VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 34. VE 35. AYET-İ KERİMELER
Yahudi Ve Hıristiyan Alimlerinin İnsanlara Davranışları
34- Ey iman edenler! Şüphesiz hahamlardan ve rahiblerden birçoğu haksızlıkla insanların mallarını yerler ve Allah’ın yolundan (dininden, O’nu tanıyıp ibadet etmekten) alıkoyarlar. Altın ve gümüşü yığarak biriktirip de, onları Allah yolunda infak etmeyenler var ya, işte onlara acıklı bir azabı müjdele.
35- O gün bunlar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak, o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak. “İşte bu kendiniz için toplayıp sakladıklarınız. Artık istiflediğiniz şeyleri tadın.”
Açıklaması
Bu ayetler, yahudi alimlerinin ve Hristiyan rahiplerinin durumunu ve kötü hallerini açıklamaktadır. Böylece Kitap Ehli’nin onların içyüzünü bilmeleri, onlara uymak ve güvenmekteki hatalarını anlamaları istenmektedir. Müslümanlar da onların inat ve küfür üzere kalmalarının sebebini bileceklerdi. O halde ayetlerden maksat, onların sözlerine ve hallerine benzemekten korkutmaktır.
Ey Allah’a ve Rasûlüne inananlar! Bilin ki, yahudi ve hristiyan din adamlarından çoğu, serî bir hak olarak değil, bâtıl yollarla insanların mallarını alıyorlar. Bu hüküm, hakikati ifade etmek ve az da olsalar, onlardan iyi olanlara insafdan dolayı, hepsine değil, çoğuna nisbet olundu.
Onların bâtıl yollarla mal almalarının örnekleri çoktur: Kazaî hükümlerde rüşvet kabul etmeleri, kendilerine haram kılındığı halde faiz almaları, hediye, adak, peygamber ve salih kimselerin kabirlerine tahsis olunan vakıfları almaları, orta çağda, Ortodoks ve Katoliklerin günahkârları Allah’a affettirmek için dua ve şefaat karşılığında para almaları, kralları, emirleri ve egemen kimseleri memnun etmek maksadıyla para karşılığında haramı helâl, helâli haram kılan fetvalar vermeleri gibi. Nitekim, yahudiler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurur: Allah’ı, O’na lâyık olacak şekilde hakkıyla takdir edemediler. Çünkü: “Allah insana hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “İnsanlar için bir nur ve hidâyet olarak Musa’ya gelen kitabı kim indirdi? Siz onu parça parça kağıtlar haline koyup gösteriyorsunuz, çoğunu da gizliyorsunuz. Ne sizin, ne de babalarınızın bilmediğiniz şeylerin size öğretildiği kitabı kim indirdi”? “Allah” de” (En’am, 6/91).
Onların bâtıl yollarla mal almalarının örneklerinden biri de, yahudilerin kendilerine düşman olan herkesin, hıyanet ve hırsızlıkla da olsa, mallarını almalarıdır: “Kitap Ehli’nden öylesi vardır ki yüklerle emanet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Bu onların: “Ümmiler hakkında bize bir sorumluluk yoktur” demelerindendir. Onlar bildikleri halde, Allah’a karşı yalan söylüyorlar” (Âl-i İmran, 3/75).
Sonra Cenab-ı Hak, yahudi ve Hristiyan din büyüklerinin çirkin hallerinden bir başka türü zikrediyor: İnsanları Allah yolundan alıkoymak. Yani onlar, haram yemekle beraber, insanları ya İslâm dinini yalanlamak, ibadet, inanç ve muameleyle ilgili hüküm ve prensiplerinde şüphe uyandırmakla, ya da Peygamber (s.a.)’e, Kur’an-ı Kerim’e ta’n etmek suretiyle Hakka uymaktan alıkoyarlar.
Bundan anlaşılıyor ki, insanların dünyada arzuladıkları şey -mal ve mevki- yahudi ve Hristiyan din adamlarının kalbini çelmiş, bâtıl yollarla malları almışlar, insanları sahih bir şekilde Allah’ı bilmekten, doğru bir şekilde ona ibadetten alıkoymuşlar, dinî durumlarını ve maddî kazançlarını korumak için Muhammed (s.a.)’e uymaktan men etmişlerdir.
Sonra Allah, onları başka bir sıfatla -aşırı cimrilik ve mallarındaki Allah’ın haklarını vermemekle- vasıflandırarak: “Altın ve gümüşü yığarak biriktirip de onları Allah yolunda infak etmeyenler” buyurur. Yani, mal biriktirip onu evlerinde toplayanlar, ondan zekât gibi şer’an vacip olan hakları çıkarmayanlar, Allah yolunda harcamayanlar cehennem ateşinde çok acıklı azabı hak ederler. Bu tehdit, yahudi ve Hristiyan din adamlarına yönelik olduğu gibi, müslümanlara da yöneliktir. Harcamadan amaç, vacib olan harcamadır. Çünkü: “Onları acıklı bir azabla müjdele” sözünden, bu kasdolunmakt»dır. Çünkü azabı, vacibi terkeden için olur.
Kenz (toplanıp saklanan mal), ancak zekâtı verilmediği zaman haram olur. İmam-ı Malik, kenz hakkında İbni Ömer’den şunu rivayet eder: Kenz, zekâtı verilmeyen maldır… Sevrî, Şafiî ve başkalarının İbni Ömer’den rivayet ettiklerine, zekâtı verilen şey, yedi kat yerin altında olsa da kenz değildir. Ancak zahirî mallardan olup da, zekâtı verilmeyen mal, kenzdir. Bu, Ömer, İbni Ab-bas, Cabir, Ebû Hureyre’den mevkuf ve merfu olarak rivayet edilir.
– İbni Ebî Şeybe, Ebû Davud ve Hakim, İbni Abbas’tan şöyle tahric ederler: “Altın ve gümüşü yığarak biriktirip de onları Allah yolunda infak etmeyenler…” ayeti nazil olduğu zaman, bu müslümanlara ağır geldi. Hiç birimiz, kendinden sonra çoluk çocuğuna mal bırakmamazlık edemez, dediler. Hz. Ömer, bu sıkıntılı hali görünce: Sizi bu sıkıntıdan kurtaracağım, sizi ferahlatacağım, dedi ve oradan ayrıldı. Kendisini Sevban takip etti. Peygamber (s.a.)’e geldi. Ey Allah’ın Peygamberi! Şurası bir gerçek ki, bu ayet ashabına ağır geldi, dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.): “Allah zekâtı, zekâttan geriye kalan mallarını güzelleştirmek için farz kıldı” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (r.a.) tekbir getirdi. Sonra Peygamber (s.a.) ona: “Sana daha hayırlı hazineyi haber vereyim mi? O, hayırlı bir kadındır ki, kocası ona baktığı zaman, onu mesrur eder, ona emrettiği zaman kendisine itaat eder, ondan ayrı kaldığı zaman onu korur” buyurdu.
Altın ve gümüşe tamah etmemeyi öven ve onları yığmayı yeren birçok hadisler vardır. Onlardan birisi, Abdurrazzak’ın Ali (r.a.)dan: “Altın ve gümüş yığarak biriktirip de Allah yolunda infak etmeyenler” ayeti hakkında rivayet ettiği hadisdir. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Allah, altın ve gümüşü helak etsin…” Sahabe: “Peki ya Resulullah (s.a.)! Hangi malı edinelim?” deyince: “Zikreden bir dil, şükreden bir kalb, dininde kendisine yardım eden bir hanım” buyurdu.
Sonra Allahü Teâlâ, hazine sahiplerine uygulanan azap çeşidinden haber vermektedir: Toplayıp biriktirdikleri malların, cehennemde tutuşturulup alınlarının, böğürlerinin ve sırtlarının yakılması. Özellikle bu organların zikredilmesi; onların servet temin etmek için insanlara yüzleriyle yöneldikleri, fakirlere bir şey vermemek için de asık surat gösterdikleri, aldıkları nimetlerden yanları ve sırtları üzere yatarak yararlandıkları için, demir aletle yüzü dağlamak çok meşhur ve çok kötü, sırtı ve böğrü dağlamak daha elem verici olduğu içindir. Melekler tarafından onlara: “İşte bu kendiniz için toplayıp sakladıklarınız, artık o istifçilik ettiğiniz şeylerin vebalini tadın” denir. Bu, bugünkü müslü-manların afeti… Çünkü onlar, çok çok mal toplayıp onlardan bir kısmını olsun, Allah yolunda, ümmet ve müslüman toplum yararına sarfetmiyorlar.
Müslim, Sahih’inde Ebû Hureyre’den şöyle rivayet eder: Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “Malının zekâtını vermeyen kimse için, kıyamet gününde ateşten levhalar hazırlanmıştır. Elli bin yıl o levhalar üzerinde böğrü, alnı ve sırtı dağlanır, insanlar arasında hüküm verilince ona da yol görünür. Ya cennete gider ya da cehenneme.”
Buharî ve Müslim, Ebû Hureyre’den rivayet ederler: Ebû Hureyre dedi ki: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Kim Allah kendisine mal verdiği halde o malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde zekâtı verilmeyen mal, sahibi için oldukça yağlı erkek bir yılan suretine konulur. Bunun iki gözü üstünde (vahşet alameti olarak) iki nokta vardır. Bu azgın yılan, kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan (ağzı ile) sahibinin çenesini iki tarafından yakalar. Sonra: Ben senin (dünyada çok sevdiğin) malınım, ben senin hazinenim der. (Yine Ebû Hüreyre demiştir ki:) Bundan sonra Resulü Ekrem, şu mealdeki ayeti okudu. “Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına bir halka olacaktır” (Âl-i İmran, 3/180). [1][29]