TABERİ (RH.A)’NİN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 43. VE 47. AYETLER

43- Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler sana belli olmadan ve yalan söyleyenleri bilmeden cihada çıkmamalarına niçin izin verdin?
Bu âyet-i kerime’de Cenab-ı Hak, yumuşak bîr üslup ile Resulullaha sitem etmektedir. Ancak Allah teala, Resulullahm bu olayda daha uygun olan hareketi yapmamasından dolayı ona sitem etmeden önce, onun bu davranışını affettiğini bildirmektedir ki bu da Resulullah için bir lütuftur.
Katade diyor ki: “Allah teala bu âyet-i kerime’de, savaşa katılmamak için bahaneler uydurup izin isteyenlere izin verdiği için Resulullahı kınamış ancak bundan sonra Nur suresinin şu âyetini indirerek bu gibi insanlara izin verip vermemekte Resulullahı serbest bırakmıştır. “… Eğer onlar, bazı işleri için senden izin isterlerse içlerinden dilediğine izin ver. [1][61]
44- Allaha ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad etmemek için senden izin istemezler. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilendir.
Ey Muhammed, Allahın varlığını ve birliğini tasdik eden, Öldükten sonra dirilmeye ve âhiret yurduna iman edenler, Allah düşmanlarına karşı, mallarıyla, canlarıyla cihad etmemek için senden izin istemezler. Allah, emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak kendisinden korkanları çok iyi bilendir. Bu âyet-i kerime, üstü kapalı bir şekilde münafıkları kınamaktır. [2][62]
45- Senden, ancak Allaha ve âhiret gününe iman etmeyenler, kalbleri şüpheye düşmüş ve kuşkuları içinde bocalayıp duranlar cihada çıkmamak için izin isterler.
Ey Muhammed, geçerli bir özürü olmadığı halde, seninle beraber cihada gitmemek için izin isteyenler: “Allahın varlığını ve birliğini tasdik etmeyenler, âhiret gününe iman etmeyenler, Ailaha itaat edenlerin mükâfaatlarındırılacağı, karşı gelenlerin ise cezalandırılacağı hususunda şüphe içinde bulunanlardır. Zaten onlar, şaşkınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar. Neyin hak neyin bâtıl olduğunu seçmemektedirler,
îkrirne ve Hasan-ı Basri, bu âyetin ve bundan Önceki âyetin, Nur suresinin şu âyetiyle neshedildiğim söylemişlerdir: “Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki, Allaha ve Resulüne iman ederler. Bir arada olmayı gerektiren bir meselede Peygamberle bir araya geldikleri zaman Peygamberden izin almadan ayrılmazlar. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allaha ve Resulüne iman edenlerdir. Eğer onlar, bazı işleri için senden izin isterlerse içlerinden dilediğine izin ver. Onlara, Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. [3][63]
Taberi, bu âyetlerin, birbirlerini neshetmedüçlerine işaret etmiştir. [4][64]
46- Eğer bunlar, cihada çıkmak isteselerdi onun için hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların savaşa çıkmalarını hoş görmedi de yerlerinde durdurdu. Onlara: “Geride kalıp oturanlarla beraber siz de oturun.” denildi.
Ey Muhammed, eğer bu münafıklar seninle beraber, düşmanlarına karşı cihad etmek için çıkmayı istemiş olsalardı, yolculuk ve savaş için gereken malzeme ve teçhizatı hazır ederlerdi. Fakat Allah, bunların, seninle beraber savaşa çıkmalarını istememiş, onları yerlerinde durdurmuştur. Onlara: “Cihattan geri kalan hasta, âciz, çocuk ve kadınlarla birlikte oturup kalın.” denilmiştir.
İbn-i İshak diyorki: “Savaşmamak için Resulullah’tan izin isteyenler, münafıkların ileri gelenlerinden Abdullah b. Übey b. Selul, Çed b. Kays vb. kimselerdir. Allah, bunların çıkıp müminlerin ordularını ifsad edeceklerini bildiği için bunları, yerlerinde bırakmış ve savaşa çıkmalarını nasibetmemiştir.
Allah teala, münafıkların, Resulullah ile birlikte savaşa katılmalarını niçin istemediğini ise şu âyette beyan ederek buyuruyor ki: [5][65]
47- Eğer onlar, sizinle beraber cihada çıkmış olsalardı, ancak bozgunculuk çıkarır, sizi birbirinize düşürmek İçin aranıza fitne sokarlardı, içinizde onları dinleyenler de vardır. Allah, zalimleri çok iyi bilendir.
Eğer bu münafıklar sizinle beraber savaşa çıkmış olsalardı, sizin aranıza fitne sokmaktan sizi cihattan geri bırakmaya çalışmaktan başka bir şey yapmayacaklardı. Sizin içinizde, onların sözlerini dinleyen zayıf iradeli kişiler bulunmaktadır. Özellikle bunları kandırmaya çalışacaklardı. Allah, zalim olan münafıklar güruhunu çok iyi bilendir.
Taberi, bu âyetin: “İçinizde onîan dinleyenler de vardı.” kısmını şöyle izah etmiştir: “Sizin içinizde, sözlerinizi dinleyip büyüklerine götürmek için onların casusları vardır.” Mücahid de bu görüşü tercih etmiştir. Birinci izah şekli ise Katade’nin görüşüdür, İbn-i Kesir de bunu tercih etmiştir. [6][66]