TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NEML SURESİ 36. VE 40. AYET-İ KERİMELER
36- Elçi Süleyman’a geldiğinde Süleyman şöyle dedi: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden çok daha hayırlıdır. Doğrusu, hediyenizle ancak siz sevinirsiniz, [1][35]
37- Dön, hediyeyi onlara geri götür. Yemin olsun kî onlara, karşı koyamayacakları ordularla geliriz de, mutlaka onları oradan zelil bir halde boyun eğmiş olarak çıkarırız” .
Seba Melikesinin elçisi, Süleyman’a hediyelerle birlikte varınca Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile mi savsaklamak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği mal ve mülk, size verdiklerinden daha fazla ve daha hayırlıdır. Hediyeleriniz sizin olsun. Onlarla ancak sizler sevinirsiniz. Zira sizler sadece dünya hayatına inanıyorsunuz. Benim ise dünya malına ihtiyacım yoktur. Ey elçi, sen bu getirdiğin hediyeleri al ve geri dön. Yemin olsun ki biz onlara öyle güçlü ordularla geliriz ki, onların o orduya karşı koymaya güçleri yetmez. Ve onları, ülkelerinden zelil ve hakir olarak çıkarırız da Müslüman olmak zorunda kalırlar. [2][36]
38- Süleyman: “Ey ileri gelenler, onlar bana Müslüman olarak gelmeden önce, o Mclikc’nin tahtını bana hanginiz getirebilir?” dedi.
Bazı müfessirler buradaki; “Onlar bana Müslüman olarak gelmeden önce.” ifadesini: “Onlar bana boyun eğerek gelmeden önce.” şeklinde izah etmişlerdir.
Hz. Süleyman’ın, Belkıs’ın ve Seba halkının, boyun eğerek gelmelerinden önce, Belkıs’ın tahtının getirilmesini istemesinin sebebi, bazı müfessirlere göre, Müslüman olarak gelmeleri halinde Taht’a el koymanın haram olmasıdır. Bunlara göre Hz. Süleyman taht’a el koymak istemekte bu sebeple de acele etmektedir. Bu görüş Katade’den nakledilmektedir.
Bazılarına göre ise bunun sebebi, Hz. Süleyman’ın, Seba Melikesini küçük düşünnek istemesidir. İbn-i Zeyd bu görüştedir.
Taberi ise Hz. Süleyman’ın, tahtın getirilmesinde acele etmesinin sebebinin, Peygamberliğini İspatlamak ve Allah’ın yüce kudretini göstermek olduğunu söylemiştir. Zira bir anda muhteşem bir tahtın Yemen’den Filistin’e getirilmesi büyük bir hadisedir. Bunun karşısında Allah’ın kudretinin büyüklüğünü kabul etmemek mümkün değildir. [3][37]
39- Cinlerden bir İfrit: “Sen makamından kalkmadan evvel, ben onu sana getiririm. Doğrusu, onu getirmeye benim gücüm yeter ve ben emin bir kimseyim.” dedi.
Cinlerin ileri gelenlerinden cevval biri, Süleyman’a şöyle dedi: “Ben, Seba Melikesi Belkıs’ın tahtını, sen, insanların arasında hüküm verme meclisinden kalkmadan önce sana getiririm. Şüphesiz ki ben, onu getirmeye gücü yeten ve güvenilir biriyim. Taht’a veya Melikeye hıyanet edecek bin değilim.
Âyette zikredilen bu Çin’in adının “Kuzen” olduğu rivayet edilmektedir. [4][38]
40- Nezdinde kitaptan ilim bulunan biri: “Ben onu sana, güzünü açıp kapamadan getireceğim.” dedi. Süleyman, taht’ı yanında duruyor görünce: “Bu, rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınaması içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki, rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, büyük lütuf sahibidir” dedi.
Âyet-i kerimede, nezdinde kitaptan ilim bulunanın, Belkıs’ın tahtını bir anda Hz. Süleyman’a getireceğini söylediği ifade edilmektedir.
“Nezdinde ilim bulunan’dan maksadın, insanlardan âlim bir kimse olduğu rivayet edilmektedir. Ancak bu kişinin ismi ve sıfatları hakkında farklı rivayetler vardır.
Abdullah b.Abbas ve Yezid b.Ruman’a göre bu zat, Hz. Süleyman’ın kâtipliğim yapan “Âsif b.Berhiya”dır. Bu kişi takva sahibi birisiydi. Allah’ın ismi â’zamını bilirdi.
Katade’ye göre ise bu zatın ismi “Belhiya’dır. Bazılarına göre ise “Zün-nur”dur.
İbn-i Zeyd’e göre ise bu zat, denizin içinde bir adada yaşayan takva sahibi bir kul idi. Allah’a isimlerinden biri ile dua etti böylece Melike’nin taht’ı Hz. Süleyman’ın Önünde görünüverdi.
Müfessirler, bu zatın “Kitaptan bildiği ilmin” ne olduğu hakkında da çeşitli rivayetler zikretmişlerdir. Bazılarına göre bu ilimden maksat, Allanın bir ismidir, onunla kendisine dua edildiğinde duayı kabul eder. Ancak bu ismin hangi isim olduğu bilinmemektedir.
Mücahid, “Kendisine ilim verilen zat”ın, Allah’ın “Zülcela-i Vel İkram” isimleriyle dua ettiğini söylemiş Zührî ise: “Yâ İlahenâ Ve İlahe Külli Şey’in İlahen Vahiden Lâ İlahe İlla Ente İ’tinî Bi Arşihâ” “Ey İlahımız ve herşeyin tek ilahı olan Ali ahım. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Sen o kadının tahtını bana getir.” diye dua ettiği nakledilmiştir.
Ayet’i kerimede geçen “Gözünü açıp kapamadan getireceğim.” ifadesini, Said b.Cübeyr ve Ma’mar, göz görecek kadar bir mesafede bulunan bir kimsenin, sana gelmesinden önce ben onu sana getireceğim.” şeklinde izah etmişlerdir.
Vehb b.Münebbih ise: “Senin bakışın, gözlerin görebileceği mesafeye henüz ulaşmadan ben onu sana getireceğim.” şeklinde izah etmiştir.
Bazıları ise bu ifadeyi şöyle izah etmişlerdir: “Sen, tahtın geleceği yöne doğru bak. Gözünü oradan ayırmadan ben o tahtı sana getireceğim.” şeklinde izah etmişlerdir.
Âyet-i kerimede geçen “Süleyman taht’ı yanında görünce” ifadesi, tahtın, hemen Süleyman aleyhisselamın yanına geldiğini açıklamaktadır.
Bazı âlimler, nezdinde Allah’ın kitabından ilim bulunan zatın dua etmesi üzerine, taht’ın bulunduğu yerden, yere gömülüp Hz. Süleyman’ın önünden çıktığını söylemişlerdir.
“Bu, rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınaması içindir.” ifadesi ise şöyle izah edilmiştir: “Rabbim, beni nimetlerine karşı imtihan etmektedir.” Veya “Rabbim beni Melike’ye karşı imtihan etmektedir.” Yahut: “Rabbim beni, bu kıymetli taht’a karşı imtihan etmektedir. Benim,§ükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğimi ortaya çıkarmak istemektedir.” [5][39]