sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 75. VE 82. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 75. VE 82. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 22, 2026 09:58
9
A+
A-

Hz. Musa (A.S.) İle Hızır Kıssasının Sonu

 

75- O “Ben sana benimle birlikte olmaya dayanamazsın demedim mi?” dedi.

76- “Eğer bundan sonra sana bir şey so­rarsam benimle arkadaşlık etme. O za­man benim tarafımdan mazur sayılır­sın” dedi.

77- Yine gittiler. Nihayet bir kasaba hal­kının yanına uğradılar. Ora halkından yiyecek istediler. Onlar ise bu ikisini mi­safir etmek istemedi. İkisi orada yıkıl­maya yüz tutmuş bir duvar gördüler. O bunu doğrultu ver di. Musa: “Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin” dedi.

78- O dedi ki: ‘İşte bu, seninle benim ay-rılışımızdır. Dayanamadığın işlerin iç yüzünü sana anlatacağım:

79-  “Gemi denizde çalışan yoksullara aitti. Onu kusurlu kılmak istedim. Çün­kü arkalarında her (sağlam) gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.

80- “Erkek çocuğa gelince: Onun babası, anası inanmış kimselerdi. Azgınlık ve inkâr ile onlara meşakkat vermesinden korkmuştuk.

81- “Bu bakımdan Rablerinin onlara bu çocuk yerine hem ondan daha temiz ve hayırlısını ve hem daha merhametli bi­risini vermesini istedik.

82- “Duvar ise o şehirdeki iki yetim er­kek çocuğa aitti. Altında da onlara ait bir define vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağı­na ulaşmasını -ve Rabbinden bir rah­met olarak- kendi definelerini çıkarma­sını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüzü budur.”

 

Açıklaması

 

“O “Ben sana benimle birlikte olmaya dayanamazsın demedim mi?” dedi.”

Hızır şarta aykırı davranan Hz. Musa’ya şöyle dedi: “Ben sana benim yapaca­ğım işlere katlanmanın mümkün olmayacağını ve yapacağım işlere karşı sessiz kalmayacağını bildirmedim mi?” Dikkat edilecek olursa burada önceki ifadeler­den ayrı olarak “sana” kelimesi ilâve edilmiştir. Zira burada serzenişte bulun­maya iten sebep, daha önceki hatırlatmadan sonra daha açık ve daha güçlüdür. Ayrıca Hz. Musa’nın uymayı taahhüt ettiği şart veya söze aykırı davranışı bir defa daha tekrarlanmıştır. Kasabada diğer çocuklarla birlikte oynayan çocuğun öldürülmesi geminin delinmesinden daha büyük ve ağır bir suç olmakla birlik­te bu, böyledir. İşte bundan dolayı Hz. Musa da bu işe karşılık: “Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.” diye tepkisini göstermişti. Kötü bir iş olmakla nitelendirilen bir davranış ise elbette ki: “büyük bir iş” diye nitelendirilenden daha çirkindir. İşte bu da çocuğun öldürülmesinin, geminin delinmesinden daha çirkin bir iş olduğuna bir işarettir. Çünkü bir canın telef edilmesi, malın telef edilmesinden daha mühimdir.

Hz. Musa da şu sözleriyle özür beyan etti: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle arkadaşlık etme! O zaman tarafımdan mazur sayılır­sın.” Yani Hz. Musa Hz. Hızır’a şöyle demişti: “Şayet bundan sonra meydana gelebilecek herhangi bir şeye itiraz edersem benimle arkadaşlık etme. Çünkü sen arka arkaya birkaç defa beni mazur görmüş olacaksın. Bir defa daha itiraz edersem sana üç defa muhalefet etmiş olacağım.” Bu, son derece pişman olmuş bir kimsenin söyleyebileceği bir sözdür.

İbni Cerîr, Übeyy b. Ka’b’m şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (s.a.) herhangi bir kimseyi söz konusu edip de ona dua etti mi, önce kendisine dua etmekle işe başlardı. Günün birinde şöyle buyurdu: “Allah bize de Musa ‘ya da rahmet eylesin. Eğer arkadaşıyla birlikte kalmaya devam etseydi hayret ve­rici şeyler görürdü. Fakat o: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın” demişti.”

Üçüncü olaya gelince:

“Yine gittiler ve nihayet bir kasaba halkının yanına vardılar. Ora halkın­dan yiyecek istediler. Onlar ise bu ikisini misafir etmek istemedi.” Hz. Hızır ile Hz. Musa ilk iki olaydan sonra yine yola koyuldular, nihayet bir kasabaya var­dılar. Kasaba halkından yemek istedilerse de onlar bunu kabul etmediler. Bu hareket, insanlık görevini ihlâl olup cimrilikti. Sözü geçen bu kasaba Antak­ya’dır.

“İkisi orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler; o bunu doğrultuver-di.” Hz. Hızır ile Hz. Musa o kasabada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Hz. Hızır onu sağlamlaştırdı. Sahih hadiste belirtildiğine göre: “Elini duvara sürdü ve duvar doğruluverdi.” Bu Hz. Hızır’ın kerametlerindendir.

Burada irâdenin (mealde: yüz tutma) duvara isnat edilmesi, önceden de belirtildiği gibi bir istiaredir. Çünkü irade bu gibi yaratıklarda “meyletmek” anlamındadır. Birincisi (irade), akıllı yaratıkların işlerinden; ikincisi ise cansız varlıkların niteliklerindendir.

İşte bu sırada Hz. Musa Hz. Hızır’a şöyle dedi: “Dikseydin buna karşı bir ücret alabilirdin.” Yani Hz. Musa, Hz. Hızır’a şöyle dedi: “Keşke bu duvarı doğrultmak ve tamir etmek karşılığında ücret istesen. Bunlar bizi misafir et­mediklerinden dolayı, bunlara ücretsiz bir iş yapmamalıydın.” Hz. Hızır ona şöyle cevap verdi: “O dedi ki: İşte bu, seninle benim ayrılışımızdır. Dayanama-dığın işlerin içyüzünü sana anlatacağım.” Yani Hz. Hızır Hz. Musa’ya dedi ki: İşte senin tekrar tekrar gösterdiğin bu tepkiler veya itirazların bizim ayrılış sebebinıizdir; yahut bizim birbirimizden ayrılmamızı gerektiriyor. Bu ayrılık ise senin kendi adına kabul ettiğin şart dolayısıyladır. Çünkü sen çocuğun öl­dürülmesinden sonra: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arka­daşlık etme.” demiştin. Ben sana senin tepki gösterdiğin ve tahammül göstere­mediğin işlerin iç yüzünü açıklayıp bildireceğim. Söz konusu bu işler ise gemiyi delmek, çocuğu öldürmek ve duvarı doğrultmaktı.

Bu ifadeler, sabır ve tahammül göstermemeye karşılık bir serzeniş ve bir kınamadır. Daha sonra Hz. Hızır, yaptığı üç işin sebebini açıklamaktadır:

1- “Gemi denizde çalışan yoksullara aitti. Onu kusurlu kılmak istedim. Çün­kü arkalarında her (sağlam) gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.” Yani kusurlu kılmak için deldiğim gemi yararlanabilecekleri başka hiçbir şeyleri ol­mayan güçsüz bir kaç yetime aitti. Gemilerini denizde yolculuk yapanlara kiralı­yor, bu yolla geçiniyorlardı. Kendilerini zalimlere karşı savunacak güçleri yoktu. Ben de bu gemiyi delmek suretiyle onu kusurlu kılmak istedim. Çünkü onların önlerinde (yani gidecekleri yerde) her sağlam gemiye el koyan, haklı herhangi bir sebep olmaksızın zulmen ve hak ölçülerini aşarak gaspeden zorba bir hü­kümdar vardı. İşte benim yaptığım o iş, bu gemiyi güçsüz sahipleri lehine koru­mak amacına yönelikti. Ben kötü bir iş yapmış olmadım. Sadece daha büyük olan bir zararı bertaraf etmek için iki zarardan hafif olanını işledim.

İbni Cüreyc, Şuayb el-Cübbâî’nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bu hü­kümdarın adı Beded oğlu Heded idi. Bu kişiden, İshak oğlu Is soyundan gelen­ler arasında Tevrat’ta söz edilir.

Dikkat edilecek olursa Yüce Allah’ın: “Arkalarında” buyruğu, önlerinde yani gidecekleri yerde demektir. Yüce Allah’ın: “arkalarında ise cehennem var­dır. ” (Câsiye, 45/10) buyruğu ile: “Ve onlar arkalarında çok ağır bir günü terke-diyorlar.” (İnsan, 76/27) buyruklarında da böyledir.

2- “Erkek çocuğa gelince: Onun babası, anası inanmış kimselerdi. Azgınlık ve inkâr ile onlara meşakkat vermesinden korkmuştuk.”   Bu çocuğun adının Şem’ûn, Haysûr veya Haysûn olduğu söylenir. Bu çocuk kâfir idi. Allah onun geleceğini Hızır’a gösterdi. Onun anne babası mümin idiler. Fakat büyüdüğü zaman çocuklarına olan sevgileri dolayısıyla küfür, zulüm ve isyana düşüp münkerleri işlemek hususunda ona uymalarından korktu. Çünkü çocuk sevgisi fıtrîdir. Hz. Hızır’ın yaptığı seddüzerâi’ (kötülüğe giden yolları kapamak) veya iyiliğe giden yolları açmak kabilindendir. Çünkü bir maslahata götüren her bir yol aynı zamanda maslahattır.

Katâde şöyle der: Bu çocuk dünyaya geldiğinde anne babası sevinmişlerdi. Öldüğünde ise üzüldüler. Fakat hayatta kalmış olsaydı onun sebebiyle helak olurlardı. O bakımdan her kişi Allah’ın kaza ve kaderine razı olmalıdır. Çünkü mümin için hoşuna gitmeyen hususlara dair Allah’ın takdiri, hoşuna giden hu­suslardaki takdirinden daha hayırlıdır. Hadis-i şerifte de şu buyruklar sahih ola­rak bize ulaşmış bulunmaktadır: “Allah bir mümin için herhangi bir kaza hük­münü verirse, mutlaka bu onun hayrınadır.” Yüce Allah da şöyle buyurmakta­dır: “Hoşlanmadığınız bir şey de sizin için hayırlı olabilir.” (Bakara, 2/216).

“Bu bakımdan Rablerinin onlara o çocuk yerine hem ondan daha temiz ve hayırlısını, hem daha merhametli birisini vermesini istedik.” Olayların iç yü­zünü bilen Hz. Hızır şöyle demektedir: Bizler Yüce Allah’ın bu çocuk yerine an­ne babasına daha hayırlı, rahmeti, şefkati, iyilik ve bağlılığı daha fazla birisini rızık olarak vermesini istedik. Burada dikkat edilecek olursa “gulâm= erkek çocuk” kelimesi, bulûğa ermiş olanı da küçük yaşta olanı da kapsamına alır. Cumhurun görüşüne göre ise bu çocuk henüz bulûğa ermemişti. Bundan dolayı Hz. Musa: “Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz günahsız bir kimseye mi kıy­dın?” diye tepki göstermişti. el-Kelbî ise, bu çocuk baliğ idi, demektedir.

3- “Duvar ise o şehirdeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında da onlara ait bir define vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağı­na ulaşmasını -ve Rabbinden bir rahmet olarak- definelerini çıkarmasını iste­di. ” Hz. Hızır’ın tamir edip düzelttiği bu duvar Antakya kasabasında iki kü­çük yetim çocuğa aitti. Duvarın altında da bir define vardı. Bu çocukların yedi nesil önceki dedeleri salih bir insandı. Allah bu salih insan sebebiyle hazineyi o küçük çocukların lehine korumak istedi. O bakımdan Cenab-ı Allah Hz. Hı­zır’a o duvarı tamir etmesini emretti. Çünkü o duvar yıkılsaydı define ortaya çıkar ve alınırdı. Allah bu definenin çocukların olgunlaşmalarından sonra or­taya çıkmasını murat etti. Bu, atalarının salâhı sebebiyle onlara bir rahmet olmak üzere indi. Buradaki şehirden kasıt ise daha önce geçen: “Nihayet bir kasaba halkının yanına vardılar…” ifadesindeki kasabadır. Bu ise şehir hak­kında el-Karye (kasaba) adının kullanılacağına bir delildir. Görüldüğü kada­rıyla bu iki erkek çocuk, onları “yetim” olarak nitelendirmiş olması karinesi dolayısıyla küçük idiler. Çünkü Hz. Peygamber, Ebu Davud’un Hz. Ali yoluyla rivayet ettiği bir hadis-i şerifinde: “Ergenlikten sonra yetimlik yoktur” buyur­muştur.

Dikkat edilecek olursa burada da irade Yüce Allah’a isnat edilmiştir. Çün­kü onların ergenlik yaşma ulaşmalarını, Yüce Allah’tan başka kimse sağlamak kudretine sahip değildir. Gemide ise fiil, bilgi sahibi Hz. Hızır’a isnat edilerek şöyle buyurulmuştur: “Onu kusurlu kılmak istedim.” Burada edep gereği hayır fiiller Allah’a, kötü fiiller ise kullara isnat edilmiştir.

“Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüz­leri budur.” Yani benim yaptığım bu üç iş, benim şahsî içtihat ve görüşümle ol­muş değildir. Fakat bunların hepsi Allah’ın emri, ilhamı ve vahyi ile olmuştur. Mala zarar vermek, cana kıymak ve duvarı düzeltmek gibi işleri yapmaya kalkışmak ise ancak vahiy ve kesin nass ile olabilir.

İşte senin tahammül edemediğin işlerin sebep ve hikmeti bunlardır. [1][34]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.