MECLİS VE KARDEŞLİK ÖLÇÜSÜ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah’a cc aittir. Salat ve Selam Resulullah (sav)’a Âline, Ashabına ve Tüm Müslümanların Üzerine Olsun
İslam’da kardeşlik, istikameti korumaya yönelik bilinçli bir ilişkidir. Bu sebeple âlimler kardeşliği, duygusal yakınlık üzerinden değil; niyet, fayda ve sınır kavramları üzerinden tarif etmişlerdir. Kardeşlik, kişiyi hakikate yaklaştırdığı ölçüde kıymetlidir; aksi hâlde zararlı bir meşguliyete dönüşür.
Bu yaklaşımın açık ifadesini İbn Kayyim el-Fevâid adlı eserinde ortaya koyar. Ona göre kardeşlerle geçirilen vakit iki kısımdır:
Birincisi, yalnızca nefsi rahatlatmak, konuşmak ve vakit geçirmek için yapılan beraberliktir. Bu tür birliktelikler, görünürde masum olsa da kalbi gevşetir, iradeyi zayıflatır ve zamanın bereketini yok eder.
İkincisi ise, hakkı konuşmak, sabrı tavsiye etmek ve insanı hedefe taşıyan sebepler üzerinde yardımlaşmak için yapılan buluşmalardır. Bu tür beraberlik büyük bir kazançtır; ancak İbn Kayyim, bunun bile kendiliğinden hayır olarak kalmayacağını belirtir ve üç ciddi afete dikkat çeker: Nefislerin birbirine hoş görünmesi, konuşmanın amelin önüne geçmesi ve asıl niyetin unutularak bu birlikteliğin alışkanlık hâline gelmesi.
Buradan çıkan ilmi sonuç şudur: İslam’da değerli olan beraberliğin kendisi değil, beraberliğin koruduğu istikamettir.
Bu noktada “samimiyet” kavramının netleştirilmesi gerekir. Samimiyet, herkese aynı yakınlığı göstermek değildir. Bu anlayış, ahlaki bir derinlik değil; çoğu zaman basiret eksikliğidir. Basiretli samimiyet ise, emanet bilinciyle hareket eder. Kiminle ne konuşulacağını, hangi ilişkinin derinleşmeye, hangisinin sınırlı kalmaya uygun olduğunu ayırt eder.
Âlimlerin bazı kimselerle mesafeli durması bir ahlak zaafı değil; basiret ve ferasettir.
Bu ilkenin pratik bir örneği, İmam Şafii ile İmam Ahmed arasındaki ilişkide görülür. Aralarında ciddi ilmî ihtilaflar bulunmasına rağmen bu durum kardeşliklerini zedelememiştir. İmam Şâfiî’nin “Bir meselede ihtilaf ettik diye kardeşliğimiz bozulacaksa, kardeşlik nedir ki?” sözü, bu anlayışın ilmi bir özetidir. Çünkü onlar için kardeşlik, aynı görüşte buluşmak değil; hakikate sadakati , ilişkiden üstün tutabilmektir.
Allah’ın mescitleri de bu ölçünün muhafaza edilmesi gereken mekânlardır. Mescit, sosyal rahatlama alanı değildir, Orada geçirilen vakit, kişiyi Allah’a yaklaştırmıyorsa, mevcudiyet artmış ama fayda azalmıştır. Bu sebeple mescit adabı; az konuşmayı, faydalı sözü ve orada bulunmanın sorumluluğunu taşımayı gerektirir.
Sonuç olarak İslam’da kardeşlik; samimiyet adı altında sınırların kaldırılması değil, hikmetle korunan bir ilişkidir. Basiret; herkese açılmak değil, nerede durulacağını bilmektir. Âlimlerin mirası, duygusal bir yakınlık anlayışı değil; ölçülü, ilmi ve istikamet merkezli bir duruştur.
Bu duruş, bugün kaybedilen ama yeniden inşa edilmesi gereken ahlaki çizgidir.
Bu noktada ilişkilerde fark edilmeden devreye giren şahsî beklentiler üzerinde durmak gerekir. İnsan çoğu zaman kardeşliği, karşısındakinin kendisine uyum sağlaması üzerinden okur. Fakat bu beklenti merkeze alındığında kardeşlik, hakikatin değil nefsin hizmetine girer.
İnsanın kendisine uymasını beklediği insanlar listesi genişledikçe, tahammülü daralır. Herkesin aynı dili konuşmasını, aynı hassasiyeti taşımasını, aynı hızda olgunlaşmasını beklemek ise olgunluk değil, gizli bir dayatmadır. Bu beklenti çoğu zaman modern bir cahiliye kırıntısıdır: Kendini merkeze koyma, başkasını kendine benzetme arzusu. İslam ahlakı ise insanı, başkalarını dönüştürmeye değil; kendi nefsini terbiye etmeye çağırır.
Âlimlerin sıkça vurguladığı mesafe meselesi de tam burada doğru anlaşılmalıdır. Mesafe; soğukluk, kibir veya insanlardan kaçış değildir. Bilakis mesafe, kişinin kendini ve yolunu koruyabilme gücüdür. Herkese aynı ölçüde yaklaşmamak, zayıf bir karakterin değil; istikrarlı bir şahsiyetin göstergesidir.
Bu nedenle basiretli mümin, mesafeyi bir savunma refleksi olarak değil; ahlaki bir tercih olarak kullanır. Kiminle derinleşeceğini, kiminle yüzeyde kalacağını bilir. Bu bilgelik, insanı yalnızlaştırmaz; aksine ilişkileri berraklaştırır. Çünkü herkesle aynı yakınlık kurulmaya çalışıldığında, hiçbir ilişki sahici kalmaz.
Allah’ın mescitleri de bu zihniyet dönüşümünün merkezidir. Mescit, kişinin nefsini besleyecek ilişkiler kurduğu değil; nefsini hizaya soktuğu mekândır.
Sözün özü ; Âlimlerin miras bıraktığı ahlak, insanı rahatlatan değil; insanı ayakta tutan bir ilişkiler düzenidir.
SELAM ve DUA İLE