VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 56. VE 59. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Yalan Yeminler Etmeleri Peygambere Tan Etmek İçin Fırsat Kollamaları
56- Onlar muhakkak, sizden (müminlerden) olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değildir. Fakat onlar korkan toplulukturlar.
57- Eğer sığınacak bir yer, yahut mağaralar veya bir delik bulsalardı, yüzlerini hızla o tarafa çevirirlerdi.
58- İçlerinden bazıları, sadakalar hususunda seni ayıplarlar. Çünkü eğer kendilerine onlardan verilirse hoşnut olurlar. Kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar.
59- Onlar, Allah’ın ve Rasûlünün kendilerine verdiğine razı olup: “Bize Allah yeter. Yakında bize kereminden Allah da verir, Rasûlü de. Biz ancak Allah’tan umarız” deselerdi.
Açıklaması
Allahü Teâlâ, münafıkların korku ve telaşlarından dolayı, Allah’a yemin ettiklerini, biz de sizdeniz dediklerini, oysa aslında öyle olmadıklarını, şek ve nifak içinde olduklarını, korktukları için yemin ettiklerini haber veriyor. Onlar öldürülme korkusuyla yeminler ettiler, nifaklarını gizleyip mümin olduklarını açıkladılar. Şu ayet de aynı manadadır: “Onlar müminlerle karşılaştıkları zaman: “iman ettik” derler. Ama şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında: “Muhakkak biz sizinle beraberiz. Ancak alay edicileriz” (Bakara, 2/14).
Onlar korkularından sizden kaçmak ve uzak yaşamak istiyorlar. Sığınıp kendilerini emniyette hissedebilecekleri bir sığınak bulsalar, oraya kaçarlar ve sizden ayrılırlar.
Dağlarda bir mağara, yahut yer altında kuyu, kanal gibi girilecek bir yer bulsalar, bunlar kötü yerler de olsa, çok hızlı bir şekilde oralara giderler. Çünkü onlar, sizinle, sevgi içinde isteyerek yaşamazlar. Onun için hep gam, keder ve hüzün içindedirler. Çünkü İslâm ve müslümanlar ilerlemede, yücelmede, izzet ve zaferde. Bütün bunlar, onları üzer.
Ey Muhammedi Münafıklardan bazıları sadakalar -ganimetler-, yahut zenginlerden sadaka alma -farz olan zekât malları- hususunda seni eleştirirler. Eleştirenlerin, Peygamber (s.a.)’in İslâm’a ısındırmak için sadaka verdiği mü-ellefe-i kulub olduğu söylendiği gibi, Haricîlerin lideri İbn Zi’1-Huvaysıra olduğu da söylenmiştir. Nitekim o, Resulullah (s.a.)’in Huneyn ganimetlerini taksim ettiği bir sırada gelmiş: “Adaletli ol ya Resulullah!” demişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) da ona: “Yazıklar olsun sana. Ben adil olmazsam, kim olur?!” demişti. Peygambere ta’n edenin münafıklardan Ebû’l-Cevvad olduğu da söylenmiştir. Nitekim o, şöyle demişti: “Arkadaşınızı görmüyor musunuz? Size vereceği sadakaları, adil olduğunu zannederek, koyun çobanlarına dağıtıyor.” Bunun üzerine Resulullah (s.a.): “Hey be adam! Musa çoban değil miydi, Davud çoban değil miydi?” dedi. Ebu’l-Cevvat gidince, Resulullah (s.a.): “Bu adamdan ve arkadaşlarından sakının, çünkü onlar münafık” buyurdu.
Sonra Allahü Teâlâ, onların hoşnutluklarının ve kızgınlıklarının din için değil, kendileri için olduğunu belirtiyor. Çünkü Resulullah (s.a.), o günkü Mek-kelilere çok ganimet vererek, kalplerini kazanmak istemiş, münafıklar da bundan rahatsız olmuşlardı. Nitekim Cenab-ı Hak: “Eğer kendilerine onlardan verilirse hoşnut olurlar. Kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar” buyuruyor. Yani onlara zekâttan, yahut ganimetlerden haksız da olsa verilse, memnun olurlar. Kendilerine verilmezse, verilmeyi hak etmeseler bile, sana kızgınlıkla gelirler. Onlar genelin yararına değil, kendileri ve kendi menfaatları için kızarlar. Onların eleştirisi masumane değil, özel bir amaç içindir.
Onlar Hz. Peygamber(s.a.)’in kendilerine verdiği ganimetlerden hoşnut olsalar ve nasiplerini alıp az da olsa memnun kalsalar, “Allah’ın fazlı ve lütfü bize yeter, elimize geçen bize kafi, Allah bizi başka ganimetlerle rızıklandırır, Resulullah (s.a.) bize bugün verdiğinden daha çoğunu verir, biz başkasından değil, Allah’ın fazlından isteriz” deselerdi daha iyi olurdu.
Bu ayet, büyük bir edebi de içine almaktadır. Şöyle ki: O, Allah ve Rasülü-nün verdiğine razı olmayı, sadece Allah’a tevekkül etmeyi öğretiyor: “Biz ancak Allah’tan umarız, deselerdi…”
Maksat, Allah’ın nimetine, Peygamberin taksimine razı olmalarını öğretmektir. Çünkü peygamber, adaletli davranır. İslâm’ın ve müslümanların yararına olanı yapar. Mümine düşen Allah’ın kendisine taksim ettiğine razı olmak, ondan fazlasına tame etmemektir. [1][39]