VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 42. VE 45. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Tebuk Gazvesinden Geri Kalmaları Ve Onlara İzin Verilmesi Meselesi
42- Eğer yakın bir menfaat, orta bir yolculuk olsaydı, elbette sana uyarlardı. Fakat meşakkat onlara uzak geldi. Onlar (siz geri döndüğünüzde): “Eğer gücümüz yetseydi, herhalde biz de sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Bunlar kendilerini helake sürüklerler. Şüphesiz Allah, onların yalancılar olduklarını biliyor.
43- Allah seni affetsin, şu sadık olanlar sana belli oluncaya ve yalancıları bi-linceye kadar, niçin onlara izin verdin?
44- Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad etme konusunda senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini hakkıyla bilendir.
45- Ancak Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, kalbleri şüpheye düşüp de o şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler senden izin isterler.
Açıklaması
Allahü Teâlâ bu ayetlerde, mazeretleri olduğunu söyleyerek izin isteyip Tebük Gazasına katılmayanları azarlayarak: “Eğer yakın bir menfaat ve orta yollu bir yolculuk olsaydı, elbette sana uyarlardı…” buyurmuştur. Yani, kendilerini davet ettiğin şey bir ganimet, yahut elde edilmesi kolay bir menfaat veya kolay, yakın, zahmetsiz bir yolculuk olsaydı, mutlaka sana başvurur, gitmekte acele ederlerdi. Fakat onlar, yolculuğun Şam gibi uzak bir mesafeye zorluklarla dolu bir yolculuk ve savaşın da dönemin en kuvvetli gücü olan Rumlara karşı olduğunu görünce rahatı, selameti, yazın o bunaltıcı sıcağında gölgelerde gölge-lenmeyi tercih ettiler. Bu da gösteriyor ki, onlar faydacı, maddeci, dünyaperest bir toplumdur. Nitekim Ebû Hureyre’den rivayet olunan müttefekun aleyh bir hadiste Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Sizden biri etli, yağlı bir kemik, yahut iki koyun tırnağı bulacağını bilse, gece karanlığında bile olsa gelirdi.” Yani bir kimse ufak maddî bir şey verileceğini bilse, onun için secdeye kapanırdı.
Sonra Allahü Teâlâ onların yapacakları bir şeyden haber vermektedir: “Allah’a yemin edeceklerdir.” Yani sen Tebük gazvesinden dönünce, yalan yere yemin edeceklerdir. Nitekim şu ayetlerde de aynı şey dile getiriliyor: “Onlar yanına döndüğünüzde size özür beyan edeceklerdir” (Tevbe, 9/94); “Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin edecekler.” (Tevbe, 9/96). Yani, bizim mazeretimiz olmasaydı, sizinle beraber elbette çıkardık, diyecekler.
Kendilerini yalancı yeminle, yahut yalan ve nifakla helak ediyorlar. Nitekim Peygamber (s.a.), Hayseme b. Süleyman’ın rivayet ettiği hadisinde şöyle buyurmuşlardır: “Yalan yere yapılan yemin, ülkeleri yokluk içinde bırakır.”
Allah, onların mazeretlerinde ve Allah’a yeminlerinde, “Gitmeye gücümüz yetseydi elbette sizinle beraber giderdik” sözlerinde yalancı olduklarını, mazeretleri olmadığını, bedenen kuvvetli, zengin kimseler olduklarını elbette biliyordu. Katâde şöyle demiştir: Savaşa çıkabilirlerdi, fakat tembellik yapıp ci-haddan yüz çevirdiler.
Sonra Allahü Teâlâ, bu münafıklardan cihaddan geri kalan bir gruba izin verdiği için, Peygamber (s.a.)’i ikaz ederek “Allah seni affetsin” buyuruyor. İzin verdiğin için, Allah seni affetsin. Onlara niçin geri kalma izni verdin? İzin verme hususunda yavaş davransan, hakikat sence anlaşılıncaya, doğru söyleyenler, mazeret ileri sürüp yalan söyleyenler ortaya çıkıncaya kadar dursaydın ya. Senden izin istediklerinde onlardan doğru söyleyenle yalan söyleyeni bilmen için, onları bıraksaydm ya. Sen onlara, bu hususta izin vermesen de, onlar ısrarlıydılar. Her ne kadar Allah onların gitmesini istemese, onların gitmesinde müslümanlar için tehlike ve zarar bulunsa da.
Mücahid: “Bu ayet, Resulullah (s.a.)’dan izin isteyin, size izin verse de, vermese de oturun, diyen insanlar hakkında nazil oldu” demiştir.
Bunun için Allahü Teâlâ, Allah’a ve peygamberine inanan hiç kimsenin savaştan geri kalmak için peygamberden izin istemeyeceğini haber veriyor: “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla cihad etme konusunda senden izin istemezler.” Aksine, izin istemeden cihada koşarlar. Çünkü onlar cihadın, cennete bir yol ve bir yaklaşma olduğuna inanırlar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Müminler, ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, sonra da şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İşte onlar sadık olanların ta kendileridir” (Hu-curat; 49/15).
Cihad konusunda, senden izin istemek, müminlerin âdeti değildir. Muhacir ve ensarın ileri gelenleri şöyle diyordu: Cihad konusunda Peygamber (s.a.)’den izin istemeyiz. Çünkü Rabbimiz bizi ona tekrar tekrar çağırdı. O halde izin istemenin mânâsı ne?”
Allah müttakileri bilir. Kendisinden korkup kızdığı şeylerden sakınan, razı olduklarını yapanlardan haberdardır.
Müslim ve İbni Mace’nin Ebû Hureyre’den rivayet ettikleri hadiste de Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur. “Kişinin amellerinin en hayırlısı, atını Allah yoluna hazırlaması, bir savaş, ya da cihad çağrısı duyduğunda, şehit olmayı arzulayarak, şehit olunacak yerlere gitmesidir…”
İman ehli, cihaddan geri kalmak için senden izin istemez. Mazeretsiz cihada katılmama hususunda senden izin isteyenler, ancak Allah’a ve ahirete inanmayan, ahirette amellerine sevap ummayan, senin getirdiklerinin doğruluğundan şüphe eden ve o şüpheleri içinde şaşkın halde olan sebatsız kimselerdir.
Rivayete göre, bunların sayısı 39 erkekti. [1][35]