TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MÜ’MİNUN SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
MÜ’MİNÛN SURESİ
Mü’minûn Suresi, yüz on sekiz âyettir ve Mekke’de nazil olmuştur.
Bu Sure-i Celile, kurtuluşa erecek olan Müminlerin sıfatlarını beyan ederek başlıyor ve bu sıfatların, namazlarını huşu ile ve devamlı kılmak, boş sözlerden yüz çevirmek, zekâtlarını vermek, ırzlarını korumak, emanetlerine ve ahdle-rine riayet etmek olduğunu bildiriyor ve işte bu sıfatlan taşıyan Müminlerin Fir-devs cennetlerine vâris olacaktan ve orada ebedî olarak kalacakları ifade ediliyor.
Daha sonra insanın ilk yaratılışı hatırlatılıyor ve topraktan yaratılan insanın üremesi ve geçirdiği evreler beyan ediliyor.
Gökten indirilen yağmura ve onunla çıkarılan bitkilere işaret buyurulu yor. Hayvanlardan ve gemilerden taşımacılıkta istifade edişimiz hatırlatılıyor.
Sure-i Celile’de Nuh (a.s.)ın kıssasına kısaca yer veriliyor. Nuh (a.s.)m kavmini Allah’a ibadet etmeye davet ettiği, kavminin ise, Allah’ın, bir insanı Peygamber göndermeyeceği itirazıyla kendisine karşı çıktıkları anlatılıyor ve kavminin kendisini yalanlaması karşısında Allah Teala’dan yardım isteyen Nuh (a.s.)a şöyle buyuruluyor: “Biz Nuh’a şöyle vahyettik. Gemiyi murakabamız altında ve vahyettiğimiz gibi yap. Nihayet emrimiz gelip tandır kaynaymca, her cinsten ikişer çifti ve daha önce, helak olacakları bildirilenler hariç, aileni alıp gemiye koy. Zulmedenler hakkında bana niyazda bulunma. Çünkü onlar boğulacaklardır.” (âyet: 27)
Sure-i Celilede, bundan sonra, helak olan bu kavmin ardından gelen Âd ve Semud kavmi ve onların ahvali anlatılıyor. Onların da Peygamberlerini yalanladıkları- ve sonunda şiddetli bir sarsıntıyla helak olup gittikleri beyan ediliyor.
Hz.Musa’nın ve kardeşi Harun’un, Firavun ve erkânına, Allah’ın emirlerini tebliğ etmek İçin gönderildikleri fakat onların da bu Peygamberlerin davetini kabul etmedikleri ve onları yalanladıkları ve sonunda helak edildikleri haber veriliyor.
Hz. İsa’nın ve annesinin birer mucize oldukları beyan ediliyor.
Resulullah (s.a.v.)in, dini tebliğ ederken, kendilerine tebliğde bulunduğu insanlardan bir.ücret istemediği, ona rabbinin vereceği sevabın yeteceği ve bunun da her şeyden hayırlı olduğu beyan ediliyor.
Müşriklere ve inkarcılara, yeryüzünde olan varlıkların, yedi göğün ve arşın rabbinin kim olduğunun sorulması emrediliyor, bu sorulara verilecek cevabın, bütün İnsanlığın sahibinin Allah olduğunun itirafı olacağı açıklanıyor ve buyuruluyorki: “O halde nasıl oluyor da aldanıyorsunuz? de.” (âyet: 89)
Müşriklerden birine ölüm geldiğinde, tekrar dünyaya dondürülmeyi isteyeceği fakat bunun bir daha mümkün olmayacağı açıklanıyor.
Tekrar dirilişin artık kıyamette Sur’un üfürüldüğü zamanda olacağı, orada herkesin, dünyada yaptıklarının hesabını vereceği ve neticede ceza veya mükâfaata nail olacakları haber veriliyor.
Allah Teala’nın, âhirette kullarına, yeryüzünde ne kadar kaldıklarını soracağı, onların ise bir gün veya bir günün az bir kısmı kadar kaldıklarını söyleyecekleri ifade ediliyor.
Süre-i Celile’nin sonunda Resululah (s.a.v.)in şöyle dua etmesi emrediliyor: “Ey Muhammed, de ki: “Rabbim, bağışla. Merhamet et. Sen, merhamet edenlerin en hayırlıstsm.”(âyet: 118)[1][1]
SURENİN FAZİLETİ
Hz. Ömer (r.a.) diyor ki:
“Resulullah’a vahiy indiği zaman, yüzünde an vızıltısına benzer sesler işitilirdi. Bir gün ona yine vahiy geldi. Biz biraz bekledik. Sonra Resulullah açılıp rahatladı. Kabe’ye yönledi ellerini kaldırıp şöyle dua etti: “Ey Allahım, sen bizlere nimetlerini artır, eksiltme. Bize ikram et, bizi zelil etme sen bize nimet ver. Bizi mahrum etme, Bizi seç başkalannı bize tercih etme. Bizi razı et ve bizden razı ol.” ,
Resulullah devamla şöyle buyurdu: “Bana on âyet indirildi. Kim bunların hükümlerini yerine getirirse cennete girer.” Sonra Resulullah (s.a.v.) Mü’minun Suresinin başından on âyet okudu.[2][2]
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
1- Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir.
Şu Müminler, cehennemin azabından kurtulmuş ve Allah’ın vaadettiği “Firdevs” cennetine vâris olmuşlardır. [3][3]
2- Öyle müminler ki, onlar, namazlarında huşu içindedirler.
Namaz içinde “Huşu” halinde olmaktan maksat, Allah’tan korkarak ve sükunet içinde namaz kılmaktır. Bu da namaz kılanın, kalbini sadece namaza vermesi, namaz dışındaki her şeyi kalbinden çıkarması ve namazı diğer bütün şeylere tercih etmesiyle olur. İşte o zaman namaz kılan kişi, rahatlık hisseder ve kıldığı namazdan zevk alır. İşte bu şeklide namaz kılan kimse hem kalben hem de vücutça sükunet hisseder, huzur içinde olur. Âyet-i Kerime’de işte böyle bir müminin kurtuluşa ereceği beyan edilmektedir.
Muhammed b.Sîrîn diyor ki: “Resulullah’ın sahabileri namaza kalkarken, gözlerini göğe doğru dikiyorlarmış. Bu âyet-i kerime inince artık gözlerini secde yerine çevirmişlerdir. [4][4]
3- Onlar ki boş sözlerden yüz çevirirler.
Âyet-i kerimede zikredilen boş sözler, Allah’a ortak koşmayı, günah işlemeyi ifade eden sözleri ve diğer boş söz ve davranışları kapsamaktadır. Müminin kurtuluşa erebilmesi için bütün bu çeşit söz ve davranışlardan kaçınması gerekir. [5][5]
4- Onlar ki zekâtlarını verirler.
Müminin kurtuluşa erme şartlarından biri de, zekatını gereği gibi vermesidir. Burada ifade edilen zekâttan maksat, fakirin, zenginin malı üzerindeki hakkıdır. Bu sure Mekke’de nazil olmuştur. Hukukî anlamda zekât vermeyi emreden âyet ise Medine’de nazil olmuştur. Bu sebeple bu âyette zikredilen zekâttan maksat “Fakirin, zenginin malı üzerindeki hakkıdır.” denmiştir. [6][6]
5- Onlar ki ırzlarını korurlar. [7][7]