sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 59. VE 60. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 59. VE 60. AYET-İ KERİMELER
Mart 2, 2026 09:56
7
A+
A-

Bazı Hayvanları Kendilerine Helâl, Bazılarını Haram Kılmaları Sebebiyle Müşriklerin Kınanması

 

59-De ki: “Söyleyin bana! Allah’ın size verdiği rızkın, niçin bir kısmını helâl, bir kısmını haram saydınız?’ De ki: “(Bu hususta) Allah mı size izin verdi> yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”

60-Allah’a iftira edenlerin kıyamet günü hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı lütuf sa- hibidir. Fakat insanların çoğu şükret- mezler. [1][25]

 

Açıklaması

 

Cenab-ı Hak müşriklerin Bahire, Sâibe ve Vasile[2][26] gibi hayvanları helâl veya haram diye tayin etmelerini uygun görmemiştir. Nitekim pek çok ayetler­de bu gerçeğe işaret edilmiştir:

“Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na pay ayırdılar. Ve ken­di iddialarına göre, “bu, Allah’ındır, şu da ortak koştuklarımız (putlar)ındır, dediler.” (Enam, 6/136).

“Müşrikler (batıl görüşlerine göre), “şu hayvanlarla ekinler yasaktır. Onları sadece bizim istediklerimiz yiyecektir, dediler.” (En’am, 6/138).

“Müşrikler, bu hayvanların karınlarındaki yavrular erkeklerimize ait olup kadınlarımıza haramdır, dediler.” (En’am, 6/139).

“Sekiz çifti yaratan da O’dur. İkisi koyun ikisi keçidir. De ki: Allah o çiftler­den iki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi haram kılmıştır, yahut o her iki dişinin karnındakileri mi haram kılmıştır.” (En’am, 6/143).

Cenab-ı Hak onların tayin ettiği helâl ve haramı şu ayette reddetmiştir: “Allah Bahire, Sâibe, Vasile ve Ham diye bir şey belirtmemiştir.” (Maide, 5/103).

Bu ayetin manası şudur: Ey Peygamber! O müşriklere yani Mekke kâfirle­rine şöyle de: Bana bildirin. Allah’ın size istifade etmeniz için indirdiği helâl rı-zıkları parça parça ayırdınız. Kendi kanaatinize göre “Bu helâldir, bu haram­dır” dediniz. Söyleyin bakalım. Helâl ve haramı tayin etmek hususunda Allah mı size izin verdi? Siz Allah’ın izniyle mi böyle yapıyorsunuz? Yoksa bunu Al­lah’a nispet ederek O’na yalan mı söylüyorsunuz?

Bu ayet bu çeşit ayırd etmeye karşı bir azarlama ve fetva konusundaki la­ubaliliğe karşı gayet beliğ bir yasaklamadır. Alimin sorulan hükümlerde ihti­yatlı olmasının vacip olduğuna, yakinen ve tam manasıyla bilmeden hiçbir şey hakkında “caizdir” veya “caiz değildir” dememesine dair bir uyarıdır. Kim iyi bilmiyorsa Allah’tan korksun ve sussun, aksi takdirde Allah’a iftira etmiş olur. [3][27]

Fakat insanların çoğu bu nimete, bu ilâhî lütfa şükretmezler: Nitekim Ce­nab-ı Hak şöyle buyurur: “Kullarımdan hakkıyla şükreden pek azdır.” (Sebe1, 34/13).

Onlar kendilerine gösterilen hidayet yoluna tabi olmazlar. Allah’ın kendi­lerine verdiği bu nimetten mahrum olurlar, kendi kendilerine darlık yaparlar. Bazı nimetleri helâl, bazılarını haram kıldılar.

Müşrikler kendileri için din olarak koydukları batıl esaslarda, Ehl-i kitap ise dinlerinde sonradan icat ettikleri bid’atlerde bu duruma düştüler.

Bazı müslümanlar da zühd yolunda aşırı giderek, helâl ve güzel rızıklan terk ettiler yahut İslâm’ın mal harcama hususunda orta yolu tutma şeklindeki metoduna muhalif olarak yeme, içme ve elbisede aşırı gittiler, israf ettiler. Böy­lece aynı hataya düştüler.

Halbuki Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Sakın eli boynuna kelepçelenmiş gibi cimri olma. İsrafa dalarak da elini tamamen açma. Sonra kınanır açıkta kalırsın.” (İsra, 17/29).

“Varlıklı kimse nafakasını varlığı ölçüsünde versin. Rızkı dar olan da Al­lah’ın kendisine verdiği kadar versin. Allah kişiyi ancak verdiği şeyle mükellef tutar.”(Talak, 65/7).

Sünnet-i seniyye de bu metodu ve tavsiyeleri teyid etmektedir: Buharî ve Taberanî Züheyr b. Ebî Alkame’den şu hadis-i şerifi naklederler. “Allah sana mal vermişse üzerinde görünsün. Şüphesiz Allah kuluna verdiği ni­metinin güzel bir şekilde görünmesini sever. Allah perişanlığı ve perişan görün­meyi sevmez.”

îmam Ahmed Ebu’l-Ahvas’tan, o da babasından naklediyor: Perişan, dağı­nık bir vaziyette Rasulullah (s.a.)’a geldim. Efendimiz (s.a.): “Malın var mı?” di­ye sordu. Ben de “Evet, var” dedim. Efendimiz (s.a.) “Hangi çeşit mallar?” diye sordu. Ben de “Deve, köle, at, koyun, her çeşit mal var” dedim. Efendimiz (s.a.) “Allah sana bir mal vermişse Allah’ın senin üzerindeki o nimeti ve ikramı gö­rülsün. ” buyurdu. [4][28]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.