sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 37. VE 39. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 37. VE 39. AYET-İ KERİMELER
Şubat 26, 2026 09:57
5
A+
A-

Kuran Allah’ın Kelamıdır Ve Araplara Meydan Okumaktadır

 

37- Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafın­dan uydurulan bir şey değildir. Ancak O daha önceki kitapları doğrulayan ve ezelî kitabı açıklayan bir kitaptır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan indiril­diğinde asla şüphe yoktur.

38-  Yoksa onlar “Kur’an’ı Muhammed uydurdu” mu diyorlar. Onlara de ki: “İddianızda samimi iseniz Allah’tan başka gücünüzün yettiği herkesi yardı­mınıza çağırın da, onun benzeri bir su­re meydana getirin.”

39- Daha doğrusu onlar ilmini kavraya­madıkları ve henüz açıklaması kendile­rine gelmemiş olan Kur’an’ı yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamış­lardı. Bak, O zalimlerin sonu nice oldu?

 

Açıklaması

 

Bu ayetler Kur’an-ı Kerimin bir mucize “ve Allah’ın kelâmı olduğunu be­yan etmektedir. Bu İslâm dininin inanç ve esaslarından biridir.

Bu mana Kur’an’ın Allah katından olduğunu ve Muhammed (s.a.)’in ken­disinin uydurduğu bir kitap olmadığını, sadece Hz. Peygamber (s.a.)’in doğru­luğuna şehadet eden ebedî bir mucize olduğunu ispat etmek için Kur’an’da bir­kaç defa tekrarlanmıştır. Allah Tealâ’nın ha.dis-i kudsideki şu sözünün manası da budur: “Kulum, (yani Muhammed (s.a.)) benden tebliğ ettiği her şeyde doğru söylemiştir.”

Ayetin manası şudur: Kur’an’ın Allah’tan başkası tarafından uydurulması hiç uygun değil, hatta mümkün de değildir. Çünkü Kur’an fesahati ve belâgati, özlü oluşu, gaybdan haber vermesi, getirdiği şeriatın asaleti, dünya ve ahiretle ilgili faydalı çeşitli bilgi ve manaları ihtiva etmesi sebebiyle ancak Allah tarafından gönderilebilir. Kur’an yaratıkların kelâmına benzemeyen Allah kelâmı­dır, Allah’tan başka kimse onunla yanşamaz, benzerini meydana getiremez.

Rivayete göre Ebu Cehil şöyle demiştir: Muhammed hiçbir beşere yalan söylememiştir. Hiç Allah adına yalan söyler mi?

Ayrıca Kur’an Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa (a.s.) gibi daha önceki peygamberlere gönderilen ilâhî kitaplara uygundur ve bu kitapları tasdik et­mektedir. Yine tevhid inancı, Allah’a ve ahiret gününe iman gibi dinin esasları­na davet, salih ameller ve güzel ahlâk konularında önceki kitaplara muvafık­tır. Aynı zamanda önceki kitapları korumakta, önceki kitaplarda meydana ge­len tahrif ve değiştirmeleri açıklamaktadır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyur­maktadır: “Biz sana kendisinden önceki kitapları tasdik eden ve onları koruyan bu kitabı hak ile indirdik.” (Maide, 5/48).

“Ezelî kitabı açıklayan” hükümleri, şer’î esasları, helâl ve haramı, ibret ve nasihatlan, edepleri, şahsî ve içtimaî ahlâkı özlü ve şifa verici üslubuyla beyan eden bir kitaptır.

“Onda şüphe yoktur.” Kur’an’da asla şek ve şüphe yoktur. Gayet açık olma­sı, hakkı, hidayeti ve doğruyu açıklaması sebebiyle düşünen hiçbir kimsenin Kur’an hakkında şüpheye düşmesi uygun bir hareket değildir.

“Allah tarafından” yani çelişkilerden ve birbirinden farklı ifadelerden sa­lim olması sebebiyle, başkası tarafından değil, Allah tarafından indirilmiş ve vahyedilmiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Eğer Kur’an Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, onda birbirine zıt olan pek çok şey bulurlardı.” (Nisa, 4/82).

Bundan anlaşılıyor ki Allah Tealâ Kur’an’ı şu beş özelliği ile tanıtmıştır:

1- Allah’tan başkasının uydurması kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Kur’an mucize’dir. Hiçbir beşer ona muktedir olamaz.

2- Kur’an, dinin esasları ve faziletli ameller hususunda önceki kitapları doğrulayan ve koruyandır. Kur’an, geçmiş ve gelecekteki gaybî olaylardan ha­ber verdiği için mucizedir. “Daha önceki kitapları doğrulayan” ayetinin manası da budur.

Geleceğe ait gaybdan haber verip de haber verdiği şekilde meydana gelen olaylardan biri Cenab-ı Hakkın şu ayet-i kerimesidir: “Elif, Lam, Mim… Rum­lar mağlûp oldu.” (Rum, 30/1-2).

Yine Fetih süresindeki şu ayet-i kerimesidir: “Şüphesiz ki Allah peygambe­rinin rüyasını doğru çıkardı. Elbette sizler… Mescid-i Haram’a gireceksiniz.” (Fetih, 48/27).

Ayrıca İslâm devletinin hakimiyeti hakkında şu ayet-i kerimedir: “Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle vaad etmiştir ki, mutlaka… kendilerini de yeryüzünde mirasçı kılacaktır.” (Nur, 24/55) Bütün bu ayet-i keri­meler bu haber vermenin Allah tarafından bir vahiyle meydana geldiğine delâ­let etmektedir.

3- Kuran insanın muhtaç olduğu şer’î hükümleri, dinî ve dünyevî pek çok ilimleri geniş geniş açıklamaktadır: Kur’an’da akaid ilmi yani Allah’ı zat ve sı­fatlarıyla Onun meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü ha­ber veren bilgiler vardır. Yine Kur’an’da fıkıh ilmi yer almaktadır.

Kur’an’da ayrıca “Af yolunu tut. İyiliği emret ve cahillere aldırış etme!” Araf, 7/199) ayetinde ve “Şüphesiz ki Allah adaletli davranmayı, iyilikte bu-‘.anmayı ve akrabalara yardım etmeyi emreder. Fuhşu, kötülüğü ve zulmü ya­nıklar” (Nahl, 16/90) gibi sosyal düzeni sağlayıcı, insanlar arasında sevgi ve beraberliği oluşturacak esasları ortaya koyan emir ve tavsiyeler yer almakta­dır.

İşte “O her şeyi geniş bir şekilde açıklar.” (Yusuf, 12/111) ayetinin manası ia budur.

4- Pek çok ilimleri beyan etmesi ve içinde birbiriyle çelişkili olan ifadelerin Dulunmaması sebebiyle Kur’an’da hiçbir şek ve şüphe yoktur.

5- Kur’an Allah tarafından gönderilmiş ve bunun için uyarıcı olması bakı-zıından Muhammed (s.a.)’e Ruhu’1-Emin (Cebrail) vasıta kılınmıştır.

Bundan sonra Cenab-ı Hak “Kur’an’ı Muhammed’in uydurduğunu” ileri suren bilgisiz müşrikleri reddetti ve bunda samimi iseler onun benzerini getir­sinler diye onlara meydan okudu. Cenab-ı Hak şöyle diyordu: “Yoksa onlar Kur’an’ı Muhammed uydurdu mu diyorlar?” Halbuki Muhammed sizin gibi bir oeşerdir. Onun bu Kur’an’ı uydurduğunu iddia ediyorsunuz. O halde siz de cnun bir benzerini meydana getirin. İsterse nazm ve üslûp, kuvvet ve sağlam­lık, belagat ve incelik bakımından Kur’an’daki en kısa sureye benzeyen bir su­re meydana getirin. Bunu yaparken de istediğiniz kadar insan ve cinlerden yardım isteyin. Hiç bir şey yapamayacaksınız. Çünkü bütün mahlûkat Kur’an’a karşı cevap vermekten veya onun benzerini getirmekten acizdirler:

“De ki: Yemin olsun ki, insanlar ve cinler Kur’an’a benzer bir kitap meyda-~.a getirmek için bir araya gelseler de hiçbir zaman onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir. Hatta birbirlerine yardımcı olsalar bile!” (İsra, 17/88).

Eğer siz Kur’an’m Muhammed tarafından uydurulduğu, şeklindeki iddi­anızda samimi iseniz, O’nun yalnız başına meydana getirdiği bu Kuranın bir oenzerini siz meydana getirin, bunun için de dilediğiniz kimselerden yardım is­leyin.

Kur’an’ın benzerini getirmek şeklindeki meydan okuma bir kaç merhalede gerçekleşmiştir:

Birinci merhale İsra suresinin 88. ayetinde zikredilen merhaledir. Kuran’ın benzerini meydana getirmeleri istenerek meydan okunmaktadır. Bu en yüksek mertebedir.

İkinci merhale ise onların Kur’an’daki gibi on sure meydana getirmelerine

razı olma merhalesidir. Cenab-ı Hak, Hud suresinde şöyle buyurmaktadır:

Yoksa onlar “Kur’an’ı Muhammed uydurdu” mu diyorlar? De ki: Siz de

Kur’an’ın benzeri on uydurma sure meydana getirin bakalım. Eğer iddianızda

samimi iseniz Allah’tan başka yardımını isteyebileceğiniz kimseleri de çağırın.” (Hud, 11/13).

Üçüncü merhalede sure uydurmalarına razı olma merhalesidir. Burada Mekke’de inen bu surede “O’nun surelerinden biri gibi uydurma bir sure geti­rin. ” (Yunus, 38) ve yine Medine’de inen Bakara suresinde de “Kulumuza (Uz. Mühammed’e) indirdiğimiz Kurandan şüphe ediyorsanız onun benzeri bir su­re meydana getirin.” (Bakara, 2/23) Duyurulmuştur.

Bundan sonra Kur’an o müşriklerin Kur’an’a karşı tavırlarını bildirdi: “Daha doğrusu, onlar… Kur’an’ı yalanladılar…” Müşrikler Kur’an-ı Kerim’deki manaları düşünmeden ve anlamadan önce hemen Kur’an’ı yalanlamaya koştu­lar. Bilgisiz ve inatçıların tavrı daima böyledir.

“Henüz açıklaması kendilerine gelmeden” onlar atalarını körükörüne tak­lit ederek, düşünmeden ve anlamadan önce açıkça Kur’an’ı yalanladıkları gibi düşündükten ve Kur’an’ın yüce şanını, mucize oluşunu ve onun benzerini getir­meye güçlerinin yetmediğini anladıktan sonra da sırf inatla ayak direttikleri ve haddi tecavüz edip haset ettikleri için Kuranı yine yalanladılar.

“Henüz açıklaması kendilerine gelmeden” ayetine “Henüz Kur’an’da belir­tilen gaybî olaylara dair haberlerin neticesi gelmeden, doğru mu, yalan mı söy­lediği kesin olarak belli olmadan Kur’an’ı yalanladılar” şeklinde de mana veri­lebilir.

“Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı.” Yani geçmiş ümmetler de hiç incelemeden, hiç düşünmeden, nefislerinde bir parça olsun insaf etmeden sadece inat ederek ve atalarını körükörüne taklit ederek peygamberlerin muci­zelerini bu şekilde yalanlamışlardı.

“Bak, o zalimlerin sonu nice oldu?” Ey Peygamber! Peygamberlerini yalan­lamak, dünyayı talep edip ahireti terk etmek suretiyle kendi kendilerine zul­meden o kimselerin akibetlerinin nasıl olduğuna bir göz at. Biz zulüm, kibir, küfür, inat ve bilgisizlik sebebiyle peygamberlerimizi yalanladıkları için onları helak ettik. Siz de ey yalanlayanlar! Onlara isabet eden belâ ve azabın size isa­bet etmesinden sakının:

“Biz onların her birini günahları yüzünden cezalandırdık. Kiminin üstüne taş yağdıran kasırga gönderdik, kimisini korkunç bir çığlık yakaladı, kimisini yerin dibine geçirdik. Kimisini de suda boğduk. Aslında Allah onlara zulmet­medi, fakat onlar kendilerine zulmettiler.” (Ankebut, 29/40). [1][20]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.