VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 113. VE 116. AYET-İ KERİMELER
Müşrikler İçin İstiğfar Etmenin Hükmü, Günahlara Ceza Verilmesinin Şart Oluşu
113- Müşriklerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra artık onlar için ne peygamberin ne de müminlerin Allah’tan af dilemeleri doğru değildir.
114- İbrahim’in babası için af dilemesi de sadece ona verdiği sözü yerine getirmesi içindir. Fakat babasının Allah’ın düşmanı olduğu ortaya çıkınca İbrahim ondan uzaklaştı. İbrahim gerçekten çok niyaz eden ve yumuşak huylu bir kişi idi.
115- Allah bir kavmi hidayete ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri açıklamadıkça onları saptırmaz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.
116- Şüphesiz ki göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah’ındır. O hem diriltir, hem öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Açıklaması
Müşrikler için ne Peygamberin ne de müminlerin Allah’a dua edip af dilemeleri doğru değildir, bu onların şanına da yakışmaz. Yahut nehiy manasında onların bunu yapmaya haklan yoktur.
Çünkü Peygamberlik ve İman müşrikler için istiğfar etmeye manidir. Onlar için istiğfarda bulunmayınız. Her iki manada birbirine yakındır.
Buna engel olan husus “Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra” (Tevbe, 113) ayeti ile “Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları dilediği kimse için affedilir.” (Nisa, 4/116) ayetidir.
1- Meâni ilmi alimleri şöyle demektedirler: Kur’an’daki “mâ-kâne” kelimesi iki manaya gelir: a) Nefy (olamaz) manasındadır. “… Sizin bir tek ağacı bile bitiremeyeceğiniz…” (Nemi, 27/60) ayetinde olduğu gibi.b) Nehy (hakkınız değildir, yapmayın) manasındadır. “Allah’ın Rasulüne eziyet etmeniz hakkınız değildir, eziyet etmeyin.” (Ahzab, 33/53) ve bu ayette (Tevbe, 9/113) olduğu gibi.
Münafık ve kâfirler itaat edilmesi, sıla-i rahim yapılması ve şefkatle dav-ranılması gereken en yakın akrabalardan bile olsalar buna izin verilmemiştir.
Onların cehennemlik oldukları delille belli olduktan sonra yani küfür üzerine ölmeleri sebebiyle onlar için yapılacak bir şey kalmamıştır. Yani bu istiğfara engel olan sebep onların cehennemlik olduklarının kesin olarak belli olmasıdır. Bu sebep yakın ve uzak akraba arasında hiçbir ayırım gözetmemektedir.
Beyzavî diyor ki: Burada münafık ve kâfirlerin diri olanları için istiğfarın caiz olduğuna delil vardır. Çünkü onların imana ermelerini istemişti. Böylece Hz. İbrahim (a.s.)’in zahirde kâfir babası için istiğfar etmesi çelişkisi de ortadan kalkmaktadır.
Hz. İbrahim (a.s.)’in babası Azer için “Babamı affet. Şüphesiz o delâlete düşenlerdendir.” (Şuara, 26/86) yani O’nun imanı kabul etmesini nasip eyle sözüyle af dilemesi, bu yasaktan önce verdiği söz sebebiyledir. Çünkü Hz. İbrahim (a.s.) “Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O bana çok lütufkâr-dır.” (Meryem, 19/47) yani senin için ancak dua edebilirim, demişti. Hz. İbrahim (s.a.)’in güzel ahlakından biri vefakar olması, verdiği sözde durmasıdır. Bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “… ve verdiği sözde duran İbrahim…” (Necm, 53/37).
Hz. İbrahim (a.s.) babasının küfür üzerine ölmesiyle veya onun hakkında kendisine asla iman etmeyeceği şeklinde vahiy gelmesiyle, babasının Allah düşmanı olduğunu kesin olarak anlayınca ondan uzaklaştı, babası için istiğfardan vazgeçti. Çünkü İbrahim (a.s.) çok içli, çok duygulu idi; çokça dua ve niyaz ediyordu. Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Evvah, huşu sahibi, tazarru ve niyazda bulunan demektir.” Bu ifade Hz. İbrahim (a.s.)’in aşırı merhametli oluşu ve ince kalpliliğinden kinayedir. Halimdir, eziyetlere karşı çok sabırlıdır.”
- ayetin bu son cümlesi, babasının Hz. İbrahim (a.s.)’e olan düşmanlığına ve ona kötü muamele etmesine rağmen Hz. İbrahim (a.s.)’i babası için istiğfar etmeye sevk eden sebebi açıklamak içindir. Babasının Hz. İbrahim (a.s.)’e düşmanlığına delil şu ayettir: “Babası: “Ey İbrahim! İlâhlarıma karşı çıkıp yüz mü çeviriyorsun. Eğer bundan vazgeçmezsen yemin olsun ki seni taşa tutarım. Haydi, uzun müddet benden uzak ol” dedi. (Meryem, 19/46).
Sonra Cenab-ı Hak bu yasaklama ayetinden önce müşrikler için istiğfar edenleri sorgulamayacağını açıkladı. Onlara sakınmaları ve kaçınmaları gerektiğini beyan etmeden herhangi bir amel yüzünden sorgulamayacağını bildirdi.
Allah’ın, bir kavme İslâm yoluna hidayeti nasip ettikten sonra onlara söz ve davranışlardan sakınmaları gerekli hususları açıklamadıkça o kavmi delâlet içinde diye tavsif etmesi veya onları sapıkları muaheze etmesi, Onun mah-lûkatmdaki sünneti olmadığı gibi rahmet ve hikmetine de uygun değildir. Bu ayet Allah Tealâ’nın herhangi bir şeyi beyan edip ileri sürülebilecek mazeretleri ortadan kaldırmadan hiç kimseye azap etmeyeceğine işaret etmektedir.
Şüphesiz ki Allah her şeyi, insanların durumunu ve onların bu konuda açıklamaya olan ihtiyacım bilendir. Sanki bu ifade ile Rasulullah (s.a.)’ın amcasına veya bu yasaktan önce istiğfar dilediği kimse için söylediklerinin mazereti beyan edilmektedir. Yine burada bir peygamberin mesajı kendisine ulaşmayan gafil kimsenin bu mesajla mükellef olmayacağına delil vardır.
Dolayısıyla bu ayetin nüzul sebebinin Peygamberimiz (s.a.)’in annesi için istiğfar etmek istemesi olması uzak bir ihtimaldir. Çünkü Amine Hz. Muham-med’in peygamberliğinden önce, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra cahiliye zamanında fetret devrinde ölmüştü. O zaman durumların karışıklığı sebebiyle hak dini tanıma imkânı yoktu.
Allah Tealâ kâfirlerden uzak kalmayı emrettikten sonra zafer ve yardımın ancak kendi nezdinden verildiğini, çünkü yer ve göklerin mülkünün sadece kendisine ait olduğunu beyan etti.
Size yardım eden Yüce Allah olduğuna göre başkası size zarar veremez. “Şüphesiz göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah’ındır.” Yani bütün varlığın sahibi, işlerinin idarecisi, her şeye galip ve hakim olan sadece Allah Tealâ’dır. Olan-biten her şey O’nun elindedir. O hem diriltir, hem öldürür. O’nun çizdiği kaza ve kaderi geri çevirecek, Onun hükmünü ortadan kaldıracak hiç bir güç yoktur. O izin vermeden onların ne hakimiyet ne de zafer elde etmeleri mümkün değildir. O’ndan başkasından uzak olsunlar. Nihayet yaptıkları ve yapmadıkları her şeyde O’ndan başka gayeleri olmasın. Size normal olarak dost ve yardımcı olanların yakınlıkları ve akrabalıkları sizi endişelendirmesin. Sizin Allah’tan başka dost ve yardımcınız yoktur. [1][79]