VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 1. VE 3. AYET-İ KERİMELER
YUSUF SURESİ
Yusuf suresi Mekkî (Mekke’de inen) sure olmasına rağmen üslûbu gayet sade ve mana dolu, ünsiyet, rahmet ve letafet hususiyetleri taşıyan bir suredir. Diğer Mekkî surelerde hakim unsur olan uyarı, korkutma ve tehdit damgası taşımamaktadır.
Atâ diyor ki: Üzgün bir kimse yoktur ki, Yusuf suresini dinleyip de huzura kavuşmasın.
Beyhakî’nin Delâil’de İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre Yahudilerden bir grup Rasulullah (s.a.)’ın bu sureyi okuduğunu işittiklerinde, ellerindeki kitaba uygunluğu sebebiyle İslâm’ı kabul ettiler. [1][1]
Hz. Yusuf (a.s.) Kıssası[2][2]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Nesebi:
Hz. Yusuf, Hz. İbrahim oğlu Hz. İshak oğlu Hz. Yakub’un 12 erkek evladından biridir.
Hz. Yakup (a.s.)’un çocukları, Kenan diyarında dünyaya gelen Bünyamin hariç, (Filistin’de) Aram köyünde dayısı Laban’ın iki kızını kendisine nikahlaması karşılığında koyunlarını güttüğü yıllarda dünyaya gelmişlerdi.
İmam Ahmed ve Buharî’nin İbni Ömer’den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurdu:
“Değerli kişinin oğlu, değerli kişinin oğlu, değerli kişinin oğlu, değerli kişi: İbrahim oğlu îshak’ın oğlu Yakub’un oğlu Yusuf tur.”
Hz. Yusuf (a.s.), kardeşlerinin kinini toplayacak ve tuzak kurmalarına sebep olacak kadar babasının nezdinde sevimli ve gözalıcı bir güzelliğe sahipti. Henüz 17 veya 18 yaşlarında iken rüyasında 11 yıldız, Ay ve Güneş’in kendisine secde ettiklerini görmüş, bu rüyayı babasına anlatmıştı. Babası da ona peygamberlik ve rüya tabiri etme kabiliyeti verileceğini müjdelemişti. [3][3]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Kuyuya Atılması:
Kardeşleri onu alıp gezmek ve oyun oynamak için kıra götürmüşler, sonra da kuyuya atmışlardı. Babalarına da “Onu kurt yedi” diyerek yalan söylemişlerdi.
Salih bir zat olan babaları Hz. Yakup (a.s.) onların sözleriyle ikna olmamış, onları Hz. Yusuf (a.s.)’a plan tertip etmekle suçlamıştı. Bundan sonra Allah kuyuya atılan bir kovanın zincirine sarılmak suretiyle Onu kurtarmış, onu bulup alanlar da Mısır’da ucuz bir fiatla satmışlar, sahibinden satın aldıklarını iddia etmişlerdi. Onu Menzile gölünün yakınındaki Doğu Bölgesi Azizi olan Futayfar veya Utayfar ismindeki Emniyet İşleri Başkanına satmışlardı.
Mısır Azizi onu sevmiş, hanımı Züleyha’ya da “Ona ikramda bulun” diye tenbihde bulunmuştu. Mısır Aziz’i Hz. Yusuf (a.s.)’a köşkünde bazı görevler vermiş, hizmetçilerin reisi ve köşkün işlerinin amiri yapmıştı. Allah da Hz. Yusuf (a.s.)’u hidayetiyle terbiye ve tevfiki ile himayesine almıştı. [4][4]
Hz. Yusuf (a.s.)’un İmtihanı:
Hz. Yusuf (a.s.)’un gözalıcı güzelliği imtihan sebebi oldu.
Müslim Sahih ‘inde Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Yusuf u gördüm. Bir de ne göreyim, güzelliğin yarısı ona verilmiş.”
Aziz’in hanımı Yusuftan hoşlanmış, Yusuf a aşık olmuştu. Yusuf ise Allah’a iman ettiği, emrine uyduğu, haramlarından kaçındığı ve kocasının lütuf-larını takdirle karşıladığı için kadının tekliflerini reddetmişti: “Ben Allah’a sığınırım. Efendim olan kocan, bana iyilikte bulunmuştur. Şüphesiz ki zalimler hiçbir zaman kurtuluşa eremezler.” (Yusuf, 23).
Hz. Yusuf (a.s.) Rabbinin burhanını gördüğü, yani taate gayret ettiği ve babalarının edeplerine sarıldığı için o kadının arzusuna uymadı.
“Levlâ” kelimesi “olmasaydı” manasındadır. Yani Rabbinin burhanı olduğu için onun arzusuna uymadı demektir. Meselâ bir ayette “Musa’nın annesinin gönlünde evladından başka bir şey yoktu. Eğer müminlerden olması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse Musa’nın kendi çocuğu olduğunu açığa vuracaktı. ” (Kasas, 28/10) buyuruluyor. Yani “kalbi pekiştirildiği” için onun kendi çocuğu olduğunu açıklamaktan çekindi demektir. [5][5]
Mısır Azizi’nin Hanımının Hilesi:
Züleyha arzusunu gerçekleştiremeyip eli boş dönünce, emri altında olanlardan birisinin kendisine muhalif hareketlerde bulunduğu efendiler, hanımefendiler gibi o da Yusuf a kin beslemeye başladı.
Kocasını içeriye girmek üzere kapıda görünce hemen bir suç uydurdu. Yusuf un kötülük niyetinde olduğunu anlattı. Doğru sözlü Yusuf bunu yalanladı. Akıllı koca delillere başvurdu. Yusuf un gömleği yırtılmıştı. Eğer gömleği önden yırtılmışsa hanımının doğru, arkadan yırtılmışsa Yusuf un doğru söylediği anlaşılacaktı. Çünkü kadına hücum eden kişiye karşı kadının karşı koyması ve savunması ön taraftan, kaçan kimseye arkadan yetişen kadının hücumu ise normalde arkadan olurdu.
Sonunda Yusuf un suçsuz olduğu ortaya çıkmış, kadının suçlu olduğu anlaşılmıştı. Mısır Azizi Yusuf a bu durumu gizlemesini, kadına da günahı için Allah’tan af dilemesini emretti.
Bununla beraber Mısır Azizi’nin hanımı Züleyha’nın ve delikanlının haberi şehirde yayılmış, kadınlar Mısır Azizi’nin hanımını ayıplamışlardı. Züleyha hanımları davet etmiş, onlara bıçakla kesilecek meyveler hazırlamış, her birine birer bıçak vermişti. Yusuf a kadınların huzuruna çıkmasını emretmişti. Yusuf un güzelliği kadınların gözlerini kamaştırmış, ellerini kesmişlerdi. Kadınlar “Bu beşer değildir, olsa olsa değerli bir melektir” demişler, Züleyha’yı mazur görmüşlerdi.
Züleyha Yusuf a, arzusunu kabul etmezse hapse atılacağı tehdidinde bulundu. Bu durum insanlar arasında yayılmıştı. Efendisi de hanımının şerefini korumak için Yusuf u hapse koymayı uygun gördü. [6][6]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Hapse Atılması ve Orada Dine Davet Etmesi:
Yusuf hapse konulmuş, onunla birlikte iki genç de hapse girmişti: Biri Kralın fırıncılar başkanı, diğeri ise su işleri başkanı idi. Birincisi rüyasında başında ekmek taşıdığım ve kuşların da bundan yediklerini, ikincisi ise rüyasında kendisini kralım kadehine şaraplık üzüm sıkarken görmüştü. Her ikisi de Yusuf tan rüyalarının tabirini istemişlerdi.
Yusuf rüya tabiri üzerindeki kabiliyetini ortaya koyacaktı. Fakat o önce mahpus arkadaşlarına “Allah’ın birliğine davet” konusunu açarak şöyle dedi: “Birbirinden ayrı uydurma tanrılar mı hayırlı, yoksa bir ve her şeye galip olan Allah mı?” Birincisine, asılacağını ve başından kuşların yiyeceğini, ikincisine de kendisinin krala içki vereceğini söyledi. Yusuf hapisten kurtulmayı düşündü ve bu ikisinden kurtalacağını umduğu kişiye “Efendinin yanında benden söz et” dedi. Ne var ki şeytan o kişiye efendisinin huzurunda Yusuf u hatırlatmayı unutturdu. Yusuf böylece bir kaç yıl zindanda kaldı. [7][7]
Kralın Rüyası:
Kral bir gece rüyasında yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini ve tek bir gövdede yedi güzel olgun başağı yedi kuru başağın yediğini görmüştü. Bu rüyayı tabir etmek için bütün sihirbazları çağırdı. Sihirbazlar “Bunlar karışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların tabirini bilmeyiz.” dediler.
O anda kralın şarapçısı zindandaki Yusuf u hatırladı, durumu krala arzet-ti. Kral da zindana birini gönderip bu rüyanın doğru yorumunu getirmesini uygun gördü. Elçi zindana geldi ve aldığı cevabı krala iletti. Kral, Yusuf u bana getirin, dedi. Yusuf suçsuzluğu ve davet edilen kadınlara karşı gerçek tavrı ortaya çıkmadan zindandan çıkmayı reddetti.
Kral kadınları çağırttı. Onlara bu durumu sordu. Kadınlar “Haşa, Allah için biz onda kötü bir niyet görmedik” dediler. O zaman Mısır Azizi’nin hanımı Züleyha Yusuf un suçsuz olduğunu itiraf etti ve şöyle dedi:
“Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben, onu baştan çıkarmak istemiştim. Şüphesiz o, doğru söyleyenlerdendir. Onun gıyabında kendisine ihanette bulunmadığımı bilmesi için (böyle davrandım). Zaten Allah hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmaz. Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettiği kimse müstesnadır. Şüphesiz ki Rabbim Gafurdur (çok affedicidir), Rahimdir (çok merhametlidir).”
“Ben nefsimi temize çıkaramam” ayeti, yanlışlıkla bazı müfessirlerin zikrettikleri gibi, Hz. Yusuf (a.s.)’un sözü değil Aziz’in hanımının sözüdür. [8][8]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Zindandan Köşke Gelişi:
Hz. Yusuf iftiradan arınmış suçsuz olarak zindandan çıktı. Kral kendisine hangi işten memnun olacağını sordu. Yusuf “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir” dedi. Kral da onu bütün memlekette her türlü yetkiye sahip kılarak ticaret işlerine bakan yaptı, hatta başkanlığı da ona tevdi etti. Henüz otuz yaşında bulunan Yusuf un eline kendi mührünü teslim etti. [9][9]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Kardeşlerinin Ondan Buğday İstemeleri:
Verimli geçen yedi senenin ardından kurak yedi sene gelmişti. Hz. Yusuf verimli yıllarda depolarca buğday biriktirmişti.
Bundan sonra Filistinliler geldiler. Hz. Yakup (a.s.) oğullarını buğday getirmek üzere develer ve merkeplerle birlikte Mısır’a gönderdi.
Kardeşleri gelince Yusuf onları hemen tanımış, ama onlar Yusuf u tanımamışlardı. Zira Yusuf o sırada 40 yaşındaydı. Onlardan ikinci defasında kardeşlerini de getirmelerini istemişti. Paralarını buğday çuvallarının içine koydu ve onlara verdikleri parayı iade ettiğini bildirmeden, kardeşlerini getirmeleri için buğdayı bedelsiz vermiş oldu. Zira kardeşleri yine geleceklerdi ve hakları olmayan şeyi kabul etmezlerdi.
Filistin halkı şiddetli kıtlıkla karşılaşınca Hz. Yakup (a.s.) oğlu Bünya-min’in de kardeşleriyle birlikte yola çıkmasına müsaade etti. Mısır’a geldiklerinde Yusuf onları gayet güzel karşılamış ve bir öğle yemeğinde onlara gayet güzel misafirperverlikte bulunmuştu. Fakat İbranilerle beraber yemek yemeyi kötü sayan Mısırlıların âdetine uyarak Yusuf onlarla beraber yemek yememişti. Hz. Yakup (a.s.)’un oğulları Yusuf un hizmetçisine hem önceki buğdayın bedeli, hem de yeni alacakları buğdayın bedeliyle geldiklerini söylediler. [10][10]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Kardeşini Yanında Alıkoymak İçin Yaptığı Hile:
Yusuf (a.s.) kardeşlerinin buğday yüklerinin hazırlanmasını emretmiş, her birinin yüküne parasının konulmasını ve kardeşi Bünyamin’in yüküne de kralın su kabının konulmasını emretmişti.
Tam yola çıktıkları esnada, “Kralın su kabını çalmışsınız, kim çalmışsa kralın kanununa göre fidye olarak alıkonulur” diye bir nida duydular. Bütün yükler arandı. Kralın su kabı Bünyamin’in yükünde çıktı. Kral’a tavassutta bulunarak kardeşleri onu çok seven yaşlı bir babası olduğunu, onun yerine içlerinden birini alıkoymasını istirham ettiler. Kral bunu kabul etmedi. Kardeşleri “Eğer o hırsızlık yapmışsa bundan önce onun öz kardeşi de hırsızlık yapmıştı” dediler. Yusuf onların bu sözlerini sineye çekti. Kendi kendine, “Siz bu hırsızlık yapandan daha kötü durumdasınız” dedi. [11][11]
Hz. Yusuf (a.s.)’un Asılsız Hırsızlık Olayı:
Yusuf küçükken annesi ölmüş, onu halası kefaleti altına almıştı. Babası Yusufu halasından almak istediğinde halası Yusuf a Hz. İbrahim (a.s.)’e ait yanında bulunan bir kemer giydirmiş ve bunu elbisesinin içine gizlice koymuş, sonra da kemerinin kendisinden çalındığını söylemişti. Bu kemeri Yusuf un elbisesinin içinden çıkarınca yaptığı bu harekete ceza olarak Yusuf un kendisine hizmet için kendi yanında kalmasını istemişti. Kardeşlerinin Hz. Yusuf (a.s.)’a isnat ettikleri asılsız hırsızlık olayının aslı bu idi.
Nihayet Yusuf un kardeşleri en küçükleri Bünyamin ve en büyükleri hariç olmak üzere babalan Hz. Yakup (a.s.)’un yanına gelip olanları haber verince Hz. Yakup (a.s.) daha fazla üzülmüş, üzüntüden ve ağlamaktan dolayı gözlerine ak düşmüş, görmez olmuştu. Bir yandan da Yusuf un acısını hatırlamıştı. [12][12]
Kardeşlerin Tanışması ve Ailenin Buluşması:
Bundan sonra Hz. Yusuf (a.s.)’un kardeşleri üçüncü defa Mısır’a geldiler ve karşılaştıkları kıtlık ve yokluk sebebiyle “Az bir sermaye ile geldik” diyerek buğday yardımı ve ayrıca kardeşlerinin serbest bırakılmasını istediler.
Hz. Yusuf (a.s.) onlara eskiden yaptıkları kötülüğü hatırlatarak “Siz cahil iken Yusuf ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” dedi. Kardeşleri O’nun Yusuf olduğunu anlamışlardı: ‘Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?” dediler. Yusuf “Ben Yusuf um, bu da kardeşim. Allah bize lütufta bulundu…” dedi.
Hz. Yusuf (a.s.) kardeşlerine babasının yüzüne koymaları için ve bütün aile halkını alıp getirmeleri için gömleğini verdi. Filistin’e ulaştıklarında gömleği Hz. Yakup (a.s.)’un yüzüne koydular. Gözleri açılmıştı. Müjdeci, Yusuf ve kardeşinin selâmette olduğu haberini vermişti.
Hz. Yakup (a.s.) ve aile halkı Mısır’a geldiler. Hz. Yusuf, babası Hz. Yakup ile hanımını (annesi öldüğünde küçük yaşta kendisine annelik yapan teyzesini) himayesine aldı. Babası, annesi, 11 kardeşi Hz. Yusuf (a.s. )’a hürmet ve tazim secdesi yaptılar. Bu secde ibadet secdesi değildi. İşte bu, 11 yıldız ile Ay ve Güneş’in secde etmesi şeklindeki rüyanın tabiri idi.
Bu buluşma Hz. Yakup (a.s)’un başkanlığındaki bu aile için büyük bir sevinç vesilesi idi. Bu sebeple Allah’ın kendisine verdiği ilim ve mülk sebebiyle Hz. Yusuf (a.s.)’un, Allah’a şükrünü ilan etmesi vacip olmuştu. Hz. Yusuf (a.s.) Cenab-ı Hak’tan dünya ve ahirette yardımcısı olmasını, müslüman olarak yani Allah’a isyankâr olarak değil, itaatkâr olarak canını almasını ve kendini salih-lere, peygamber olan dedelerine ilhak eylemesini niyaz etmişti. [13][13]
Hz. Yusuf (a.s.) Kıssasından Alınacak İbret ve Öğütlen
Hz. Yusuf (a.s.) kıssasından pek çok ibretler, çeşitli öğütler, yüce ahlak ve fazilet örnekleri çıkarılabilir. Bunlardan birkaçını zikredelim.
1- Sıkıntılar nimete sebep olabilir. Hz. Yusuf (a.s.) kıssası önce kuyuya atılması, köle olarak satılması gibi üzücü ve dehşetli olaylarla başladı. Sonra da kadınlarla zorlu bir imtihan geçirdi. Ardından zindana atıldı. Nihayet şartlar (Allah’ın izniyle) O’nu Mısır’ın fiilen idarecisi durumuna getirdi.
2- Kardeşler arasında ölüme veya helak olmaya sebep olabilecek şekilde kin ve kıskançlık olabilir
3- Hz. Yusuf (a.s.)’un peygamber evinde yetişmesi güzel bir yetişme tarzı idi. Orada yüce ahlak, yüksek hasletler üzerinde terbiye görmüş, babalan ve dedeleri olan peygamberlerden miras kalan kâmil vasıflarla yetişmişti. Bu durum karşılaştığı büyük olaylardan kendisine fayda sağlamış, mihnetlerde yardımcı olmuş. Hz. Yusuf (a.s.)’a zorluktan sonra rahatlık, zillet ve gönül kırıklığından sonra izzet ve ilâhî yardım gelmişti.
4- İffetli olmak, güvenilir olmak, Hak yolda devam etmek hem erkekler, hem de kadınlar için aynı şekilde bütün hayrın kaynağıdır. Dine ve fazilete sarılmak saygınlığın ve güzel itibar sahibi olmanın kaynağıdır. Gerçek bazan gizli kalsa bile bir müddet sonra mutlaka ortaya çıkar.
5- Fitnenin sebebi erkeğin kadınla yalnız kalmasıdır. Bunun için İslâm bunu haram kılmıştır. Kadının, (80 km. gibi) uzun bir mesafeye, meydana gelebilecek zorluklar sıkıntılar, yolculukta devamlı rastlanan problemler sebebiyle, modern süratli vasıtalarla bile olsa, mahremsiz yolculuk yapmasını yasaklamıştır.
Tirmizî ve Nesaî’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte “Bir erkekle bir kadın yalnız başına kapalı bir yerde (halvette) kalırlarsa üçüncüleri şeytan olur” buyu-rulmaktadır.
6- Ulvî prensiplere iman ve sarsılmaz inanç, zorlukları aşmanın, basitliklerden kurtulmanın yoludur. İşte Hz. Yusuf (a.s.)’u temiz bir ruh sahibi, şehevî arzular ve aldatıcı zevkler karşısında yumuşamayan sessiz bir azimet sahibi, değerli bir kişi kılan da budur.
7- Zorluk anında Allah’a sarılmak, darlık anında O’na yönelmek:
Hz. Yusuf (a.s.) Züleyha’nm “zindana attırmak” tehditlerine aldırmamış, ‘Ya Rabbi! Onların beni davet ettikleri şeyi yapmaktansa zindan benim için daha hayırlıdır” diyerek Allah’a iltica etmişti.
8- Zorluklar mümini Allah’a davet vazifesinden caydıramaz. Zira Hz. Yusuf (a.s.) zindanda olmasına rağmen kendisiyle birlikte olan iki mahpusun rüyalarını tabir etme fırsatını değerlendirdi. Belki onunla beraber bulunanlar onun davetine iman ederler diye, hemen tevhide ve Allah’ın dinine davete başladı. Gerçekten de kral, rüyasının tabirini isteyen kralın şarapçısı ve bir rivayete göre kadının ailesinden şahit olan biri (Yusuf, 36) İslâm’ı kabul ettiler.
9- Hadiseleri değerlendirme basireti, izzet ve vakar (ağırbaşlılık) sahibi olmak. Hz. Yusuf (a.s.) ileride suçlu olduğu ve suçu sebebiyle zindana konulduğu şeklinde itham edilmemesi için suçsuzluğu ilân edilmeden, manevî temizliği kabul edilmeden ve şerefli olduğu ortaya çıkmadan zindandan ayrılmak istemedi.
10- Sabrın fazileti (bu kıssa ile) açıkça ortaya çıkmıştır. Hz. Yusuf (a.s.) uğradığı zorluklar ve engelleri aşabilmek için eziyetlere karşı sabır zırhını giymiş bir kimse idi. Sabır huzurun anahtarı, imanın yansı, zaferi gerçekleştirmenin yoludur. Allah diğer peygamberlere, ümitsizliğe düştüklerinde nasıl yardım ettiyse ona da yardım etti. Onun başarısını, nesiller boyu söylenecek bir söz haline gelen kardeşlerini affedip, ikramda bulunmak tacı ile taçlandırdı. Hz. Yusuf (a.s.) şöyle diyordu: “Artık bugün sizin için kınanacak bir durum yoktur. Allah sizleri affetsin.”
11- Hz. Yusuf (a.s.) kıssası, kurdun, onun kanını dökmediğini beyan etmiş olduğu gibi Hz. Yusuf (a.s.)’un mutlak olarak olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Razî’nin belirttiği gibi pek çok şahit onun suçsuz olduğunu göstermiştir.[14][14]
Birincisi: Âlemlerin Rabbi Allah’ın şahitliği. Cenab-ı Hak Hz. Yusuf (a.s.)’un günahtan uzak olduğuna şu sözüyle şehadet etmektedir. “Yusuf u ihanetten ve fuhuştan alıkoymak için biz ona böyle yaptık. Çünkü o ihlâslı kulları-mızdandı.” (Yusuf, 24).
Bu ayetle Cenab-ı Hak onun temizliğine dört defa şahitlik etmiştir: “Alıkoymak için…” buradaki “lâm” tekit ve mübalağa manasını ifade eder; “Fuhuştan” kelimesiyle;”O bizim kullarımızdandı” cümlesiyle;”İhlâslı” kelimesiyle.
İkincisi: Şeytan’m onun suçsuzluğuna şahitliği. “Şeytan “Ey Rabbim! Senin izzet ve şerefine yemin olsun ki içlerinde kendilerine ihlâs verilen kullar hariç bütün insanları yoldan çıkaracağım” dedi. (Sad, 38/82]. Şeytan bu sözüyle ihlâslı kullan yoldan çıkarmasının mümkün olmadığını ikrar etti. Hz. Yusuf (a.s.) da az önce geçen ayet sebebiyle Allah’ın ihlâslı kullanndandır. Dolayısıyla onu baştan çıkaramamıştır.
Üçüncüsü: Hz. Yusuf (a.s)’un “Beni o baştan çıkarmak istedi.” (Yusuf, 26) ve “Ya Rabbi! Zindan benim için bunların teklif ettiklerinden daha hayırlıdır.” (Yusuf, 33) sözleriyle yaptığı şahitliği.
Döndüncüsü: Vezirin hanımının şahitliği. Çünkü kadın Hz. Yusuf (a.s.)’un suçsuzluğunu ve masum olduğunu itiraf etmiş, kadınlara, Ben onu baştan çıkarmak istedim, ama o günahtan kendini korudu.” (Yusuf, 32) ve ayrıca “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onu baştan çıkarmak istemiştim. Şüphesiz ki O doğru söyleyenlerdendir.” (Yusuf, 51) demişti.
Beşincisi: Vezirin ailesinden olan kimselerin şahitliği: Kadının ailesinden bir şahit “Eğer Yusuf un gömleği ön taraftan yırtılmış ise kadının söylediği doğrudur, Yusuf yalancılardandır. Şayet Yusuf un gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır. Yusuf doğru söyleyenlerdendir” diye hakemlik etti. (Yusuf, 26-27).
Altıncısı: Ellerini doğrayan kadınların şahitliği. “Haşa! Biz ondan bir kötülük görmedik” dediler. (Yusuf, 51).
Bütün bu şahitlikler Hz. Yusuf (a.s.)’un suçsuzluğunun kesin delilleridir. Kim onu kötülüğü arzu etmekle itham ederse -ki kötülüğü arzu etmek nefsî bir olay olup cezası yoktur- o kimse kötü davetçilerdendir, cahil ve ahmaktır, Hz. Yusuf (a.s.)’un masumiyetine -açıkladığımız gibi- şahit olan Şeytandan da aşağıdır.
12- Hz. Yusuf (a.s.) kıssası Allah’ın kazasına mani olacak, takdirine engel olacak hiçbir gücün bulunmadığına ve O bir insana hayır ve ikram takdir etmişse bütün cihan bir araya gelseler bile hiçbir kimsenin buna engel olamayacağına irşad etmektedir.
13- Bu kıssa hasedin neticede rezil olmaya, hüsrana uğramaya sebep olduğuna delâlet etmektedir.
14- Sabır, huzurun anahtarıdır. Hz. Yakup (a.s.) sabredince muradına ermiş, Hz. Yusuf (a.s.) da sabredince daha önce açıklandığı gibi, arzularına kavuşmuştur. [15][15]
Kur’an-ı Kerimin Arapça Oluşu, Kur’an Kıssasının Önemi
1- Elif, Lâm, Ra. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
2- Biz, muhakkak bu kitabı okuyup anlamanız için Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
3- Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmek suretiyle, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce senin bunlardan haberin yoktu.
Açıklaması
Bu surenin başlangıcı Yunus suresinin başlangıcına benzemektedir. Ancak Yunus suresinde Kur’an “hakim (hikmet dolu)” vasfıyla, burada ‘mübîn (apaçık)” vasfıyla zikredilmiştir. Bunun sebebi ise bu surede değerli ve sabırlı bir peygamberin uğradığı büyük ve önemli olayların anlatılmasıdır. Onun için bu surede Kur’an’ın “beyan (açıklayıcı olma)” vasfıyla tavsifi münasip olmuştur. Halbuki Yunus suresinin konusu Allah’ın birliği, vahiy ve peygamberliğin ispatı, öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılığının verilmesi gibi dinin esasları konularıdır. Bu sureye münasip olan Kur’an’ın hikmetle tavsif edilmesidir.
Ayetlerin manası şu şekildedir: Sana indirdiğimiz şu ayetler Arapları aciz bırakma hususunda durumu gayet açık olan bu surenin ayetleridir. Bu ifade Zemahşerî’nin tefsiridir.
Ebu Hayyan diyor ki: Açıkça görülen şudur ki “Kitap “tan murad Kur’an’dır. “el-Mübîn” ya apaçık olan, Arapları aciz bırakmak ve susturmak hususunda durumu açık olan ya da helâl-haramı, hadleri ve hükümleri ve dinin emirlerinden ihtiyaç duyulan hususları açıklayan, yahut hidayet yolunu, hakkı ve bereketi açıklayan demektir.
Hangi manada olursa olsun, “Kitab” ismi Kur’an’ın bütününe veya bir kısmına verilen cins isimdir. İster bundan murad bu sure olsun, isterse tamamı olsun; maksat Kur’an’ın bu sıfatının ispatıdır. Kur’an’ın sıfatları ise bütün sureler arasında farklılık arzetmez. Kur’an’ın bütün sureleri kapalı hususları açıklayan gayet açık ve net ifadelerle doludur. Kur’an ayetleri kapalı durumları açıklamakta ve tefsir etmekte, şeriatın hükümlerini izah etmekte, dünya ve ahirette en hayırlı olanı göstermektedirler.
Kurtubî ve İbni Kesir diyor ki: Bunlar kitabın, Kur’an-ı Mübîn’in yani kapalı şeyleri açıklayan, tefsir eden ve beyan eden açık, apaçık bir kitabın ayetleridir. Kitab-ı Mübîn ile Kur’an-ı Mübîn yani helâli haramı, hadleri ve hükümleri, hidayet ve bereket yolunu açıklayan Kur’an kastedilmektedir.
Biz muhakkak bu Kur’an’ı, daha önce bilmediğiniz kıssa ve haberleri, âdap ve ahlâkı, hüküm ve şeriatı, siyaset, sosyal hayat, iktisat ve devlet işlerinde tutarlı huzurlu hayat programlarını öğrenmeniz için, bu kitapta bulunan ve hem insan unsurunu hem de toplumu en sağlam esaslar üzerine kuran mana ve hedefleri düşünmeniz için, Arap neslinden gelen Muhammed’e dillerin en fasihi, en açık ifadelisi, en genişi, gönüllerde olan manaları ifade etmekte en bol imkâna sahip olanı ile yani Arapça olarak indirdik.
İbni Kesir diyor ki: Bu sebeple kitapların en şereflisi, dillerin en şereflisiy-le, Peygamberlerin en şereflisine, meleklerin en şereflisinin elçiliğiyle indirilmiştir. Bu yeryüzün en şerefli topraklarında olmuş, Kur’an’m inzaline yılın en şerefli ayında başlanmıştır. Böylece Kur’an her yönüyle mükemmel bir kitap olmuştur.
Bunun içindir ki Cenab-ı Hak “Biz sana tam ve mükemmel olan ve her şeyi tafsilatıyla açıklayan bu Kur’an’ı vahyetmek suretiyle haberlerin en güzelini bildiriyoruz” demektedir. Hz. Yusuf (a.s.) kıssası tam, mükemmel ve yüce hedefleri, pek çok ibretleri tafsilatıyla açıklayan bir kıssa olmuştur. Halbuki bunu sana vahyetmemizden önce sana bildirdiğimiz bu kıssadan habersiz ve bilgisiz idin, bunun hakkında senin hiçbir malumatın yoktu. Bu konuda senin durumun, eskilerin kıssalarından ve haberlerinden hiçbir şey bilmeyen kavminin durumu ile aynı idi. [16][16]