TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA ŞUARA SURESİ 131. VE 140. AYET-İ KERİMELER
131- Allah’tan korkun ve bana itaat edin. [1][119]
132- Size, bildiğiniz nimetleri bol bol veren Allah’tan sakının. [2][120]
133-134- O size bol bol hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar verdi. : [3][121]
135- Doğrusu ben sizin için o büyük günün azabından korkuyorum.” * Allah Teala bu âyet-i kerimelerde, Yemen’in “Hadramut” şehrine yakın olan “Ahkaf’ bölesinde yaşayan Âd kavmine, kendilerinden biri olan Hz. Hud’u Peygamber olarak gönderdiğini ve Hud’un, onları imana davet ettiğini beyan ediyor.
Âd kavmi, Nuh (a.s.)ın kavminden sonra gelen bir kavimdir. Bunlar, güçlü oluşları, zorbalıklan, mal ve servet bakımından zengin oluşları yönünden emsali görülmemiş bir topluluktu. Hud (a.s.) onlara, Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber olduğunu, davetine karşılık onlardan herhangi bir ücret istemediğini bildirmiş ve onlara: “Sizler, her uğrak tepenin başına, herkes taralından görülebilecek bir bina yapıyor, orada eğleniyor musunuz? Dünyada ebedi kalmak ümidiyle köşkler m i, ediniyorsunuz? Birini yakaladığınız zaman onu öldürerek zorbaca mı davranıyorsunuz?” demiş, Allah’ın, kendilerine venniş okluğu çeşitli nimetlere karşı ondan korkmalarını istemiş, aksi takdirde büyük bir günün azabından korktuğunu açıklamıştır. Hud (a.s.)ın bütün öğütlerine karşı kavmi ona şöyle demiştir: [4][122]
136- Onlar şöyle dediler: “Öğüt versen de öğüt verenlerden olinasan da bizce birdir.”
Âd kavmi, Peygamberleri Hud’a iman etmediler ve ona ancak şu cevabı verdiler: “Senin bize vaaz etmen veya etmemen bizim için eşittir.” [5][123]
137- Bu durum, öncekilerin geleneğinden başka birşey değildir. Bu âyet-i kerime iki şekilde izah edilmiştir:
Bir izah şekline göre âyetin mânâsı şöyedir: “Ey Hud, senin bu söylediklerin, Öncekilerin süregelen âdetleri ve efsaneleridir. Biz bunlara iman etmeyiz”
İkinci izah şekline göre ise âyetin mânâsı şöyledir: “Ey Hud, senin bizi kınadığın, dağların başında binalar yapmak, insanlara karşı zorbaca davranmak ve Allah’ın nimetlerine karşı şükretmemek gibi davranışlar ve üzerinde bulunduğumuz din, Önceki atalarımızdan bize gelen davranışlar ve dindir. Biz bunları sürdürmeye devam edeceğiz.” Taberi bu izah şeklini tercih etmiştir. [6][124]
138- Biz, azaba uğratılacaklardan da değiliz.”
Yani, biz, Öldükten sonra tekrar diriltilmeyeceğiz. Bu itibarla azap görme diye bir şey yoktur.” Yahut: “Bizler, atalarımızdan kalan dinin gereğini yapıyoruz. Vazifemizi yaptığımız için azap görmeyeceğiz.” [7][125]
139- Böylece Hud’u yalanladılar. Biz de kendilerini helak ediverdik. Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Ne var ki çokları yine de iman etmediler. [8][126]
140- Şüphesiz senin rabbin herşeye galiptir, çok merhametlidir.
Böylece, Âd kavmi, kendilerine Peygamber olarak gönderilen Hud’u yalanladılar. Bizde onları, yalanlanmalarından dolayı helak ettik. Şüphesiz ki Âd kavminin helak edilişinde, ibret alan bir topluluk için büyük bir öğüt vardır. Buna rağmen onlar iman edecek değillerdi. Ey Muhammed, şüphesiz ki rabbin herşeye galiptir. Kâfirleri cezalandırırken hiçbir kimse ona karşı gelemez. İnkârından vazgeçip tevbe edenlere karşı ise çok merhametlidir.
Allah Teala başka âyet-i kerimelerde de Âd kavminin nasıl helak edildiğini beyan ederek şöyle buyuruyor: “Âd kavmi ise, uğultu çıkaran, herşeyi kasıp kavuran ve şiddetli esen bir rüzgârla yok edildi.” “Allah onlann köklerini kazımak için o kasırgayı, yedi gece sekiz gün aralıksız estirdi. Eğer orada olsaydın, onlann, kökünden sökülmüş kof hurma kütükleri gibi yere serildiklerini görürdün.” “Sen onlardan hiç kurtulup kalanı gördün mü’? [9][127]