TABERİ (RH.A)’NİN BAKIŞ AÇISIYLA NİSA SURESİ 18. VE 19. AYETLER
18- Günah işleyip tc kendisine ölüm gelince “Şimdi tevbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi kabul olmaz. İşte bunlar için canyakıcı bir azap hazırladık.
Allaha isyanda ısrar edip sonra ölüm gelip kendisine çattığında öleceğini hissederek “Şimdi ben tevbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbeleri Allah katında, kabul edilen tevbelerden değildir. Biz, işte onlar için can yakıcı bir azap hazırladık.
* Kul, öiüm sarhoşluğu halindeyken, canını almak isteyen meleği ve diğer varlıkları görür de “Şimdi ben tevbe ettim.” derse böyle tevbeler Allah katında makbul değildir.
Nitekim Abdullah b. Ömer, Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir.
“Şüphesiz ki Allah, kulunun tevbesini, can çekişme haline düşüp boğazına hırıltılar gelmeden evvel kabul [1][40]
Müfessirler “Günah işleyip te kendisine Ölüm gelince ‘şimdi tevbe ettim’ diyenler.” ifadesinde zikredilen kişilerden kimlerin kastedildiği hususunda çeşitli görüşler zikretmişlerdir.
a- Rebi’ b. Enese göre burada işaret edilen kimseler münafıklardır. Zira bundan Önceki âyette müminlerin, âyetin bu bölümünde münafıkların ve sonunda da kâfirlerin tevbe etme durumları zikredilmiştir.
b- Süfyan es-Sevriye göre ise burada işaret edilen kişilerden maksat, müslümanlardır. Zira münafıkların da dahil oldukları kâfirlerin tevbe etme durumları âyetin sonunda zikredilmiştir.
c- Abdullah b. Abbasa göre ise âyetin bu bölümünde zikredilen kişilerden maksat, müslüm ani ardır. Ancak âyetin bu bölümü neshedilmiştir. Zira Allah te-aîa bu âyetten sonra “Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar, [2][41] âyetini indinniştir. Kâfir olarak ölenlere affedilmeyi haram kılmış, tevhid ehlinin tevbesini ise kendi iradesine bağlamıştır. Onlan, af hususunda ümitsizliğe düşünmemiştir.
Taberi bu görüşlerden ikinci görüş olan Süfyan es-Sevrinin görüşünün tercihe şayan olduğunu, âyet-i kerimenin, can venne sarhoşluğundaki müslü-manlann tevbelerinin kabul edilemeyeceğini beyan ettiğini söylemiştir. Zira
münafıkların da gerçekten kâfir olduklarından âyetin sonunda, tevbeleri kabul edilmediği beyan edilen kâfirlere dahil olduklarını bu nedenle âyetin bu bölümünden maksadın münafıklar olduğu söylendiği takdirde âyette yersiz tekrar olduğu kabul edileceğini zikretmiştir. [3][42]
19- Ey iman edenler, istemedikleri halde kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmım alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlara iyilikle muamele eden. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, olabilir ki hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah sizin için çok hayır takdir etmiştir.
Ey iman edenler, akrabalarınızdan herhangi biri ölür de geriye hanımı kalırsa o hanımı rızası olmadan miras yoluyla, zorla o hanımla evlenmeye kalkmayın. Zina, isyankârlık gibi açık bir hayasızlık yapmadıkça, onlara vemıiş olduğunuz mehir ve benzeri şeyleri geri almak için onlan sıkıştırmayın, onlara eziyet etmeyin. O kadınlara iyilikle muamele edin. Allanın size emrettiği gibi davranın. Şayet o kadınlardan hoşlanmıyorsanız onları hemen boşamayın, bekle-yin.Belki hoşunuza gitmeyen şeylerde Allah sizin için çok hayır takdir etmiştir.
Müfessirler, âyet-i kerimenin “Ey iman edenler, istemedikleri halde zorla kadınlara varis olmanız size helal değildir.” bölümünde zikredilen “Varis olma” ifadesini iki şekilde izah etmişlerdir:
Abdullah b. Abbas, Sehl b. Haniyf, İkrime, Hasan-ı Basri, Ebu Miclez, Ata b. Ebi Rebah, Mücahid, Süddi, Dehhak, İbn-i Zeyd ve Miksem, burada zikredilen “Vâris olma” ifadesinden maksadın, ölen akrabanın karısıyla evlenmeye varis olma anlamında olduğunu söylemişlerdir. Zira cahiliye döneminde bir kişinin babası veya kardeşi yahut oğlu gibi akrabaları ölür de geriye kansı kalacak olursa bu kişi bu akrablannın karısıyla evlenme hakkına varis olduğunu kabul eder, onunla, mehir vermeksizin evlenirdi. Veya başka birisiyle evlendirir mehirini de kendisi alırdı. Yahut da ölünceye kadar onun evlenmesine engel olurdu ki kadın ancak ölen kocasından aldığı mehiri geri vererek evlenme hakkına sahib olabilsin.
Bu hususta Abdullah b. Abbas diyor ki: “İslamdan önceki cahiliye döneminde bir erkek ölür de geride hanımı kalırsa, öien kişinin akrabaları kendilerini, o kadını almaya daha layık kabul ediyorlardı. İsterlerse kendileri o kadınlarla evleniyorlar veya başkalarıyla evlendiriyorlar, isterlerse de o kadının, ölünceye kadar başkalarıyla evlenmesine mâni oluyorlardı. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu ve bu âdeti yasakladı.
b- Abdullah b. Abbas ve Zühriden nakledilen diğer bir görüşe göre burada zikredilen “Vâris olma”dan maksat, kadınların mallarına zorla vâris olmadır. Zira, cahiliye döneminde, kadınlar istemedikleri halde velileri onların evlenmelerine engel oluyor, evlerinde hapsediyorlardı. Ta ki öldüklerinde onların miraslarına sahibolsunlar.
Bu hususta da Abdullah b. Abbas diyor ki: “Kişi ölür de geriye kansi kalacak olursa, Ölen adamın akrabası gelir, elbisesini o kadının üzerine atar böylece başkalarına engel olurdu. Eğer kadın güzel ise onunla evlenirdi. Çirkin ise, öldüğünde malına mirasçı olmak için onu evinde haphsederdi.
Taberi diyor ki: “Bu görüşlerden, tercihe şayan olan görüş, burada zikredilen vâris olmadan maksadın, akrabaların kanlarının nikâhlarına varis olduğunu söyleyen görüştür. Zira, Allah teala, mirasın hükümlerini belirten âyetlerde, erkek olsun, kadın olsun, akrabaların birbirlerine nasıl mirasçı olacaklarını beyan etmiştir. Ayrıca bu âyette, erkeklerin.kadınlara zorla varis olmalarının yasaklamasına gerek yoktur. Bundan da anlaşılmaktadır ki, bu âyetle, yasaklanması istenen, ölen akrabaların hanımlarının nikâhına mirasçı olma düşüncesidir. Böylece Allah teala, kişinin, evlendiği hanımından faydalanma hakkının, ölmesiyle sona ermiş olacağını ve bu faydalanma hakkının diğer eşyalardan faydalanma hakkı gibi, mirasçılarına intikal etmeyeceğini beyan etmiştir.
Ayet-i kerimede geçen ve “Kadınlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın.” şeklindeki tercüme edilen ifade müfessirler tarafından farklı şekillerde izah edilmiştir.
a- Abdullah b. Abbas, Haşan-ı Basri ve İkrirne gibi bir kısım âlimlere göre burada hitap, Ölen erkeğin mirasçılarıdır. Ve bu ifadeden maksat şudur: Ey ölen erkeklerin mirasçıları siz, ölen akrabanızın sağ kalan karısının, kocasından aldığı mehire mirasçı olmanız için onun evlenmesine engel olup onu ölünceye kadar hapsetmeyin.”
Abdullah b. Abbas, Katade, Said b. Cübeyr, Süddi ve Dehhaktan nakledilen diğer bir görüşe göre burada hitap kocalaradır ve bu ifadeden maksat şudur: “Ey insanlar, sizler, kendilerine ihtiyaç hissetmediğiniz kadınları istemeyerek nikâhniz altında tutup, kendilerine verdiğiniz mahirleri tekrar size iade etmeleri için onları sıkıştırmayın.
Bu hususta Abdullah b. Abbas diyor ki: Kişi evlendiği hanımı sevmediği için ondan ayrılmak ister fakat verdiği mehiri geri almak için aynim ad an Önce onu sıkıştırır veya herhangi bir eziyette bulunursa, o kişi işte bu âyetin muhatabıdır. Allah teala, böyle davranmayı yasaklamıştır.
c- Mücahide göre ise, buradaki hitap, kadınlann veli telinedir. Allah teala, Bakara suresinin iki yüz otuz ikinci âyetinde, velilere, kadınların evlenmelerine engel olmalarını yasakladığı gibi bu âyette de velilere, kadınların evlenmelerine engel olmalarını yasaklamıştır.
d- İbn-i Zeyde göre ise, âyetin bu bölümündeki hitap, karılarını boşayan kocalarına aittir. Zira, Mekkede bulunan Kureyşliler, şerefli kadınlarla evleniyorlar sonra da geçinemedikîeri oluyordu. Bu takdirde koca kendisi izin vermeden, başkasıyla evlenemeyeceğine dair kadından yazılı bir belge alıyordu. Bir kimse gelip o kadınla evlenmek isteyecek olursa kadın, bir şeyler vererek eski kocasını razı ederse kadının evlenmesine müsaade ederdi. Aksi takdirde onun evlenmesine engel olurdu. İşte bu âyet-i kerime indi ve kanlanın boşayan kocaların böyle davranmalarını yasakladı.
Taberi diyor ki: “Bu görüşlerden tercihe şayan olan görüş, buradaki hitabın, evli olan kocalara yapıldığını söyleyen görüştür. Allah teala, karısını sevmediği ve ondan ayrılmak istediği halde, onu boşamayan, sadece verdiği mehiri geri alması için onu nikahı altında tutan ve onu sıkıştıran kocalara, bu şekilde davranmalarını yasaklamıştır. Ancak, kanlan açık bir hayasızlık yaptıkları takdirde, böyle bir tazyike baş vurarak verdikleri mehirleri geri alabileceklerine izin vermiştir.
Taberi devamla diyor ki: “Bu görüşü tercih etmemizin sebebi şudur: “Kadını sıkıştıracak ve hapsedecek iki kısım erker vardır. Bunlardan biri, kocasıdır. Koca, sevmediği halde sırf verdiği mehiri geri almak için kadını, nikahı altında tutar ve aynı zamanda ona kötü davranır ki kadın mehiri geri verip boşansm. Diğeri ise, kadının evlendinnede velisidir. Madem ki, kadını hapsedecek olan bu iki kısım erkektir, bunlardan, velinin kadına verdiği bir şeyi geri alması söz konuş değildir. Âyet-i kerime, sıkıştıran kişinin, verdiği şeyi geri alma maksadı ile sakişürdığım beyan etmektedir. O halde buradaki muhatabın, kadının kocası olduğu muhakkaktır.
Âyet-i kerimede, “Açık bir hayasızlık yapmadıkça” bu yurul m aktadır. Yani, “Ey müminler, kendilerini sevmediğiniz halde sırf, verdiğiniz mehiri size iade etmeleri için, kanlanmzi nikâhınız altında tutup, onları sıkıştırmayın. Ancak, onların apaçık bir hayasızlık yapmaları durumu müstesnadır. Onlar, böyle bir hayasızlık yapacak olurlarsa sizin, verdiğiniz meniden tekrar size iade etmeleri için onları sıkıştırmanız helaldir.”
Müfessirier âyetin bu bölümünde zikredilen hayasızlıktan neyin kastedildiği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.
a- Hasan-i Basri, Ata el-Horasani, Ebu Kılabe ve Süddiye göre burada geçen “Hayasızlık”tan maksat, kadının zina etmesidir. Kadın böyle bir suç işlemiş olursa kocanın, karısına baskı yaparak, vermiş olduğu mehiri geri alması caizdir. Kadına verilecek zina cezası ayrıdır.
b- Abdullah b. Abbas, Miksem, Dehhak, Katade ve Ata b. Ebi Rebaha göre ise, burada zikredilen “Hayasızlık”tan maksat, kadının kocasına buğuz etmesi ve ona itaat etmemesidir. Bu görüş, Abdullah b. Mes’uddan da nekledil-miştir.
Taberi ise, buradaki hayasızlığın, mutlak bir şekilde zikredilmesi hasebiyle, kadının, kocasına karşı diliyle eziyet etmesini de, iffetini korumayarak zina eünesini de kapsar mahiyette olduğunu söylemiş bu nedenle karısından itaatsizlik ve eziyet gören yahut onun fuhuş işlediğini tesbit eden bir kocanın, karısını sıkıştırarark ona verdiği mehiri geri almasının caiz olacağını söylemiştir.
Taberi bu hususun bu âyet-i kerimede açıkça ifade edildiği gibi Resulul-lahtan rivayet edilen şu hadis-i şeriflerde de beyan edildiğini zikretmiştir. Resu-lullah, Veda hutbesinde şöyle buyunnuştur:
“Ey insanlar, kadmlar hususunda Allahtan korkun. Çünkü siz onları Alla-hın size emaneti olarak aldınız. Onların, avret mahallerini Allanın emriyle helal edindiniz. Sizin, onların üzerinde olan hakkınız, sevmediğiniz bir kimseye yatağınızı çiğnetmemeleridir. (İstemediğiniz kimseleri izniniz olmadan evlerinize kabul etmemeleridir. Veya zina etmemeleridir.) Şayet bunu yapacak olurlarsa siz onlan ağır bir şekilde olmamak şartıyla dövün. Kadınların sizin üzerinizdeki haklan ise örfe göre yiyecekleri ve giyecekleridir. [4][43]Diğer bir hadisinde Resuluîîah şöyle buyurmuştur:
“Kadınlar hakkında, Aziz ve Celil olan Allahtan korkun. Çünkü kadınlar, sizin yanınızda yardımcılardır. Kendileri için hiçbir şeye sahip değillerdir. Onların sizin üzerinizde sizin de onların üzerinde haklarınız vardır. Sizin, onların üzerinde olan haklarınız, sizin dışınızda herhangi bir kimseye yatağınızı çiğnetmemeleri ve istemediğiniz bir kimsenin, evinize girmesine izin vermemeleridir. Şayet kadınlann itaatsizliğinden korkacak olursanız onlara Öğütte bulunun. Yataklarından uzaklasın ve onlan, ağır olmayacak bir şekilde dövün. Onlann sizin üzerinizdeki haklan ise Örfe göre yiyecekleri ve giyecekleridir. Sizler kadınları Allahın emaneti olarak aldınız ve onlan avret mahallerini Allanın emriyle helal edindiniz.