TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MÜ’MİNUN SURESİ 13. VE 20. AYET-İ KERİMELER
13- Sonra onu “Nutfc” halinde müstahkem bir karargâh olan rahme yerleştirdik.
Sonra biz insanı nutfe halinde karar kılacağı ve çocuk için uygun bir yer kıldığımız anne rahmine yerleştirdik. [1][16]
14- Sonra “Nutfe”yi kan pıhtısı haline getirdik. Kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık. Bir çiğnem eti kemiklere çevirdik. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir varlık yaptık. Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir.
Sonra, anne rahmine yerleştirdiğimiz nutfe’yi kan pıhtısına dönüştürdük. Kan pıhtısını da bir çiğnem et yaptık. O bîr çiğnem eti kemiğe dönüştürdük. Sonra o kemikleri etle kapladık. Sonra insanı bambaşka bir varlık haline getirdik. Zira ona ruh üfledik. Ondan önce ise sadece bir şekilden ibaretti. Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne kadar yücedir.
Âyet-i kerimede “Sonra da onu bambaşka bir varlık yaptık” ifadesi geçmektedir. Bundan maksat, cansız olan insana ruh üflenerek canlı hale gelmesidir. Veya annesinin karnında olan insanın annesinden doğarak çeşitli aşamaları geçirmesidir. Yahut çocukluk dönemini geçip güçlü kuvvetli hale gelmesidir. [2][17]
15- Sonra siz, bunun ardından mutlaka ölürsünüz. [3][18]
16- Sonra da hiç şüphesiz ki siz kıyamet günü diriltileceksiniz.
Ey İnsanlar, sizleri apayn bir yaratık haline getirmemizden sonra, dünyada eceliniz dolunca mutlaka öleceksiniz. Tekrar, sizi yarattığımız toprağa döneceksiniz. Kıyamet kopunca da topraktan diriltileceksiniz ve herkes yaptığının karşılığını görecektir. [4][19]
17- Şüphesiz biz, üzerinizde yedi yol (gök) yarattık. Biz, yarattığımız varlıklardan gafil değiliz.
Müfessirlerin büyük çoğunluğu bu âyette zikredilen “Yedi yof’dan maksadın, diğer âyetlerde de zikredildiği gibi “Yedi gök” olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da demişlerdir ki: “Göklerin “Yol” olarak ifade edilmesi, orada bulunan gezegenlerin yörüngelerinin bulunması ve Meleklerin göklerde hareket etmel erindendir,”
Bazı müfessirler de burada ifade edilen “Yedi yol”u “Yedi tabaka” olarak izah etmişlerdir. [5][20]
18- Biz, gökten belli ölçüde su indirdik tc onu yeryüzünde durdurduk. Şüphesiz biz, onu gidermeye de kadiriz.
Biz, gökten belli miktarda yağmur indirdik. O yağmuru çokça yağdırarak yeryüzünü suya boğmadık. Sonra o yağmurlun yeryüzünde depoladık. Nehirlerin, pınarların ve kuyuların kaynağı yaptık. Şüphesiz ki biz, gökten indirdiğimiz bu yağmurları gidermeye de kadiriz. Bunları giderdiğimiz takdirde sizler ve hayvanlarınız susuzluktan Ölürsünüz, bitkileriniz bitmez olur: [6][21]
19- Biz o su ile sizin için hurmave üzüm bahçeleri yarattık. O bahçelerde sizin için birçok meyveler vardır. Siz, onlardan yersiniz.
Biz, gökten indirdiğimiz o su ile, sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. O bahçe ve bağların içinde sizin için daha başka meyveler de vardır. Sizler, o bahçelerin meyvelerinden yersiniz. [7][22]
20- Ayrıca o su ile Tur-i Sina’da yetişen bir ağaç bitirdik ki, meyvesi yağlıdır, yiyenlere katıktır.
Yine biz, gökten indirdiğimiz o yağmurlarla, Sina dağında biten zeytin ağacını var ettik. O zeytin ağacı, kendisinden yağ üretilen zeytin verir. Ve bu yağ, yiyenler için bir katıktır.
Âyet-i Kerimede geçen “Tur-i Sina” yani, Sina dağı, Abdullah b.Abbas ve İbn-i Zeyd’e göre, Hz.Musa’nın üzerine çıkarak Allah Teala ile konuştuğu Sina çölünde bulunan dağdır. Bu izaha göre zeytinin asıl vatanı bu dağdır. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.
Katade ve Dehhak’tan rivayet edilen başka bir görüşe göre ise buradaki “Sina” kelimesi “Güzel olan” anlamına gelmektedir.
Mücahid’den nakledilen bir görüşe göre de burada zikredilen “Sina” kelimesi “Mübarek kılınmış” anlamına gelmektedir.
Bu iki izah tarzına göre âyetin mânâsı şöyle olur: “Biz, gökten indirdiğimiz yağmurla, mübarek dağlarda biten veya güzel olan dağlarda biten zeytin ağacını var ettik.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerifinde zeytinin kıymetine işaret ederek şöyie buyurmaktadır:
“Zeytin yağım yeyin ve onu sürünün. Zira o, mübarek bir ağaçtandır. [8][23]