sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 6. VE 7. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 6. VE 7. AYET-İ KERİMELER
Mart 16, 2026 09:57
6
A+
A-

Allah’ın Lütfü, İlmi Ve Kudreti

 

6- Yeryüzünde hiçbir canlı varlık yok­tur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Allah  her canlının (hayatta iken) yerleştiği  ve (ölümden sonra) konulduğu yeri bi- Kr-H^r W apaçık bir kitaptadır.

7- Gökleri ve yeri altı günde yaratan Al- lah’tır. Arş’ı (daha önce) su üzerinde  idi- AUah hanginizin daha iyi amel işle- yeceği hususunda, sizi imtihan etmek  için kâinatı yarattı. Yemin olsun ki,  eğer onlara “Mutlaka siz öldükten son- ra dirileceksiniz” desen, şüphesiz ki kâ­firler “Bu, apaçık sihirden başka bir şey değildir” derler.

 

Açıklaması

 

Yerde, havada ve denizde yaşayan canlılardan hiçbir canlı yoktur ki rızkı, geçimi ve bunun için uygun olan araştırma, hareket ve çalışma sonrası yiyeceği için hazırlanan gıdası Allah’a ait olmasın.

Allah bu varlıkların yeryüzünde gideceği en son noktayı, yerleşeceği yeri, ayrıca en sonunda öleceği, gömüleceği ve son olarak konulacağı yeri bilir. Bu bilgi, bu varlıkların sulblerde ve rahimlerde oluşumları ve meydana gelmeleri­nin başlangıcına da hayat ve ölüm günlerine de şamildir.

Bütün bu varlıkların rızıkları, nerede yerleşecekleri ve sonunda nereye konulacakları, mahlûkatm bütün kaderleri sabit, değişmez bir şekilde Levh-i Mahfuz’da yazılmıştır.

Bu ayet Allah Tealâ’nın bütün mahlûkatın nzıklarına kefil olduğuna delil­dir ve bunu “üzerine vacip kıldığı” manasına gelen “ala” kelimesiyle ifade edip bir lütuf ve rahmeti olarak bu durumu kendisine vacip kılmıştır.

Ancak rızık, Allah Tealâ’nın bu kâinattaki sünneti (İlâhî kanunu) gereği olarak sebep-netice ilişkisine bağlıdır. Yani rızkı elde etmek, mahlûkata verilen ilhamla rızkı talep ve tahsil etmeye yöneltme şartlarının gerçekleşmesinden sonra çalışma ve gayrete bağlıdır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Rabbimiz her şeye takdir ettiği şekli verip sonra da ona doğru yolu gösteren­dir. ” (Tâ-Hâ, 20/50).

Bu ayetin benzeri şu ayetlerdir: ‘Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı var­lık ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer topluluk olmasın­lar. Biz, Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonra hesap için Rableri-nin huzurunda toplanacaklardır.” (En’am, 6/38).

“Gaybın anahtarları Allah’ın nezdindedir. Onları ancak O bilir. O, karada ve denizde olanları bilir. Düşen hiçbir yaprak dahi yoktur ki, Allah onu bilme­sin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş her şey mutlaka apaçık bir Kitapta kayıtlıdır.” (En’am, 6/59)

Allah Tealâ az önce beyan edilen delille bütün bilgileri bildiğini ispat ettik­ten sonra göklerin ve yerin yaratıcısı olması sebebiyle bütün kader programına kadir olduğunu ispat etti. Gerçekten bu iki delilin her biri Allah’ın ilminin ve kudretinin kâmil olduğuna delâlet etmektedir.

“Gökleri ve yeri altı günde yaratan Allah’tır…” Yani Allah Tealâ her şeye kadir olduğunu, gökleri ve yeri kendisinin yaratma ve meydana getirme günle-riyle altı gün içerisinde yarattığını, yoktan var ettiğini, meydana getirdiğini haber vermektedir. Ancak bu altı gün şu ayet-i kerimenin delaletiyle bizim günlerimiz gibi altı gün değildir. (Altı merhale demek daha uygundur).

“Şüphesiz Rabbinin nezdindeki bir gün, sizin saydığınız günlerle bin yıl gi­bidir.” (Hac, 22/47).

“Melekler ve Cebrail Allah ‘m emrinin indiği yere elli bin dünya yılının kar­şılığı olan bir günde çıkarlar.” (Mearic, 70/4).

“O’nun Arş’ı suyun üstünde idi…” Arş, mahlûkatın en büyüğüdür. O’nun gerçek şeklini bilmiyor, sadece Allah Tealâ’nm haber verdiği şekliyle ona iman ediyoruz.

Allah’ın Arş’ın üzerinde istiva etmesine gelince: Ümmü Seleme (r.a.), İmam Malik ve Rabia’dan rivayet edildiği gibi, istiva bellidir ama nasıl olduğu meçhuldür, diyoruz.

Bu ayet Allah’ın gökleri ve yeri yaratmadan önce mahlûkatı yaratmaya nasıl başladığına, Arş’ın ve suyun göklerin ve yerin yaratılmasından önce var olduklarına, Arş’ın hiçbir şey yaratılmadan önce var olduğuna ve Arş’ın altında bulunan suyun canlı maddenin aslı olduğuna delâlet etmektedir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Kâfirler gökler ve yeryüzü bir­birine bitişikken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı bilmez­ler mi? Hâlâ iman etmezler mi?” (Enbiya, 21/30). “Sedîm Teorisi” dedikleri ve Kur’an-ı Kerim’in de “Duhan (duman) su veya rüzgar metni” diye ifade ettiği gerçek budur.

Bundan sonra Cenab-ı Hak bu eşsiz yaratmanın sebebini “Hanginizin da­ha iyi amel işleyeceği hususunda sizi imtihan etmek için.” ifadesiyle açıkladı. Yani göklerin ve yerin yaratılması kendisine hiçbir şeyi şirk koşmadan kulluk etmeleri için yarattığı kullarının istifadeleri içindir, yoksa bu varlıkları boş ye­re gayesiz olarak yaratmamıştır.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ben cinleri ve insanları an­cak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56).

“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize hiç döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun, 23/115).

İbadet ve taat etmek, günahlardan sakınmakla mükellef kılınmak, imti­han ve daha güzel amel işleyenlerin bilinmesi içindir. Daha güzel amel, Al­lah’ın şeriatının esaslarına uygun, sadece Allah rızası için yapılan ihlaslı amel­dir. Amel ve ibadet bu iki şarttan birisini kaybederse bu amel boşa gider, batıl, geçersiz olur. Kim Allah’a şükreder ve itaatta bulunursa, Allah onu mükâfat­landırır. Kim de küfreder ve isyan da bulunursa Allah onu cezalandırır.

Bu durum imtihan eden bir kimsenin imtihanına benzeyince Cenab-ı Hak da bu keyfiyeti ifade etmek için “Sizi imtihan etmek için” ibaresini kullandı. Yani sizi imtihan edenin nasıl hareket edeceğinizi anlamak için yaptığı gibi muamele göreceksiniz.

İmtihan ve denemelerin bir neticesinin olması sebebiyle, iyi hareket ede­nin rahmet ve sevapla muamele görmesini, kötü hareket edenin de ceza görme­sini gerekli kılan haşr (toplanma) ve neşr (amel defterlerinin dağıtılması) mut­laka olacaktır. Aklı olan herkes de öldükten sonra dirilmeyi ve ahiret günü iti­raf etmek zorundadır.

Bunun için Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Yemin olsun ki… dirile­ceksiniz, desen…” Yani yemin olsun ki, Ya Muhammedi Sen öldükten sonra di­rilmeye ait deliller ortaya koysan ve bunları müşriklere zikretsen o kâfirler “Bu sihirdir”, yani aldatmadır, geçersizdir, derler. Çünkü sihir onların anlayışı­na göre batıldır, geçersizdir. Cümlenin manası şöyledir: Onlar “öldükten sonra dirilmek veya bunu söylemek veya bunu anlatan Kur’an, aldatma ve asılsızlık hususunda sihir gibidir” derler. [1][3]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.