kullanın başıboş bırakmayıp hcrbirinin yaptığı amelleri tesbit eden Melekler vazifelemlirmiştir. Muhtelif âyetler bu Meleklerden bahsetmektedir. Onlardan bazılarında şöyle buyurulmaktadır:
“İnsanı önünden ve arkasından takibeden ve Allanın emriyle onu koruyan
Melekler vardir… [1][70]
“Onun (İnsanın) sağında ve solunda oturan iki alıcı Melek, yaptıklarım kaydetmektedir. [2][71]
Abdullah b. Abbas diyor ki: “Ölüm meleğinin, diğer meleklerden çeşitli yardımcıları vardır.” [3][72]
62- Sonra Hak olan Mevtaları Allaha döndürülürler. Doğrusu, hüküm yalnız onundur. O, hesap görenlerin en sürallisidir.
Bütün yaratıklar öldürüldükten sonra, kıyamet gününde tekrar diriltilip Allahın huzuruna sevkedilecekler, Allah da onları adaletiyle en hızlı bir şekilde hesaba çekecektir. [4][73]
63- De ki: Eğer bizi bu slkıntidan kurtarırsan, yemin olsun ki bizler mutlaka şükredenler olacağız.” diye rabbinize boyun eğerek gizli ve aşikâr yalvarırken, sizi, kara ve denizin karanlıklarından kim kurtarır?
Allah teala bu âyet-i celilede, yeryüzünün veya denizin korkunç karanlık yerlerine düşen insanların, lıerşeyden ümidi kesilip ancak Allaha döndüklerini beyan etmekte, benzeri diğer âyetlerde de, Allahın, kendilerini bu sıkıntılardan kurtarmasından sonra da yine eski azgınlıklarına döndüklerini açıklamaktadır. Bu âyetlerde Duyurulmaktadır ki:
“Denizde herhangi bir tehlikeye maruz kaldığınızda, Allahtan başka, yardımını istediğiniz bütün putlar hatırınızdan silinir gider. Allah sizi tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüzcevilirsiniz. Zaten insanoğlu nankördür. [5][74]
“Sizi karada ve denizde yürüten Allahtır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri tatlı bir rüzgarla muntazam götürürken ve yolcular da neşeli iken bir fırtına çıkarak onlara her taraftan dalgalar gelip çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca dini sadece Allaha tahsis ederler. Ve ona şöyle dua ederler: “Yemin olsun ki sen bizi bu durumdan kurtarırsan şükredenlerden oluruz.” Allah onlan kurtarınca da hemen yeryüzünde haksız yere azgınlık ederler. “Ey İnsanlar, azgınlığınız ancak kendinizedir. İstediğiniz şey, dünya hayatının geçimiğidir. Sonra dönüşünüz bizedir. Yaptıklarınızı size haber vereceğim. [6][75]
64- Ey Muhammed, de ki: “Sizi ondan ve bütün sıkıntılardan Allah kurtarır. Sonra da siz ona ortak koşarsınız.”
Ey Muhammed, de ki: “Sizi kara ve denizin karanlıklarından kurtaran, sizden sıkıntıları gidermeye kadir olan sadece Allahtır. Bu itibarla sizi her türlü şiddet ve dehşetten kurtaran odur, ona ortak koştuğunuz putlarınız değil. Sonra yinede sizler, birtakım yaratıkları Allaha ortak koşarsınız. [7][76]
65- De ki: “Üstünüzden yahut ayaklarınızın altından size azap göndermeye veya sizi parçalara bölüp bir kismızın kötülüğünü diğer bir kısmıniza tattırmaya kadir olan O’dur. Bak, âyetleri iyice anlasınlar diye nasıl açıklıyoruz?
Ey Muhammed, onlara de ki: “Allaha ortak koşmanız ve onun nimetlerine karşı nankörlük etmeniz sebebiyle üzerinize taş yağdırma veya yağmur yağdırarak tufan meydana getirme azabı gibi, yahut ayaklarınızın altından yeri ya-np sizi oraya geçirme veya zelzele meydana getirip bulunduğunuz yerleri başınıza yıkma azabı gibi ya da sizi birbirinize düşürüp çeşitli fırka ve hiziplere ayırarak bazınızı diğerine musallat edip sizi birbirinize öldürtme azabı gibi azapları size vermeye kadir olan Allahtır.
Ey Muhammed, bak biz, Allahın âyet ve delillerini anlayıp düşünmeleri için âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz.
Allah teâlâ, diğer âyet-i kerimelerde de, gökten insanların üzerine gelebilecek azaba dikkati çekerek buyuruyor ki: “Gökte olanların, Allahın emriyle sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin misiniz? O vakit bir de bakarsınız ki yeryüzü şiddetle sarsılıp çalkalanıyor.” “Gökte olanların, Allahın emriyle, başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? O vakit uyarmanın ne olduğunu bileceksiniz. [8][77]
Müfessirler, Allah tealanın bu âyet-i kerimede, insanların, üstlerinden ve ayaklarının altından gönderebileceğini beyan ettiği azaplardan ne gibi azaplar kastedildiği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.
Ebu Malik, Said b. Cübeyr ve Süddi’den nakledilen bir görüşe göre üstten gönderileceği bildirilen azaptan maksat, taş yağdırma veya yağmur yağdırarak tufan meydana getirme azaplarıdır. Ayakların altından gönderileceği beyan edilen azaptan maksat ise yerin yarılarak insanların, o yerin içine geçirilmeleridir.
Abdullah b. Abbas’tan nakledilen diğerir görüşe göre, burada üstten gönderilebileceği beyan edilen azaptan maksat, kötü idarecilerdir. Ayakların altından gönderilecek azaptan maksat ise, kötü hizmetçilerdir.
Taberi, bu görüşlerden birinci görüşün tercihe şayan olduğunu, zira, âyetin mânâsına bu görüşün daha uygun olduğunu söylemiştir.
Ayet-i kerimede, “Sizi parçalara bölüp bir kısminizin kötülüğünü diğer bir kısmınıza tattırmaya kadir olan da O’dur” buyurulmaktadır. Bu ifadeden maksat, insanların heva ve hevesleri yüzünden fırkalara ayrılmaları ve birbirlerini öldürmeleridir.
Müfessirler, bu âyette zikredilen bu gibi insanlardan kimlerin kastedildiği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.
- a) Bir kısım mıUessnlere göre bu âyette, heva ve heveslerine kapılarak bölünecekleri ve birbirlerini öldürecekleri beyan edilen insanlardan maksat, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmetinden oian miislümanlardır. Müslümanlar, heva ve heveslerine kapıldıkları zaman bölük pörçük olacaklar ve birbirlerini öldürmeye girişeceklerdir.
Bu hususta Habbab b. Eret, diyor ki:
“Resulullah (s.a.v.) namaz kıldı. Onu uzattı. Dediler ki: “Ey Allanın Resulü, sen, daha önce kılmadığın şekilde bir namaz kıldın” Resulullah buyurdu ki. “Evet, bu, ümit ve korku namazı idi. Ben bu namazda rabbimden üç şey istedim. O, ikisini bana verdi. Birini ise vermedi. Ben ondan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim. O, onu bana verdi. Yine ben ondan ümmetime, kendilerinin dışından düşmanlar musallat etmemesini istedim. Bana onu da verdi. Ben ondan ümmetimin birbirlerine azaplarını tattırmamalarını istedim. İşte bunu bana vermedi. [9][78]
Cabir b. Abdullah diyor ki:
Ayetin, “Üstünüzden bir azap göndermeye kadir oian O’dur.” bölümü inince ResuluHah dedi ki: “Ben senin himayene sığınırım” Âyetin “Veya ayaklarınızın altından bir azap gönderir” bölümü inince de Resuluilah yine dedi ki: “Ben senin himayene sığınının” Âyetin “Ve sizi parçalara bölüp de birbirinize düşürür” bölümü indiğinde ise buyurdu ki: Bu daha ehvendir. [10][79]
Şeddad b. Evs diyor ki:
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki, Aziz ve Celil olan Allah, benim için yeryüzünü toplayıp bir araya getirdi. Öyle ki ben, onun doğusunu ve batısını gördüm. Şüphesiz ki, benim ümmetimin iktidarı, benim için toplanmış olan yerlere kadar ulaşacaktır. Bana, beyaz ve kırmızı iki hazine verildi. Ben, Aziz ve Celil olan rabbimden, ümmetimi, herkesi kuşatan bir kıtlık yılıyla helak etmemesini hepsini helak edecek bir düşmanı onlara musallat etmemesini ve onları bölük pörçük yaparak birbirlerine düşünnemesini istedim. O da dedi ki: “Ey Muham-med, ben, bir hüküm verdiğim zaman benim hükmüm geri çevirilmez. Ben sana ümmetini kuşatıcı bir kıtlık yılıyla helak etmeyeceğimi, onlara, kendilerinin haricinden, hepsini helak edecek bir düşmanı musallat kılmayacağımı bir vaad olarak verdim ki böylece onların bir kısmı diğerlerini helak etsin. Onların bazıları diğerlerini Öldürsün ve bir kısmı diğerlerini esir alsın.” Şeddat diyor ki: “Re-sulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Ben, ümmetim için herhangi bir şeyden korkmu-, yorum, sadece saptırıcı önderlerden korkuyorum. Ümmetimin boynuna bir kere-ılıç konunca artık kıyamet gününe kadar kaldırılmaz. [11][80]
- b) Diğerbir kısım müfessirlere göre ise, bu âyette, bölük pörçük olacakları ve birbirlerine düşecekleri beyan edilen insanların bir kısmından maksat müşrikler,-diğerlerinden maksat ise müslümanlardır.
Hasan-ı Basriye göre üstlerinden ve ayaklarının altlarından azap gönderilecek insanlardan maksat, müşriklerdir. Ayrılığa düşürülecek ve birbirlerini öldürecek kimselerden maksat ise müslümanlardır.
Taberi diyor ki: “Bize göre bu konuda doğru olan görüş şudur: Allah, tea-la, bu âyet-i kerime ile, puta tapan müşrikleri tehdit etmekte ve onlara hitabet-mektedir. Çünkü bu âyet-i kerime, müşriklerden bahseden iki âyetin arasında bulunmaktadır. Ancak, müşriklerle birlikte onların bu haline düşen, Allaha ve Resulüne karşı gelen ve Allanın âyetlerini yalanlayan diğer bütün insanlar için de geçerlidir.”
Taberi, sözlerine devamla diyor ki: “Resûlüllah’tan rivayet edilen, Allah’tan üç şey istemesi, onların ikisinin kendisine verilip birisinin verilmediği beyan edilen haberlere gelince, deriz ki: “Bu âyet, müşrikleri ve onlara benzeyenleri tehdit eder mahiyette inince Resulullah rabbinden, ümmetini, isyana düşerek bu gibi azaplara layık olan insanlardan kılmamasını dilemiş olabilir. Allah teala da, Resulullahın duası ile ümmetine bu azaplardan, iki büyüğünü hak edecekleri günahları işletmeyeceğini ve onları bu günahlardan koruyacağını vaadet-miş fakat diğer iki azabı hak edecekleri günahları işlemekten korumayacağını bildirmiştir. Bu âyette zikredilen bütün tehditlerin bu ümmete yapıldığını söyleyen alimlerin görüşüne gelince onlar, bu ümmetten bir kısım insanların, geçmiş ümmetlerin işledikleri günahları işleyerek ve inkarcılığa düşerek Allahın gazabına uğrayacaklarını ve böylece geçmiş ümmetlerin başına gelen, gökten taş yağdırma, yeri yarıp içine geçirme gibi azaplara düşeceklerini söylemek istemişlerdir. Nitekim Ebul Âliye ve onun görüşünde olan insanlar, bu âyeti bu şekilde izah etmişlerdir.
Ebul Âliye demiştir ki: “Bu âyette zikredilen tehditler dört tanedir. Onla-nn hepsi azaptır. Onlardan iki tanesi, Resulullahın vefatından yirmi beş sene sonra gerçekleşmiştir. Müminler, bölük pörçük olmuşlar ve birbirlerine acılarını tattırmışlardır. Bu azaplardan ikisi kalmıştır. Bunlar da mutlaka gerçekleşecektir. Yani, yere geçirilme ve başka yaratıklara çevirilme azapları henüz gerçekleşmemiştir.
Taberi diyor ki: Resululiah (s.a.v.) buyurmuştur ki:
“Bu ümmetin sonunda yere geçme, diğer hayvanların şekline döndürülme ve taşlanma hadiseleri vardır[12][81] Şüphesiz ki bu hadiseler, geçmiş ümmetlerden görülen hadiselerdir. Übey b. Kâ’b’den de, Ebul Âliyeden nakledilen bu görüşleri zikrettiği rivayet edilmiştir. [13][82]