VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 124. VE 127. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Kur’an Surelerine Karşı Tavırları
124- (Kur’an’dan) bir sure indiği vakit içlerinden bazıları birbirlerine şöyle derler: “Bu sure hanginizin imanını artırdı?” Doğrusu inen sure iman edenlerin imanlarını artırmıştır, onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
125- Kalplerinde hastalık olanlara gelince: Bu sure onların murdarlıklarına murdarlık katmıştır ve onlar kâfir olarak ölmüşlerdir.
126- Onlar hiç görmüyorlar mı? Her yıl bir veya iki defa imtihan oluyorlar, yine de tevbe etmiyor, ibret almıyorlar.
127- Bir sure indirildiği zaman “Sizi birisi görüyor mu?” diye birbirlerine göz edip sonra da oradan uzaklaşırlar Gerçekten onlar anlamayan bir topluluk oldukları için Allah onların kalblerini uzaklaştırmıştır.
Açıklaması
Kur’an surelerinden biri inip münafıkların bundan haberi olunca içlerinden bir kısmı birbirlerine “Bu sure hanginizin imanını artırdı? Kur’an’ın Allah katından olduğunu ve Muhammed (s.a.)’in peygamberliğinde sadık olduğunu tasdik etmenizi mi artırdı?” dediler.
Bilindiği gibi sahih olan iman, nefsin kabulüne bağlı kesin bir tasdiktir. Bu iman Kur’an’ın nüzulü ile artar, Kur’an’ın düşünerek ve inceleyerek dinlen-mesiyle kat kat ziyadeleşir, bu duruma inen hükümlerin yaşanmasına sebep olur. Burada -cumhurun mezhebine göre- imanın artıp eksildiğini açıkça gösteren delil vardır.
Allah Tealâ da onlara Kur’an’ın insan üzerindeki gerçek tesirini bildirerek cevap verdi.
Müminlere gelince: Kur’an’ın nazil oluşu onların imanlarını, tasdiklerini artırır, onları Kur’anla amel etmeye teşvik eden bir güç olur. Aynı anda müminler bu surenin inişine sevinirler, çünkü bu sure onların nefislerini tezkiye eder, onlara dünya ve ahirette saadet yolunu gösterir.
Zemahşerî “Onların imanlarını artırır.” (Tevbe, 9/124) ayeti hakkında diyor ki: “Bu sure, imanlarını ve sebatkâr oluşlarını daha da artırır, gönle serinlik verir. Yahut amellerini artırır, demektir. Çünkü amelin artması, imanın artmasına sebeptir. Zira hem inanç, hem de amele iman denilebilir.”
Gönüllerinde şüphe, küfür ve nifak olanların ise, küfürlerine küfür, nifaklarına nifak katar ve bu durum onlarda iyice kökleşir, nihayet Kur’an’a ve Peygamberimiz (s.a.)’i inkâr ettikleri halde kâfir olarak ölürler. Bu da bu surenin nazil olma hedefine terstir. Çünkü bu sure gerçekte hidayet ve nur, gönüllere şifa ve kalplere ciladır.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Biz Kur’an’ı iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indiriyoruz. Kur’an zalimlerin ise ancak zararını artırır.” (İsra, 17/82) Bir başka ayette, “De ki: Bu Kur’an, iman edenlere bir hidayet rehberi ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. Onların gözleri Kur’an’a karşı kördür. Onlar tıpkı uzak bir yerden çağrılıp da duymayan kimseler gibidirler.” (Fussilet, 41/44).
Kalplere hakkı gösteren kitabın onların dalâlete düşmesine ve helak olmalarına sebep olması, onların bedbaht oluşlarmdandır. Tıpkı rahatsız olan kimseye gıdanın fayda vermemesi gibi…
Cenab-ı Hak münafıkların kâfir olarak öleceklerini beyan ettikten sonra, onların her yıl bir veya iki defa dünya azabına da uğrayacaklarını açıklayarak adeta şöyle hitap etmektedir:
O münafıklar görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki defa cihad, kıtlık, hastalık gibi çeşitli imtihanlar geçiriyorlar! Bu çeşit imtihanlar insana Allah’ı hatırlatır ve onu imana, küfrü terk etmeye ve hakla batılı ayırt etmeye meyyal hale getirir.
Sonra onlar bütün bu peşpeşe yapılan imtihanlara rağmen geçmiş günahlarından tevbe etmiyorlar, geçen olaylardan ibret almıyorlar, hatta imanı kabul etmeye hazırlıklı bile değiller.
Onlar Hz. Peygamber (s.a.)’in yanında otururken ona bir sure inince yüzlerini çevirirler, kaş-göz işareti yaparlar, kalplerinin fesatlığı sebebiyle alay ederler, kaçmaya teşebbüs ederler ve derler ki: Siz oradan kaçarken Rasulullah (s.a.) ve müminler sizi gördüler mi?
Sonra da hep birlikte Rasulullah (s.a.)’ın meclisinden ayrılırlar; yani haktan yüz çevirirler. Dünyadaki halleri budur. Hakta sebat etmez, hakkı kabul etmez ve anlamazlar. Tıpkı şu ayette bildirildiği gibi: “O halde bunlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar! ” (Müddessir, 74/49-51) Bir başka ayette ise şöyle buyurmaktadır: “Ne oluyor bu kâfirlere ki, sağdan ve soldan cemaatler halinde sana doğru koşuyorlar?” (Mearic, 70/49-51) Yani bu topluluğa ne oluyor ki haktan kaçıp batıla giderek koşuyorlar.
Allah onların kalplerini hak ve imandan, hayır ve nurdan uzaklaştırmış-tır. Bu ifade ya onlar hakkında bir beddua yahut durumlarını haber veren bir ifadedir.
Bu yüz çevirmeleri onların, dinledikleri ayetleri anlamayan, anlamak istemeyen, anlamak için derin düşünmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir. Bilakis onlar anlamak için kulak vermeyecek kadar meşguliyet içindedir ve anlaşmaktan kaçmaktadırlar. Nitekim Cenab-ı Hak “Onlar haktan sapınca Allah da onların kalplerini saptırdı.” (Saf, 61/5) buyurmaktadır. [1][85]