BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MİSVER B. MAHRAME (R.A.)
Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’ye mahsustur. Salat ve selam O’nun habibi müminlerin örneği ve önderi, yaşayan Kur’an kendisine uyulmadığı sürece kurtuluşun mümkün olmadığı son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v)’e O’nun ehli beytine, sahabesine ve bütün müminlerin üzerine olsun…
Mekke’de dünyaya gözlerini açan Misver’in babası Âmine Annemiz’in amcasının oğludur. Abdurrahman b. Avf’ın yeğeni olan Misver, Atike binti Avf ile Mahreme b. Nevfel’in çocuklarıdır.
Allah Resûlü (a.s.m.) Medine’ye hicret ettikten iki yıl sonra Mekke’de dünyaya geldi. Altı yaşına kadar Mekke’de yaşadı. Henüz Müslüman olmayan anne babası ancak Mekke fethedildikten sonra İslâm ile şereflendiler. Allah Resûlü (a.s.m.) Huneyn Savaşı’ndan sonra “Müellefe-i Kulûb”den olan babasına elli deve verdi. Neseb/soy ilmini çok iyi bilen babası Hz. Ömer döneminde soy kütüklerini tespit için görevlendirildi.
Mekke’nin fethinde henüz altı yaşlarında olmasına rağmen çok zeki ve etrafı ile yakından ilgili biri olduğu için Allah Resûlü (a.s.m.) ve sahabelerini dikkatle takip eder, anlamadığı konularda onlara sorular sorardı. Hatta yaşının küçük olmasına rağmen sahabelerden Fetih Sûresi’nin inişi ve Hudeybiye Barışı ile ilgili en ince detaylarını öğrenecek şekilde bilgi aldı. Hadis kitaplarında Hudeybiye Barışı ile ilgili en detaylı bilgi onun rivayet ettiği hadislerle nakledilmektedir.
Babası Mahreme Huneyn Savaşı’ndan sonra Mekke’de kalmadı. Efendimiz’e (a.s.m.) daha yakın olabilmek için eşi ve çocuklarını yanına alarak Medine’ye yerleşti. Efendimiz’e yakın olduğu için çok sevinen Misver, henüz 6-7 yaşlarında küçük bir çocuktu. Yaşının küçüklüğü onun Efendimiz’den (a.s.m.) duyduklarını, gördüklerini anlamasına, O’nunla birlikte yaşadıklarını kavrayıp ezberlemesine engel olmadı.
Misver b. Mahreme anlatıyor:
“Allah Resûlü (a.s.m.) abdest aldığı sırada ben hemen onun arkasında duruyordum. Yanımıza bir Yahudi geldi. Allah Resûlü (a.s.m.), sırtından kayan cübbesini sırtına koydu. Efendimiz’in sırtında nübüvvet mührünü fark eden Yahudi, Allah Resûlü’nü (a.s.m.) kastederek bana:
— Sırtındaki cübbeyi kaldır, dedi. Cübbeyi kaldırmak için Allah Resûlü’ne (a.s.m.) doğru yöneldim. Kendisine yöneldiğimi fark eden Allah Resûlü (a.s.m.) bana gülümsedi, avucundaki suyu şakayla yüzüme doğru serpti.
Küçük Misver Allah Resûlü (a.s.m.) ile ilgili bir başka anısını ise şöyle anlatır:
“Bir gün taş taşıyorduk. Ben taşları peştamalımın üzerine koyarak taşıyordum. Bir ara bir taşa yöneldim. Taş büyük peştamalım ise inceydi. Taşı üzerine koyup taşımaya çalıştım. Ancak yapamadım, peştamal kayıp düştü. Yakalamaya çalıştıysam da olmadı. Bunun üzerine peştamali öylece orada bıraktım. Taşı alıp yerine götürmek için yürümeye başladım. Bacaklarım açıktı. Allah Resûlü (a.s.m.) beni bu halde görünce:
— Dönüp elbiseni al! Böyle çıplak bir şekilde dolaşma! buyurarak ikaz etti.
Bir keresinde Allah Resûlü (a.s.m.) abdest alırken yanında olan Misver, sahabelerin Efendimiz’in aldığı abdestten artan suyu almak için koşuştuklarını, bu yüzden nerdeyse birbirleri ile kavga yapacak duruma geldiklerini söyler.
Mahzum oğullarının Hz. Ali’yi Ebu Cehil’in kızı ile evlenmeye zorladıklarına şahit olan Misver, o günlerde olayları anlayacak yaşta olduğunu ifade eder. Sonra Hz. Fâtıma’nın olanları Allah Resûlü’ne (a.s.m.) anlatıp şikâyet etmesi üzerine Efendimiz’in sahabeleri Mescid-i Nebevî’ye toplayarak onları ikaz ettiğini anlatır.
Misver b. Mahreme anlatıyor:
“Bir gün Allah Resûlü’ne (a.s.m.) güzel işlemeli elbiseler gelmiş, Efendimiz de gelen elbiseleri sahabelere dağıtmıştı. Bizler bu elbiselerden almamıştık. Babam elbise dağıtıldığını duyunca bana:
— Ey oğlum! Duyduğuma göre Allah Resûlü’ne (a.s.m.) elbiseler gelmiş, onları sahabelere dağıtıyormuş. Haydi, biz de gidelim. Belki bize de elbise verilir, dedi. Allah Resûlü’nün (a.s.m.) evine yaklaştığımızda babam bana:
— Haydi gidip Allah Resûlü’nü (a.s.m.) dışarı çağır! dedi. Bunu yapmaktan çekindim. Babama:
— Ben çağıramam sen çağır! dedim.
— Oğlum! O sert biri değildir, haydi git çağır, diye tekrarladı. Efendimiz babamın sesini duyunca tanımıştı. Dışarı bakınca hemen yanına gittim. Babamla birlikte geldiğimizi bildirdim. Allah Resûlü (a.s.m.) bir süre sonra elinde bulunan elbise ile yanımıza geldi. Babamı önceden unutmadığını göstermek için iki kez:
— Ey Ebu Misver bunu senin için ayırmıştım! Ey Ebu Misver bunu senin için ayırmıştım buyurdu. İpek işlemeli altın düğmeli elbiseyi alan babam Efendimiz’e (a.s.m.) teşekkür etti. Elbiseyi çok beğendi.
Allah Resûlü’nün (a.s.m.) vefatından sonra Hz. Ömer ve dayısı Abdurrahman b. Avf’tan ayrılmayan Misver, onlara ve diğer sahabelere sürekli soru sorarak Medine’nin önemli âlimlerinden biri oldu.
Misver b. Mahreme anlatıyor:
“Dayım Abdurrahman b. Avf’a:
-Bana Bedir Savaşı’nı anlatır mısın? diye sordum.
-Al-i İmran Suresi’nin 120.ayetinden sonrasını okursan, Bedir Savaşı’nda neler yaşandığını öğrenirsin, dedi.
(MİSVER B. MAHRAME (r.a.) gibi Bedir Savaş’ını merak edenlere ABDURRAHMAN B. AFV’dan ufak bir ipucu)
İşte bu kısımda iş yazıyı okuyan kişiye düşüyor;
Yanii sanaa 😉
Selam tüm Mü’min ve Mü’mine kardeşlerimin üzerine olsun….
Velhamdulillahirabbilalemin