VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 94. VE 96. AYET-İ KERİMELER
Tebûk Gazvesine Katılmayan Münafıkların Özür Dilemeleri Ve Yalan Yere Yemin Etmeleri
94- Savaştan dönüp geldiğinizde size özür beyan ederler. De ki: “Hiç özür dilemeyin. Size kesinlikle inanmıyoruz. Çünkü Allah bize haberlerinizi bildirdi. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da Rasulü de görecektir. Sonra gizliyi de açıgıda bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O size yaptıklarınızı haber verecektir.”
95- Onlara geldiğinizde kendilerini bımanız için Allah’a yemin edecekler Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar
murdardır. İşledikleri günahların cezası olarak varıp kalacakları yer de cehennemdir.
96- Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile, şüphesiz Allah fasıklar topluluğundan razı olmaz.
Açıklaması
Bu ayetler Tebuk dönüşünde müminlere münafıkların durumunu haber verme amacını taşıyan bir ara cümlesi niteliğindedir.
Ey müminler! Onlar, hatalı davranışları ve özürsüz olarak savaştan geri kalmaları sebebiyle Tebuk Gazvesi’nden dönüp geldiğiniz zaman size bir takım özürler beyan edecekler.
Ey Peygamber! Onlara de ki: Yalan mazeretlerle özür beyan etmeyin. Çünkü biz kesinlikle sizi tasdik etmeyeceğiz.
Sizi tasdik etmememizin sebebi ise Allah Tealâ’nın Peygamberine gönderdiği vahiy ile sizin bazı haberlerinizi ve davranışlarınızı bize bildirmiş olmasıdır. Bu da gönüllerinizdeki şerre, fesatlık ve gerçeklere karşı çıkmaktır. Allah da Rasulü de bundan sonraki amellerinizi görecektir. Siz gelecekte münafıklık üzerinde ısrar mı edeceksiniz, yoksa tevbe mi edeceksiniz? Allah bunu gayet iyi bilir. Şayet tevbe ederseniz şüphesiz Allah tevbelerinizi kabul edecek, günahlarınızı affedecektir. Eğer içinde bulunduğunuz nifak üzerinde kalırsanız, Rasu-lullah size lâyık olduğunuz şekilde davranacaktır.
Bu ifadelerde onları tevbeye teşvik etme, tevbe etmeleri ve durumlarını ıslah etmeleri için mühlet verme amacı vardr.
Sonra dönüşünüz, görünen ve görünmeyen âlemi bilen Allah’adır. O sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da gayet iyi bilir. Size amellerinizin hayırlısını da şerlisini de bildirir, bu amellerinizin karşılığını verir. Ancak şunu iyi bilmelisiniz ki sizin azabınız kâfirlerden daha şiddetli olacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak “Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. (Nisa, 4/145) buyurmaktadır.
“Size haber veriyor ki…” ifadesi açıkça azarlama ve amellerinin cezasını beyan etme anlamını taşımaktadır.
Bu ayetler ayrıca yalan mazeretlerden kaçınma ve sonunda özür beyan etmeye sebep olacak günahlardan uzaklaşmanın zorunluluğunu da ifade etmektedir. Nitekim Efendimiz (s.a.) Ziyaeddin el-Mekdisî’nin Enes (r.a.)’ten rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde, “Sonunda özür dileyeceğin işi başında yapmaktan sakın!” buyurmaktadır.
Cenab-ı Hak bundan sonra münafıkların bu mazeretlerini yalan yere yeminle ispata yelteneceklerini haber vermektedir. “Onlar Allah’a yemin edeceklerdir ki.” Yani onlar kendilerini serbest bırakmanız için size Allah adını kullanarak mazur olduklarına dair yemin edeceklerdir. Bu durumda onları azarlamayın, kadınlar ve diğer özürlülerle beraber olup savaştan geri kalmaları sebebiyle onları tenkit etmeyin.
Sadece “onlardan yüz çevirin,” onları hiçe sayarcasına azarlamaya bile gerek duymayın. “Çünkü onlar murdardır,” yani manen pistirler, gönülleri ve inançları kokuşmuşturlar. Temiz olmayı kabul etmezler. Onlardan yüz çevirmenin ve onları azarlamamanın sebebi de budur.
Dünyadaki işledikleri günah ve hatalarına karşılık olarak ahirette varıp kalacakları yer de cehennemdir. Bu ifade onların bu davranışlarının sebebini beyan etmede son cümledir. Sanki şöyle buyurmaktadır: Onlar cehennemlik pisliklerdir. Onlara dünya ve ahirette ihtar ve kınamalar fayda vermez.
Yüce Allah bundan sonra bize “Onların ettikleri yalancı yeminler kendileriyle olan muamelelerde onlara Ehl-i İslâm gibi davranmaya devam etmeniz için sadece sizin rızanızı almak içindir” diye bildirdi.
Onlar fasıklıkları -yani Allah’a ve Rasulüne itaatten uzak kalmaları- sebebiyle Allah’ın gazabına lâyık ve azabına müstahak oldukları takdirde siz onlardan razı olsanız da bu rızanızın onlara bir faydası olmaz. O halde onların bütün gayretleri sizi değil Allah ve Rasulünü razı etmek olmalıdır. Nitekim Ce-nab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ‘Yaptıkları günahları insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Halbuki Allah… onlarla beraberdir.” (Nisa, 4/108).
Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ” (Ey müminler!) Onların yüreklerine oturan korkunuz Allah ‘tan korkularından daha şiddetlidir. Bu da onların hakkı anlamayan bir kavim olmalarındandır.” (Haşr, 59/13).
Bu ayetler aynı zamanda müminleri onlardan razı olmamaya, onların yalancı yeminlerine kanmamaya teşvik etmektedir. Şahit olarak Allah yeter! Müminlere istikamet ve doğru yolu, ihtiyatlı ve isabetli yolu öğretici olarak, her şeyi en iyi şekilde bilen Allah yeter!
Bu manaların önemine binaen burada bir defa daha tekrarlanmaktadır. Böylece bu ifadeler isterse daha önce geçen şehirlilerden, isterse burada anlatılmak istenen bedevilerden olsun bütün münafıkların kullandıkları metodu tam manasıyla içine almış olmaktadır. [1][69]