sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

KUYUDAKİ ÂLİM

Şubat 8, 2026 11:59
47
A+
A-

KUYUDAKİ ÂLİM

Hamdlerin tümü tek Rab, tek İlah, Rahman ve Rahim olan Allah’a (cc) mahsustur. Salat ve selam ise; Örnek ve Önderimiz olan Hz. Muhammed (sav) ‘ e, aline, ashabına ve onların tabiileri olan Müslümanların üzerine olsun.

Bazı insanlar ilmi kürsülerde anlatır, bazıları saraylarda yazar. Bazıları ise ilmi, karanlık bir zindanın dibinden gün yüzüne çıkarır. Kimileri ise kapkaranlık bir kuyuya güneş gibi ışık saçar. İşte İmam Serahsî onlardandır. Şimdi gelin, İmam-ı Serahsi (rha)’nin hayatına bakalım.

Tam adı: Ebû Bekr Şemsü’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî (ö. 483/1090 [?])’dir.

İslam fakihlerinden ve Hanefi hukukçuların en meşhurlarındandır. İmam-ı Serahsi, usulcülüğü yanında kelam ve münazara sahalarında da yetkin bir alimdir.

İmam-ı Serahsî ikinci Şemsüleimme unvanıyla tanınırdı; bu unvanı taşıyan ilk kişi hocası Halvânî idi. Parlak zekası ile kısa zamanda yükselen büyük hukukçu, hocası Halvâni’nin ilim okuturken kullandığı post ile ödüllendirildikten sonra “Şems-ül Eimme (İmamların Güneşi)” lakabını da hocasından devraldı.

İmam-ı Serahsî (rha) bugün Türkmenistan-İran sınırında bir kasaba olan Serahs’ta veya civarında doğmuştur. Onun Türk soyundan geldiğine dair açık bir delil yoksa da Buhara’da tahsil görmüş, sonra ders vermiş olduğuna, eserlerini Özkent (Uzcend) Hapishanesi’nde yazdığına ve hayatının son yıllarını Mergīnân’da (Fergana) geçirdiğine bakılırsa kendisi Karahanlılar Devleti âlimleri arasında yer almalıdır.

İnsanı hayrete düşürecek derecede kuvvetli bir hafızaya ve üstün bir yeteneğe sahip olan İmam-ı Serahsi bu nedenle büyük bir üne kavuştu. Etrafına toplanan öğrenci ve hayranlarının çokluğu bazılarını kıskandıracak dereceye vardı.  O aynı zamanda tok sözlüydü. Sonunda zamanın yöneticisi tarafından Uzcend(Özkent)  kalesi’nde bulunan hapishanenin köşesinde bir odadaki kuyuya hapsedildi. Fakat öğrencileri onu bırakmadılar. Hapsedildiği kuyunun başında toplandılar. Böylece dersler devam etti. 30 ciltlik “el- Mebsut” bu kuyudan, İmam-ı Serahsi’nin hiçbir kaynağa başvurmadan öğrencilerine yazdırmasıyla, 14 yılda meydana gelmiştir.

Kuyunun darlığı ilmini daraltmadı, aksine onu daha geniş ve anlaşılır hâle getirdi. Kitaplardan mahrumdu ama asıl kaynaktan kopuk değildi. Zira kendisi ayaklı bir kütüphane gibiydi. İmam Serahsî’nin hayatı bize gösterir ki; hakiki ilim ve hürriyet, parmaklıklarla sınırlandırılamaz. Bir insanı kuyuya hapsedebilirsiniz, ancak kalbindeki imanı ve zihnindeki hakikati asla zincire vuramazsınız. Tıpkı Bilal-i Habeşi (ra) gibi.. “Bedenimi zincirleyebilirsiniz ama ruhumu asla!”

Onun hayatı ilim talebesi için de bir örnektir. Çünkü ilmi elde etmek, hocaya vefa gösterip Onun peşini bırakmamakla olur. İşte İmam-ı Serahsi(rha)’nin talebeleri böyle vefalı ve çalışkan idiler.

Onun 14 yıl boyunca o karanlık köşede hiçbir kaynağa başvurmadan devasa bir külliyat oluşturması, sadece bir hafıza gücü değil, aynı zamanda bir mücahidin sabır ve tevekkül halidir. İmam-ı Serahsî, zifiri karanlıkta bile ümitvar olmayı öğretmiştir biz Müslümanlara. Zindanı, medrese-i Yusufiyye yapmıştır.

Bugün, Onu kuyuya atan sultanların isimleri tozlu sayfalarda kalmışken, o kuyudan yükselen ses, asırlardır fıkıh kürsülerinde güneş gibi parlamaya devam etmektedir. Çünkü ilim bir nurdur ve alimler bulunduğu müddetçe parlamaya devam edecektir.

Rabbim ilmin değerini bilen ve onu elde etmeye çalışanlardan olmayı nasip etsin.

Velhamdulillahirabbilalemin..

Yazarın Diğer Yazıları
Ocak 7, 2026 11:59
Aralık 7, 2025 11:59
Ekim 31, 2025 11:59
Ekim 11, 2025 11:59
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.