sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NEML SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NEML SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
Nisan 7, 2026 09:56
3
A+
A-

NEML SURESİ

 

Nemi Suresi, doksan üç âyettir ve Mekke’de nazil olmuştur.

Bu Sure-i Celile, Kur’an âyetlerinin, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve âhirde kesin olarak iman eden müminlere bir hidayet rehberi ve müjde ol­duklarım beyan ederek başlıyor. Âhirete iman etmeyenlere ise şiddetli azap do­kunacağı, âhirette Âhirette en çok zarara uğrayanların da bunlar olacakları açık­lanıyor.

Sure-i Celile’de bundan sonra, Hz.Musa’hın kıssası beyan ediliyor. Kıssa­ya göre Hz. Musa, ailesiyle birlikte yolculuk ederken bir ateş görüyor ve aile fertlerine gidip, o ateşin yanından bir haber almak veya ısınmaları için o ateşten bir kor getirmek istediğini söylüyor. Hz. Musa ateşin yanına varınca bir nida işi­tiyor. 0 nidada, ateşin bulunduğu yerin de çevresinin de mübarek ıkılndiğı ve âlemlerin rabbi olan Allah’ın, her türlü noksanlıklardan münezzeh olduğu söyle­niyor. Ve: “Ey muşa, gerçek şu ki, ben, aziz ve Hakim olan Allahım,” buyuruluyor. Sonra ona, asasını yere bırakması emrediliyor. Hz. Musa, asasını yere bıra­kınca onun, yılan gibi kıvrılıp hareket ettiğini görüyor ve arkasına dönüp bak­madan kaçıyor. Bunun üzerine: “Ey muşa korkma, Benim huzurumda Peygam­berler asla korkmaz.” Duyuruluyor. Hz. Musa’ya elini, koynuna sokması emredi­liyor ve eli koynundan çıkınca, Firavun’a ve kavmine gösterilen dokuz mucize­den biri olarak pınl pırıl parlıyor. Fakat onun bu mucizelerine inanmayanlar: “Bu apaçık bir sihirdir,” diyorlar. Sırf inatları yüzünden bu mucizeleri inkâr edenlerin akıbetlerinin ise çok kötü olacağı haberv veriliyor.

Sure-i Celile’de bundan sonra, Hz. Davud’a ve Hz. Süleyman’a ilim veril­diği beyan ediliyor. Hz. Süleyman’ın, Hz. Davud’a vâris olduğu açıklanıyor ve Hz. Süleyman’ın , Cinlerden, insanlardan, kuşlardan meydana gelen askerler topladığı ve onların hepsini bir arada sevkettiği beyan ediliyor,

Hz, Süleyman’ın bu ordusu, karınca vadisine geliyor ve bir dişi karınca bu ordunun geldiğini, ezilmemek için ondan kaçmalarını diğer kan ne al ara haber veriyor. Hz. Süleyman karıncanın bu sözünü duyuyor ve buna hafifçe gülüyor.

Allah’a şükrediyor ve kendisini salih kullarına katmasını isteyerek dua ediyor.

Hz. Süleyman, kuşları teftiş ediyor. Hüdhüd’ü göremeyince, onun nerede olduğunu soruyor ve hemen gelip mazeretini bildirmezse onu cezai and ıracağnı veya keseceğini söylüyor. Çok geçmeden Hüdhüd geliyor ve Seba ülkesinden haber getirdiğini söylüyor. Seba halkına bir kadının hükümdarlık ettiğini, onun ve kavminin, güneşe taptıklarını haber veriyor.

Hz. Süleyman, Hüdhüd’ün doğru söyleyip söylemediğini anlamak için, ona, Seba halkını imana davet eden bir mektup verip Seba ülkesine gönderiyor. Hüdhüd mektubu götürüp onlara atıyor. Onlar da mektubu alıp okuyorlar ve Hz. Süleyman’dan geldiğini anlıyorlar. Seba Melikesi adamlarım topluyor ve mese­leyi görüşüyor. Adamları, emrinde olduklarını söylüyorlar. Melike ise böyle güçlü hükümdarların, ülkeleri harap ettiklerini söyleyerek ona karşı çıkmayı dü­şünmüyor ve kendisine hediyeler göndererek cevap veriyor.

Hz. Süleyman, Melike’den gelen hediyeleri önemsemiyor ve onlardan, iman etmelerini istiyor ve aksi halde üzerlerine kuvvetli ordularla gideceğini söylüyor.

Elçilere bu cevabı veren Hz. Süleyman, Melike’nin tahtını, kendisine ki­min getireceğim soruyor. Cinlerden bir ifrit onu, Hz. Süleyman’ın, makamından kalkmadan getireceğini söylüyor. Fakat bir başkası, tahtı, göz açıp kapayıncaya kadar getireceğini söylüyor ve dediğini de yapıyor. Sonra tahtın üzerinde bazı değişiklikler yapılıyor ve Melike kalkıp Hz. Süleyman’a geldiğinde ona gösteri­liyor. Melike de tıpkı kendi tahtına benzediğini söylüyor ve bu mucizeden önce kendisine ilim verildiğini ve o ilme teslim olduğunu söylüyor. Melike’ye, Hz. Süleyman’ın sırça köşkü gezdiriliyor. Melike, gördüklerinden sonra, âlemlerin rabbi olan Allah’a teslim olarak Müslüman olduğunu ilan ediyor.

Sure-i Celile’de bundan sonra, Salih (a.s.)m, Semud kavmine Peygamber olarak giönderildiği beyan ediliyor. Salih (a.s.) kavmine, niçin iyilikten evvel kötülüğün gelmesini istediklerini soruyor. Kavmi ise onun yüzünden uğursuzlu­ğa uğradıklarını söylüyor. Salih (a.s.)da, uğursuzluklarının asıl sebebinin kendi­leri olduklarını ve imtihana çekilen bir kavim olduklarını bildiriyor.

Salih (a.s.)m kavminin yaşadığı şehirde, yeryüzünde bozgunculuk çıka­ran, insanları ıslah edip düzeltmeye çalışmayan dokuz kişi, aralarında sözleşip Salih (a.s.)ı ve ailesini bir gece baskınıyla öldürmeye karar veriyorlar. Fakat Al­lah Teala onlann tuzaklarını başlarına geçiriyor, onları helak edip yok ediyor, tman edenleri ise kurtarıyor.

Bundan sonra, Lut (a.s.)m, kavmine Peygamber olarak gönderildiği beyan ediliyor. Lut (a.s.) kavmine, hâlâ, o çirkin işj yapmaya devam mı edeceklerini soruyor. Kadınları bırakıp ta erkek erkeğe cinsî münasebette bulunmalarım kınıyor ve onlann, cahil bir kavim olduklarını söylüyor. Fakat kavmi, onun bu ikaz­larına aldırmadığı gibi onu yurtlarından da çıkarmak istiyorlar. Bunun üzerine onlara öyle bir azap yağmuru geliyor ki, Lut (a.s.)ın kansı dahil bu cahil kavim yok olup gidiyor.

Bu kıssaların beyanından sonra gelen âyet-i kerimelerde, Allah Teala, Re-sulullah (s.a.v.) efendimize, inkarcılara sormasını emrediyor ki, o kendilerine ta­pınılan şeyler mi hayırlıdır, yoksa gökleri, yeri yaratan, yağmuru yağdıran ve onunla çeşitli bitkiler bitiren, denizleri, ırmakları var eden, dağlan diken ve her şeyi yerli yerince yaratan Allah mı daha hayırlıdır? Elbette ki Allah Teala her-şeyden hayırlı, herşeyden yücedir.

ı Sure-i Celilede bundan sonra birçok gerçeğe işaret edilip beyan edildikten sonra, yerden “Dâbbe” denilen bir varlığın çikanlacağı ve bunun, insanlara, ke­sin olarak İnanmalannı söyleyeceği beyan ediliyor.

Sur’a üfiirüldüğü zaman, göklerde ve yerde bulunanlann dehşetle korkuya kapılacaklan, Allah’ın dilediği kimselerin ise bu korkuyu hissetmeyecekleri, bü­tün varlıklann, bel bükerek Allah’ın huzuruna,gelecekleri beyan ediliyor.

Kim bir iyilik yaparsa ona o iyilikten daha hayırlısının verileceği, kimler de kötülük yaparlarsa yüzüstü ateşe atılacaklan beyan ediliyor. Ve rabbimizin, mahrukatından hiçbirinin yaptıklarından gafil olmadığı beyan edilerek Sure-i Celile sona eriyor.[1][1]

 

Rahman ve Rahim olun Allah’ın adıyla.

 

1- Tâ.Sîn. Bunlar, Kur’an’ın ve apaçık kitabın âyetleridir.

Mukatta’a harfleri hakkında, Bakara Suresinin başında gerekli izahlar verilmiştir. Buradaki Tâ.Sîn. hakkında da Abdullah b.Abbas şöyle demiştir: “Bu, Allah Teala’nın yaptığı bir yemindir ve Allah Teala kendi ismine yemin et­miştir.”

Taberi, Abdullah b.Abbas’m sözünü izah ederken şöyle demiştir: “Tâ.” harfi, Allah Teala’nın “Latif isminin, Sîn” harfi ise “Semi” isminin kısaltılmışı­dır. Buna göre âyetin mânâsı şöyledir: “Herşeyi işiten ve büyük lütuf sahibi olan Allah’a yemin olsun ki, Ey Muhammed, sana indirmiş olduğum bu âyetler, Kur’an’ın âyetleridir. Ve apaçık kitabın âyetleridir. Bunlar, Allah katından sana gönderilmiştir. Ne sen ne de senin dışında herhangi bir yaratık bunları kendili­ğinden uydurmuştur. Zira hiçbir kimsenin, bunları meydana getirmeye gücifyet-mez. [2][2]

 

2-3- Bunlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin ola­rak iman eden müminlere bir hidayet rehberi ve müjdedir.

Bu Kur’an’ın âyetleri, kendilerine farz kılımın namazları hakkıyla kılan ve zekâtlarını veren, öldükten sonra dirileceklerine kesin olarak inanan müminler için, doğru yolu gösteren bir rehber ve kurtuluşu haber veren bir müjdedir.

Evet, Kur’an-ı Kerim, müminler için bir rehber, maddi ve manevi hasta­lıklar için bir şifadır. [3][3]

 

4-  Ahircte iman etmeyenlerin, amellerini süsleyip kendilerine güzel gösterdik. Artık oniar bocalar dururlar. [4][4]

 

5- işte azabın şiddetlisi bunlar içindir. Âhircttc de en çok azaba uğra­yanlar bunlardır.

Öldükten sonra dirilmeye ve yaptıklarından hesaba çekileceklerine inan­mayanların ise, dünyada işledikleri çirkin amelleri kendilerine güzel gösterir ve o amelleri onlara sevdiririz. Böylece onlar, sapık amellerinin içinde bocalayıp dururlar. İşte, dünyada müminlerin eliyle öldürülmek gibi, azapların kötüsü bun­larındır. Ahirette de en çok zarara uğrayanlar bunlardır. Zira bunlar, cehenneme girecekler ve yaptıkları ameller boşa gidecektir. [5][5]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.