sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ’NİN (RH.A) BAKIŞ AÇISIYLA BAKARA SURESİ 284. VE 286. AYETLER

VEHBE ZUHAYLİ’NİN (RH.A) BAKIŞ AÇISIYLA BAKARA SURESİ 284. VE 286. AYETLER
03.04.2025
17
A+
A-

Göklerin Ve Yerin Hakimiyeti Allah’ındır, O’nun Bilgisi Her Şeyi Kuşatmıştır, O Kullarını Davranışları Ve Niyetlerinden Dolayı Hesaba Çekecektir.

 

284- Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi-dınr. Allah her şeye kadirdir.

 

Açıklaması

 

Yüce Allah bu ayet-i kerimede göklerin, yerin, onlarda ve aralarında bulu­nanların kendisinin mülkiyetinde olduğunu, her ikisinde olan her şeyi görüp onlardan haberdar olduğunu gizli-açık ve kalplerde bulunanların -istediği ka­dar küçük ve gizli olsun- O’na gizli olmayacağını, kullarının yaptıklarından ve kalplerinde gizlediklerinden dolayı onları hesaba çekeceğini -İbni Kesir*in de-dediği gibi haber vermektedir.

Mülkiyetiyle, yaratmasıyla, işlerini çekip çevirmesiyle ve ilmiyle kuşatma­sıyla göklerde ve yerde ne varsa yalnız O’nundur. O her şeyi bilendir. Kalpleri­nizde bulunan kötülükleri ve kötülük işleme kararlarını açığa vursanız da, in­sanlardan bunları saklayıp gizleseniz de muhakkak Allah bunlara karşılık sizi hesaba çekecek, ondan dolayı sizi cezalandıracaktır. Yaptığınız hayırsa hayır, şer ise şer olarak karşılığını göreceksiniz.

O lütfuyla kullarından dilediği kimselere mağfiret eder. Cezalandırmayı dilediği kimseleri de cezalandırır. Allah’ın mağfiretine nail olmaya yardımcı olan hususlardan birisi de, kulunu tevbe etmeye, salih amel işlemeye muvaffak kılmasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabbimiz, senin rahme­tin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe edenlere ve senin nuruna uyanlara mağ­firet buyur. Onları cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları, onların baba­larından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları da kendilerine vaad etti­ğin Adn cennetlerine sok. Çünkü sen Aziz ve Hakîm olansın. Bir de onları kötü­lüklerden koru. Sen kimi kötülüklerden korursan, o günde ona rahmet buyur­dun, demektir. Bu ise büyük kurtuluşun ta kendisidir.” (Mü’min, 40/7-9).

Allah’ın kullarını hesaba çekmesi ise bütün amellerine onları muttali kıl­ması, sonra da bu işi ne diye yaptıklarını sormasıdır. [1][53]

 

Peygamberlerin Risaletlerine İman Ve Tarata Göre Mükellefiyet

 

285- O Peygamber kendisine Rabbin-den indirilene iman etti, müminler de. Onların her biri Allah’a, O’nun melek­lerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “Peygamberlerinden hiç bi­rini diğerinden ayırmayız. Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz, senden mağfiret dileriz; dönüş ancak sanadır” dediler.

286- Allah hiç bir kimseye gücünün ye­teceğinden başkasını yüklemez. Ka­zandığı kendisine, yaptığı da aleyhine­dir. Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıy-sak bizi sorguya çekme. Rabbimiz, biz­den öncekilere yüklediğin gibi üzeri­mize ağır yük yükleme. Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle. Sensin bizim mevlâ-mız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et.

 

Nüzul Sebebi

 

Bundan önceki ayet-i kerimede, “Ayetlerden Çıkan Hükümler” başlığı al­tında Müslim ve Ahmed’in Ebu Hureyre’den yaptıkları rivayette bu ayetin nü­zul sebebi açıklanmıştır. Müslim ve başkaları da İbni Abbas’tan buna yakın bir rivayette bulunmuşlardır. [2][54]

 

Açıklaması

 

Yüce Allah peygamberinden ve müminlerden inancın esaslarına iman. et­tiklerinden söz edip haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: Allah’ın peygam­beri Muhammed ve onun risaletine iman edenler, Muhammed’in kalbine Rabbi tarafından indirilen itikada dair buyruklara ve hükümlere kat’î bir bilgi ve tam bir itminan ile inandılar, tasdik ettiler. el-Hakim’in Müstedrek’inde rivayet ettiğine göre bu ayet-i kerime Resulullah (s.a.)’a nazil olunca, “İman etmesi onun için bir haktır” diye buyurmuştur.

Onların her birisi, Allah’ın varlığına, birliğine, yaratmadaki hikmetinin eksiksizliğine, Allah ve rasulleri arasında vahiy getirmek ve elçilik yapmak gi­bi bir çok görevleri bulunan meleklerin varlığına, insanları hidayete erdirmek için Allah’ın üzerlerine kitaplar, sahifeler indirmiş olduğu şerefli rasullerine iman etmişlerdir. Hepsi de şöyle derlemimiz ilke itibariyle risalet ve teşri bakı­mından peygamberler arasında fark gözetmeyiz ve onların davetleri birdir. Bu da Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmek, ahlâkın üstün değerlerine çağır­maktır. Bundan önceki bir ayet-i kerimede geçen, “İşte biz bu peygamberlerin bazısını bazısına üstün kıldık.” (Bakara, 2/253) buyruğundaki peygamberler arasında fazilet farkına gelince, bu, risalet ve teşriin dışında kalan diğer bir ta­kım meziyetler hakkında söz konusudur. Ayrıca bu buyrukta Muhammed’e iman eden müminlerin, bazı peygamberlere iman edip diğer bir kısmını inkâr eden Kitap Ehl’inden üstün bir fazilete sahip olduklarına da bir işaret vardır.

Müminler dediler ki: Rasul bize vahyi tebliğ etmiştir. Biz onun sözünü üzerinde durup düşünerek, anlayarak, kabul ederek dinledik, verilen emirlere boyun eğerek, bağlanarak itaat ettik. Bütün emir ve yasakların dünya ve ahi-ret mutluluğu için olduğuna inanarak bunu yaptık.

Onlar Yüce Allah’tan, dünyada günahları örtülerek, ahirette de cezaları­nın verilmesini umarak mağfiret dilerler. Adeta, “Bütün işlerimizde tasarruf sahibi sensin, dönüş sanadır, senin huzuruna varılacaktır. Sen bize dilediğini yaparsın” derler. Hz. Cebrail dedi ki: “Muhakkak Allah sana ve ümmetine gü­zel bir şekilde övgüde bulunmuştur. İşte sana isteğin verilecektir.” Bunun üze­rine Hz. Peygamber, “Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez” ayetini okudu ve oradaki dileklerin verilmesini istedi.

Allah kimseye takatinden fazlasını yüklemez. Bu Yüce Allah’ın onlara olan lütuf ve merhametinden dolayıdır. Yüce Allah’ın, “İçinizdekini açıklasınız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker” buyruğunda Ashab-ı kiram’m korkup çekindikleri şeyi açıklayan işte bu ayet-i kerimedir. Yani Yüce Allah eğer hesaba çekecek ve soracak olursa, böyle hesaba çeker ve sorar. Fakat O, ancak kulunun def etme ve yapmama imkânı bulduğu şeyler dolayısıyla azap verir. Kulunun savma gücü olmayan vesvese ve nefsî telkinlere gelince, hiç bir kimse bundan mükellef tutulmaz. Şunu bilmek de gerekir ki, kötü vesveseden nefret duymak imandan gelir.

Ağır tekliflerin yapılmayacağına, kolay tekliflerin yapılacağına ise Kur”an-ı Kerim’in bir çok ayetinde işaret edilmiştir. Yüce Allah’ın şu buyrukları bunla­ra misaldir: Allah size kolaylığı diler, sizin için güçlük dilemez.” (Bakara, 2/185); “Ye dinde sizin için herhangi bir zorluk konmamıştır.” (Hac, 22/78).

İnsan ruhunun, ağır olmayan ve katlanüabilen teklifin sınırları içerisine giren bir takım amelleri vardır; hayır kabilinden kazançları veya kötülükler­den aleyhine elde ettiklerini gerçekleştirirken yaptığı türden ameller… Buna karşılık hasardan kazançları için sevap vardır. Masiyetlerden elde ettiği serler için de cezalandırılması söz konusudur.

Kötülük kazanmak için “iktisâb” tabirinin kullanılması, kötülük işlemek için insanın kendisini zorlaması, sıkıntıya katlanması, plan kurması, tabiat ve örflerle çatışmasını gerektirdiğindendir. Hayrın kazanılması için fazla bir gay­rete ihtiyaç yoktur. Çünkü Yüce Allah’ın insan tabiatına yerleştirdiği şey ha­yırdır, hayır işlerine temayülüdür. Hayır işlemekle nefis rahat eder. Hayır işle­mek için korkmaya, tedbirler almaya gerek yoktur. Ruhunu arındıran ve yara­tanın önünde zayıflığını, o büyük imtihan gününde ona muhtaç olduğunu, Al­lah’ın ve insanların önünde korkunç, kapsamlı ve inceden inceye hesabın sıkın­tılarından kurtulma ihtiyacı hisseden insan hayra yönelir.

Daha sonra Yüce Allah kullarına şu duayı yapma irşadında bulunmakta­dır; ayrıca bu duayı kabul edeceğini de onlara garantilemiştir. Bu dua şudur: “Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme!” Yani unutarak bir farzı terk eder yahut bir haram işler veya şer*î yönünü bilmediğimiz için ameli­mizde doğru olanın hangisi olduğunu yanılarak tespit edemezsek, bundan dola­yı bizi cezalandırma! Bunu İbni Mace, Beyhakî, Taberanî ve Hâkim’in Ebu Zerr, İbni Abbas ve Sevbân’dan rivayet ettikleri Resulullah (s.a.)’ın şu buyruğu da desteklemektedir: “Muhakkak Yüce Allah ümmetimin yanılmasını, unutma­sını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bana bağışlamıştır.”

“Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme!” Yani İs-railoğullan gibi bizden önce geçmiş ümmetlere yüklediğin gibi -güç yetirecek olsak dahi- ağır işler yapmayı bize yükleme. Meselâ İsrailoğullan’nın tevbesinin kabulü tevbe eden kimsenin kendini öldürmesi ile oluyordu. Zekât olarak malın dörtte bi­rini vermeleri, necis olduğu vakit elbiseden necasetin bulaştığı yeri kesmeleri is­tenmişti. Resulullah (s.a.)’m risaletinde ise hafifletme, kolaylaştırma, müsamaha ve kolaylık vardır. Çünkü o bütün ümmetlere bağışlanmış rahmet peygamberidir. el-Hatîb ve başkalarının Hz. Cabir’den rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: “Ben müsamahakâr, Hanîfdini ile gönderilmiş bulunuyorum.”

“Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme.” Yani altından kalka­mayacağımız sorumluluklarla musibet ve belâlarla bizi yükümlü tutma. Güç yetiremeyeceğimiz fitnelere bizi müptelâ kılma. “Bizi affet!” Senin bildiğin bi­zimle senin arandaki kusur ve yanılmalarımızı affet! “Bize mağfiret buyur!” Bi­zimle senin kulların arasındaki günahları bağışla! Onları kusurlarımıza ve çir­kin amellerimize muttali kılma. “Bize merhamet eyle!” Gelecekte karşılaşacağı­mız hallerde sen tevfikinde bizleri bir diğer günaha düşmekten koru!

Dikkat edilecek olursa, unutma ve yanılmadan dolayı sorumlu tutulma­mak arkasından affedilmeyi, ağır yükün yükletilmemesi de mağfireti gerekti­rir. Güç yetirilemeyen şeylerin yükletilmemesi de merhameti gerektirir.

“Sensin bizim Mevlâmız!” İşlerimizin maliki ve yardımcımız sensin. Sana güvenip dayandık. Yardımı senden isteriz. Dayanağımız sensin. Bütün güç ve takatimiz ancak seninledir.

“Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!” Senin dinini reddeden, vahdaniyetini ve peygamberinin risaletini inkâr eden, senden başkasına ibadet eden, seninle birlikte kullarının bir kısmını sana ortak koşanlara karşı bizlere yardım et, bizi onlara karşı muzaffer kıl! Dünya ve ahirette onlara karşı güzel akıbet bizim olsun. Muaz (r.a.) bu sureyi bitirdiğinde “âmin” derdi.

Yüce Allah bu duayı kabul edeceğine dair teminat vermiştir. Müslim’in Sahih’iade Ebu Hureyre’den Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğu rivayet edil­miştir: “Allah, (Evet) kabul ettim, diye buyurdu.” İbni Abbas’tan da şöyle riva­yet edilmiştir: Resulullah (s.a.) dedi ki: “Allah, ‘Bunu yaptım (duanızı kabul et­tim)’diye buyurdu.” [3][55]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.