TABERİ (RH.A)’NİN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 39. VE 40. AYETLER

39- Eğer cihada çıkmazsaniz, Allah, sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır. Sizin yerinize başka bir kavmi getirir ve Allaha bir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye kadirdir.
Ey müminler, Eğer Resulullah ile birlikte cihada çikmazsanız Allah, sizi âhirette cezalandıracağı gibi daha dünyadayken de sizleri can yakıcı bir azaba uğratır. Sizi yok eder ve yerinize, Allaha ve Peygamberine itaat eden bir topluluk getirir. Sizler, cihadı terketmekle Alîaha hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü Allahm, sizin cihad etmenize ihtiyacı yoktur. Allah her şeye kadirdir. Sizi yok edip yerinize başka bir topluluğu getirmek, onun için güç bir şey değildir.
Abdullah b. Abbas, bu âyette zikredilen “Can yakıcı azab”ın, Resulullah ile birlikte savaşa çıkmayanlara yağmur yağdırmamak şeklinde tahakkuk ettiğini söylemiş ve demiştir ki: “Resulullah, Arap kabilelerinden birini savaşmaya çağırdı. Onlar Resulullaha karşı ağır davrandılar. Allah da onlardan yağmuru kesti. Böylece onlara azap etti.
:îkrime ve Abdullah b. Abbas, bu âyet-i kerime’nin, bir de “Medine halkı ve çevresinde bulunan Bedevilere, Peygamberle birlikte savaşa çıkmaktan geri kalmaları, kendi canlarını onun canından daha çok sevmeleeri yakışmazdı. [1][54]ayetinin, “Müminlerin hepsinin savaşa çıkmaları gerekmez[2][55] ayetiyle neshe-dildiğini söylemişlerdir.
Taberi, İkrime ve Hasan-ı Basri’nin bu âyetlerin neshedildiğine dair zikrettikleri görüşün doğru olduğu hususunda herhangi bir haber ve kabul edilecek bir delil bulunmadığı için bunun doğru olmadığım söylemiş, bir çok sahabi ve tabiinden bu âyetin hükmünün neshedilmediğinin rivayet edildiğini bildirmiştir, aynca bu âyet-i kerime’nin Abdullah b. Abbas’ın da zikrettiği gibi, Resulullah’ın savaşa çağırdığı belli kimseleri kastettiği, “Müminlerin hepsinin savaşa çıkmaları gerekmez.” âyetinin ise bütün müminleri kastetmiş olması mümkündür. Bu son âyet, müminlerin hepsinin değil de sadece savaşa çağırılanların savaşa katılmalarının gerekli olduğunu beyan etmiş olurki, izah etmekte olduğumuz âyet-i kerime’de savaşa çağrılan insanları beyan etmektedir. Bu da göstermektedir ki, âyetler arasında birbirlerini neshedecek bir çelişki söz konusu değildir. [3][56]
40- Siz, Peygambere yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber, iki kişiden biri iken Kâfirler onu Mekke’den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına “Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir.” diyordu. Böylece Allah, Peygamberin üzerine emniyetini indirdi ve onu, görmediğiniz askerlerle destekledi. Kafirlerin sözlerini alçalttı. Yüca olan, ancak Allanın sözüdür. Allah her şeye galiptir, nukum ve hikmet sahibidir.
Âyet-İ Kerime’de, Allah tealanın, Peygamberine yaptığı yardımlardan biri olan Hicret sırasındaki yardımdan bahsedilerek buyuruluyor ki: “Ey iman edenler, eğer sizler, Allanın Resuİüyle birlikte cihada çıkıp ona yardım etmeyecek olursanız bilin ki onun yardımcısı Allah’tır. Allah ona yardım ettikten sonra artık onun, sizin yardımınıza ihtiyacı yoktur. Nitekim Mekke’deki Kureyş kâfirleri onu yurdundan ve evinden çıkarmak istedikleri zaman ona yardım etmişti. O, Ebubekir’Ie beraberdi. İkisi birlikte evlerinden çıkıp Sevr dağındaki mağaraya gizlenmişlerdi. Muhammed, arkadaşı Ebubekir’e; “Üzülme şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir.” diyordu. Böylece Allah, Peygamber’in üzerine emniyet ve sü-kunat indirdi. Onu, sizin görmediğiniz Melekler ordusuyla destekledi. Kâfirlerin sözünü ise ayağa düşürüp onları alçalttı. Zira, yüce olan ancak Allahın sözüdür. Şüphesiz ki Allah, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Âyet-i Kerime, Resulullah (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretini bahis mevzuu etmektedir. Hicret, İslâm tarihinde bir dönüm noktası ve en önemli olaylardan bir tanesidir. Özet olarak şöyle cereyan etmiştir.
Mekke’de müslümanlara müşrikler tarafında işkenceler, kötülükler yapılıyordu. Bu sebeple Müslümanların bir kısmı Habeşistana hicret etmişti. Daha sonraları, Medine’de bulunan Evs ve Hazreç kabilesinden, İslâmiyeti kabul edenler çoğalınca, Müslümanlar, Resülullah’ın müsaadesiyle Medine’ye hicret etmeye ve orada önemli bir güç haline gelmeye başladılar. Mekkeli müşrikler bu durumdan endişelendiler. Resulullahin da oraya giderek Müslümanların başına geçmesi halinde kendileri için çok tehlikeli olacağını düşünerek Dârünnedve denilen yerde toplanıp durumu müzakere ettiler. Ve Ebu Cehl’in teklifiyle Resulullahı öldürmeye karar verdiler. Bu durumu Cebrail (a.s.) Resu-lullaha bildirdi. Ve Medineye hicret etmesine Allah tealanın müsaade buyurduğunu tebliğ etti.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) o gece, Hz. Aliyi kendi yatağına yatırarak evinden çıktı ve evinin etrafında bekleyen kâfirlerinyüzüne bir avuç toprak serpti. Böylece kâfirler kendisini göremediler Doğruca Hz. Ebubekir’in evine gitti ve beraberce hicret edeceklerini söyledi. Hemen birkılavuz tutuldu ve üç gün sonra develeri alıp Sevr dağına gelmesi söylendi.
Resulullah (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir o gece şehirden çıkarak Mekke’ye bir saat mesafede bulunan Sevr dağına gittiler. Ve orada bulunan mağaraya sığındılar.
Ertesi sabah müşrikler, Resulullahın Mekke’den ayrılmış olduğunu öğrenince onu aramaya başladılar. Her tarafı arıyorlardı. Sevr dağına kadar da geldiler. Fakat mağaranın ağzına, Allahın takdiriyle örümcek ağını germiş bir kuş da oraya yuva yapmıştı. Bu durumu gören müşrikler, bu mağarada kimsenin bulunamayacağını düşünerek içeriye girmediler. Böylece Resulullah ve arkadaşı müşriklerin saldırısından kurtuldular.
Resulullah (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir, üç gün sonra, kılavuzun getirdiği develere binerek Medine’ye doğru yola çıktılar…
İşte bu mağarada bulundukları sırada Hz Ebu Bekir, mağaranın ağzına kadar gelen müşriklerin, kendilerini göreceği endişesine kapılarak demişti ki:
“Ey Allahın Resulü, eğer bunlardan biri ayağım biraz daha kaldıracak olsa bizi görecekler.” Resulullah (s.a.v.)’de buyuonuştur ki: “Ey Ebubekir, üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne düşünebilirsini[4][57]Yani, Allah bizimle beraberdir hiç endişe etme.
Âyet-i Kerime, Resulullahın, hicret sırasında Allah tealanın himaye ve lütfuna mazhar oluşunu gösterdiği gibi Hz. Ebubekir’i de anarak onun mertebesinin yüceliğine de işaret buyurmaktadır. [5][58]