sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NUR SURESİ 61. VE 64. AYET-İ KERİMELER

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NUR SURESİ 61. VE 64. AYET-İ KERİMELER
Şubat 25, 2026 09:56
5
A+
A-

61- Kör için bir güçlük yoktur, topal için bir güçlük yoktur, hasta için bir güçlük yoktur. Sizin de kendi evlerinizde veya babalarınızın evle­rinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde ve­ya kızkardeşlcrinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halaları­nızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde ve­ya, anahtarları emanet edilip tasarrufunuza verilen evlerde veya dostlarını­zın evlerinde yemek yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz za­man, kendinize selam verin, Bu, Allah nezdinde mübarek ve temiz bir se­lamlaşmadır. Aklınızı kullanasınız diye Allah, âyetleri size işte böyle açıklı­yor.

Müfessirler bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında farkli görüşler zikretmişlerdir.

Abdullah b.Abbas ve Dehhak’tan nakledilen bir görüşe göre bu âyeti keri­me, Müslümanların, kör, topal, hasta ve sakatlarla beraber yemek yemelisine izin vermek için nazil olmuştur. Zira Müslümanlar, bu çeşit insanlarla beraber yemek yedikleri takdirde Allah’ın: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda hak­sızlıkla yemeyin. [1][85]âyetiyle yasaklamış olduğu bir işi yapmış olacaklarından korkarak bu gibi insanlarla yemek yemiyorlardı. Çünkü kör, topal ve hastaların, sıhhatlılar kadar yemek yiyememeleri sebebiyle onlann haklarını yemiş olabile­ceklerinden korkuyorlardı. Veya bu gibi insanlarla yemek yemekten tiksiniyor­lardı. Bunun üzerine bu âyeti kerime nâzi oldu ve bu gibi kimselerle yemek ye­menin bir mahzuru olmadığı beyan edildi.

Mücahide göre ise bu âyet-i kerime, kör, topal ve hastaların, kendilerini yemeğe davet eden kişilerin evlerinde veya babalarının evlerinde veya anneleri­nin evlerinde yahut kardeşlerinin evlerinde veya kızkardeşlerinin evlerinde ya­hut amcalarının evlerinde veya halalarının evlerinde yahut dayılarının evlerinde veya teyzelerinin evlerinde yahut anahtarları kendilerine teslim edenlerin evle­rinde veya akrabalarının evlerinde yemek yemelerinde mahzur olmadığını be­yan etmektedir. Zira sahabe-i kiram, bu gibi sakat insanları davet ediyorlar, ken­di evlerinde yemek bulunmayınca da onlan alıp baba anne ve diğer yakınlarının evlerine götürüyorlardı. Kendilerine yemek ikram edilmek istenen bu sakat in­sanlar ise, ev sahiplerinin gönülsüz olabileceklerini düşünerek bu tür davetleri kabulden sakınıyorlardı. İşte bu âyet-i kerime nazil oldu ve bunda bir mahzur olmadığını beyan etti.

ZühiTnin, Ubeydullah b.Abdullah’dan naklettiği bir görüşe göre ise, âyet-i kerime, körlerin, topalların ve hastaların, cihada çıkan ve evlerini bunlara tes­lim eden mcahıtlerin evlerinde yemek yemelerinin bir mahzuru olmadığnı be­yan etmek için nazil olmuştur. Zira bu gibi sakat insanlar, gazilerin evlerinde yemek yemekten çekiniyorlar ve “Onlar burada yokken biz onlann evlerinde nasıl yemek yeriz?” diyorlardı. îşte âyet-i kerime buna izin verdi.

Taberi de bu görüşü tercih etmekte ve âyet-i kerimeye şöyle mânâ ver­mektedir: “Kör’e, topal’a ve sizlere, kendi evlerinizde, babalarınızın evlerinde ve zikredilen diğer akraba ve dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde bir günah yoktur. Onlar size izin verdiği takdirde, evde bulunup bulunmamalarında bir fark yoktur.”

İbn-i Zeyd’e göre ise bu âyet-i kerimenin baş tarafı, kör, topal ve hastala­rın, cihada gitmemelerinde bir mahzur olmadığını beyan etmektedir. Diğer böİümü ise, evlerin, kapılarının bulunmadığı bir zurnanda, kişilerin, izin isteme­den, âyette zikredilen akrabalarının evlerinde yemek yiyebileceklerine izin ver­miştir. Daha sonra evlere kapılar takıldı ve kişinin, akrabalarının evlerinde ye­mek yemesi, ev sahibinin izin vermesine kaldı.

Âyet-i kerimede geçen: “Anahtarları emanet edilip tasarrufunuza verilen evlerde.” ifadesinden neyin kastedildiği hakkında da farklı izahlar yapılmıştır.

Abdullah b.Abbas’tan nakledilen bir göıü^c göre buradaki, evlerin anah­tarları kendilerine emanet edilen kimilerden maksat, kişinin, evini veya arazisini, kendisine teslim ettiği vekili veya kayyumudur. Bu gibi kimselerin, kendilerini vekil edenlerin evlerinde bulunun peylerden ve bahçelerin meyvelerinden ye­melerinde bir mahzur yoktur.

Dehhak. Katade ve Mücahide göıe ise burada, kendilerine evlerin anah­tarları emanet edilen kimselerden m at” .-.at, bizzat evin sahipleridir.

Âyet-i kerimenin: “Birlikti1 veya ayrı ayrı yemenizde de mahzur yoktur.” ifadesi hakkında farklı izahlar yapılmıştır

Abdullah b.Abbas’tan nakledilen bir görüşe göre bu âyet inmeden önce zenginler, fakirlerin hakkını yerler korkusuyla onlarla beraber yemek yemezler-miş. “Biz zenginiz, siz fakirsiniz sizin yemeğinizden nasıl yiyelim?” derlermiş. Âyet-i kerime nazil olmuş ve zenginle fakirin beraber yemek yemelerinin mah­zuru olmadığını beyan etmiştir.

Bazı müfessirlere göre ise bu âyet-i kerime, birlikte yemek yemeyi âdet haline getirip yalnız yemeyen bir kısım insanların âdetlerini ortadan kaldırma hükmünü getirmektedir. Çünkü Araplardan bazıları, beraber hiç yemek yemez­lerken, diğer bir kısmı da hiç ayn yemezlenniş. Âyet-i kerime işte bu hususlara işaret etmekte, insanların bir arada veya ayn ayrı yemek yemelerinin mahzurlu olmadığını beyan etmektedir.

Bazılarına göre ise bu âyet-i kerime, kendilerine misafir geldiği zaman mutlaka onunla birlikte yemek yeme mecburiyeti hisseden kimseler hakkında nazil olmuş ve onlara, misafirlerle birlikte yemek yemenin mecburi olmadığını beyan etmiştir. Taberi ise bu âyetin, bütün bu sürüşleri kapsadığını söylemekte­dir.

Âyet-i kerimede: “Evlerinize girdiğimiz zaman kendinize selam verin.” buyurulmuktadır. Buradaki “Kendinize” ifadesinden maksat: “Kendi evinize gir­diğiniz zaman aile efradınıza selam verin.” veya “Camilere girdiğinizde orada bulunanlara selam verin.” demektir. Yahut “Müslümanlanndan herhangi birinin evine girdiğinizde selam verin.” demektir. Taberi bu görüşü tercih etmiştir. Ya­hut bu ifadeden maksat, “Evlere girdiğiniz zaman orada kimse bulunmazsa kendi kendinize selam verin.” demektir. [2][86]

 

62- Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne îman ederler, toplanmayı gerektiren bir meselede Peygamberle bir araya geldikleri zaman, Peygamberden izin almadan ayrılmazlar. Senden izin is­teyenler, işte onlar, Allah’a ve Resulüne iman edenlerdir. Eğer onlar bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver. Onlara Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır ve çok merha­met edendir.

Gerçek müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resulüne hakkıyla iman et­miş olurlar. Peygamberle birlikle olmayı gerektiren, savaş, istişarede bulunma ve Cuma namazı kılma gibi hususlarda Peygamberin yanında bulunduklarında ondan izin almadan ayrılmazlar. Peygamberi tek başına yalnız bırakmazlar.

Ey Muhammed, bir araya gelmenizi gerektiren bu gibi hususlarda, yanın­da bulunup ta senden izin almadan ayrılmayanlar var ya, işte onlar, Al I aha ve Peygamberine iman ederler. Böyle samimi bir imana sahip olanlar bir kısım iş­leri için senden izin istedikleri zaman sen onlara izin ver ve kendileri için af di­le. Zira Allah, kullarının günahını çokça bağışlayan ve tevbelerini kabul ederek çokça merhamet edendir. [3][87]

 

63- Peygamberin aranızdaki davetini, bazılarının diğerlerini çağır­ması gibi tutmayın. Allah, içinizden, başkalarını siper edinerek sıvışıp gi­denleri çok iyi bilir. Onun emrine karşı gelenler, başlarına bir bela gelme­sinden yahut şiddetli bir azaba uğramalarından sakınsınlar.

Müfessirler bu âyet-i kertmeyi farklı şekillerde izah etmişlerdir. Bu izah şekillerinden biri, mealde zikredildiği gibidir.

İkinci bir izah şekline göre ise âyetin izahı şöyledir: peygamberi çağırma­yı, birbirinizi çağırır gibi yapmayın. Onu saygı ile çağırın, yani, “Ey Allah’ın Resulü” gibi saygı ifade eden bir sözle çağırın.

Üçüncü bir izah şekline göre de âyet mânâsı şöyledir: “Peygamberin bed­duasını sizlerden herhangi birinizin bedduası gibi sanmayın. Onu kızdıracak bir iş işlemeyin. Zira o aleyhinize dua edecek olursa, helak olursunuz.” Taberi bu görüşü tercih etmektedir. [4][88]

 

64- iyi bilinmelidir ki, göklerdeve yerdekiler mutlaka Allah’ındır. Al­lah, sizin durumunuzu çok iyi bilir. Kendisine döndürülüp götürüldükleri gün, onlara yaptıklarını haber verecektir. Allah, herşeyi çok iyi bilir.

İyi bilin ki göklerde ve yerde bulunanların mülkiyeti ancak Allah’a aittir. O halde herşeyin yaratıcısı olan Allah’ın emrine karşı gelerek cezasını hak et­meyin. Sizlerin ne hal üzere bulunduğunuzu Allah çok iyi bilmektedir. İtaat etti­ğinizi veya isyan ettiğinizi tespit ettirmektedir. Allah’ın emrine karşı gelenler, kıyamet gününde onun huzuruna çıkarılınca, Allah onlara yaptıklarını haber ve­recek ve ona göre cezalandıracaktır. Allah, herşeyi çok iyi bilendir. [5][89]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.