VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 11. VE 18. AYET-İ KERİMELER
Hz. Yusuf (A.S.)’un Kardeşlerinin Planlarını İcra Etmeleri Ve Durumu Babalarına Kapalı Bir Şekilde Anlatmaları
11- (Kardeşleri Yusuf hakkında karar verdiklerinde, babalarına) şöyle dediler: “Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf u bize emanet etmiyorsun! Halbuki biz onun iyiliğini isteriz.”
12- “Yarın onu bizimle birlikte (kıra) gönder de bol bol yesin ve oynasın. Biz onu elbette koruruz.”
13- Yakup “Onu alıp götürmeniz beni üzer. Sizin haberiniz yokken onu kurdun yemesinden korkarım” dedi.
14- Yusuf un kardeşleri “Yemin ederiz ki, biz kuvvetli bir topluluk iken eğer onu kurt yerse o takdirde biz hüsrana uğrayan kimselerden oluruz” dediler.
15- Yusuf u alıp götürdüklerinde, onu kuyunun içine atmaya ittifakla karar verdiler. Biz de Yusuf a “Kardeşlerinin hiç farkında olmadan sen onlara bu yaptıklarını haber vereceksin” diye vahyettik.
16- Akşam ağlaya ağlaya babalarına geldiler.
17- (Babalarına) dediler ki: “Ey Babamız! Biz yarış yapıyorduk. Yusuf u da (beklemesi için) eşyalarımızın yanına bırakmıştık. Bir de ne görelim. Onu Kurt yemiş! Ne kadar doğru sözlü olsak da sen bize inanmazsın.”
18- Yusuf un gömleğine yalan bir kan bulaştırarak getirdiler. Yakup (şöyle dedi): “Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bu işe sürüklemiştir. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin şu anlattığınıza karşılık yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.”
Açıklaması
Kardeşleri Yusuf u götürüp -büyükleri Yahûz’a veya Rûbîl’in işaret ettiği şekilde- kuyuya atmak üzere anlaştıkları zaman babalan Hz. Yakup (a.s.)’a gelip şöyle dediler: Sana ne oluyor ki Yusuf u bize emanet etmiyor, ona zarar verebileceğimizden korkuyorsun? Halbuki biz de onun iyiliğini isteriz, yani onu seviyor, ona şefkat duyuyoruz. Onun hayrını istiyoruz, samimiyetle onun iyilik içinde olmasını istiyoruz.
Gerçekte ise kardeşleri Yusuf un rüyasını öğrenip de Yusuf ta beliren büyük hayır ve peygamberlik alâmetleri sebebiyle babasının ona olan sevgisini idrak ettikten sonra, Yusuf a olan kıskançlıklarından dolayı onun hakkında bu söylediklerinin aksini murad ediyorlardı.
Yarın âdetimiz üzere sahradaki vadiye gittiğimizde Yusuf u da bizimle gönder, orada hoşuna giden meyve ve sebzelerden yesin, koşsun, oynasın, dinlensin, ok yarışlarında bize katılsın. Biz, onu her türlü felâket ve musibetlerden koruruz, senin hatırın için onun üzerine titreriz, dediler.
Hz. Yakup (a.s.) oğullarına şu şekilde cevap verdi: Onu alıp götürmeniz beni üzer; hangi şekilde olursa-olsun. Onun benden ayrılması bana elem verir. Siz ok atmakla ve koyun gütmekle meşgul iken bir Kurt’un gelip O’nu yemesinden korkarım.
Bu ifadeden Hz. Yakup (a.s.)’un iki mazeret ileri sürdüğü anlaşılmaktadır:
1- Yusuf un kendisinden ayrılmasına üzülmesi.
2- Kardeşlerinin Yusuf a önem vermeyerek oyun oynamakla veya koyun gütmekle meşgul oldukları ve bu sebeple gaflette bulundukları bir sırada kur-tun onu yemesinden korkması.
Sanki Hz. Yakup (a.s.) bu ifadesiyle oğullarına yol göstermekteydi. Son derece ihtiyatlı olması onun bu sözü söylemesine sebep olmuştur.
Oğulları Hz. Yakup (a.s.)’a derhal cevap verdiler: Allah’a yemin olsun ki, biz kendimizi savunacak kuvvetli bir topluluğuz. Buna rağmen eğer Onu kurt yerse biz hüsrana uğrayan, kendilerinde hiçbir hayır bulunmayan, hiçbir faydası olmayan, aciz ve helak olmaya mahkûm kimselerden oluruz.
Bundan sonra da planı bilfiil icra etmeye başladılar. Babalarına başvurup da onun yanından Yusuf u alıp götürünce muratlarına kavuştular. Hiç tereddüt göstermeden ve azi nle Yusuf u kuyunun dibine atmaya karar verdiler. Bu kuyu kendi aralarında bilinen manasıyla büyük bir kuyu idi. Böylece ya dilediği yere gitsin, ya da helak olsun da ondan kurtulsunlar diye düşünüyorlardı.
Fakat kâmil bir kudret, etkin bir irade, rahmet ve lütuf sahibi olan; zorluktan sonra kolaylığı, sıkıntıdan sonra huzuru indiren Allah vahiyle Yusuf un kalbini mutmain kılmak ve içinde bulunduğu durumdan üzülmemesi hususunda kalbini takviye etmek için, tıpkı “Rabbin arıya vahyetti. <Nahl, 16/68) ve “Biz Musa’nın annesine vahyettik.” (Kasas, 28/7) ayetlerinde olduğu gibi, “ilham” şeklindeki vahiyle Yusuf a vahyederek şöyle buyurdu: Senin için mutlaka bir huzur ve çıkış kapısı vardır. Allah onlara karşı sana yardım edecek, sana yaptıkları bu kötülüğü senin Yusuf olduğunu anlayıp hissettirmeden onlara haber verecektir.
Bu aynı zamanda Yüce Allah’ın Hz. Yusuf (a.s.)’a bu çetin imtihandan kurtulma, onlara karşı ilâhî yardıma kavuşma ve kardeşlerinin ileride Onun hakimiyetinde olacağı şeklinde bir vaadidir.
Bundan sonra da babalan Hz. Yakup (a.s.)’a asılsız mazeretlerle özür beyan etme sırası geldi. O günün sonunda yatsı vakti karanlıkta babalarına döndüklerinde ağlar gibi görünmeye ve Yusuf a olanlara üzüldüklerini göstermeye çalıştılar.
Kardeşleri özür diler gibi bir tavır içerisinde şöyle dediler: Biz yarış yapmaya, ok atmaya gitmiş ve Yusuf u da elbiselerimizin ve diğer eşyalarımızın yanında bekçi olarak bırakmıştık. O sırada onu kurt yedi. İşte Hz. Yakup (a.s.)’un endişe edip tenbihte bulunduğu husus da buydu. Biz gayet iyi biliyoruz ki -durum böyle iken- biz doğru söyleyen ve senin yanında güvenilir kişiler olsak bile sen bizi tasdik etmeyeceksin. Sen nasıl bize ithamda bulunabilirsin?
Sen meydana gelen olayın garipliği ve bu hadisenin acaipliği sebebiyle mazur sayılırsın. Hasılı biz doğru sözlü olsak da sen bizi doğrulamazsın. Zira sen Yusuf u aşırı derecede sevmen ve bizim yalan söylediğimizi sanman sebebiyle bu hususta bize ithamda bulunursun.
Aslında bu ifadeleri, söylediklerine tam kanaat getiremediklerini ima etmekte, yalancılıklarını ihsas ettirmektedir.
Bu hile ve desiselerine ilâve olarak Yusuf un gömleğini başka bir kana bu-layarak getirmişlerdi. Kestikleri bir kuzunun kanından alıp Yusuf un gömleğine sürmüşler ve onun da kurdun Yusuf u yediği esnadaki gömleği olduğunu ileri sürmüşlerdi. Bunun için ayette “Onungömleğine…” ifadesi kullanılmıştır.
Fakat Allah’ın iradesi onların suçlarının izlerinin ortaya konulmasını mu-rad etmişti. Bundan dolay gömleği yırtıp parçalamayı unutmuşlardı. Zira kurdun saldırısı olsaydı gömlek yırtılırdı. Bu sebeple Hz. Yakup (a.s.) gönlünde oğullarının gizlediği bir şeyler olduğu inancı doğması sebebiyle onlardan ve sözlerinden yüz çevirdi, onları doğrulamadı ve şöyle dedi: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bu işe sürüklemiştir. Yani sizin kötü nefisleriniz sizi bu anlattığınız ve söylediğiniz durumdan başka çok çirkin bir işi size güzel göstermiş ve bu işi size yaptırmıştır. Ben anlaştığınız bu olay üzerine güzel bir sabırla sabredeceğim. Yardımı ve lütfuyla bu musibeti, bu sıkıntıyı kaldınncaya kadar Allah’ın yardımını talep edeceğim. Benim için en uygun şey güzel bir şekilde sabretmektir.
Rivayet olunduğuna göre Peygamberimiz (s.a.)’e “sabr-ı cemil (en güzel sabır)” nedir? diye sorulmuş, O da, “Şikayet etmeden yapılan sabırdır” buyurmuştur.
Hz. Yakup (a.s.) devamla şöyle dedi: Sizin şu anlattığınız yalanlara karşı yardımına sığınılacak ancak Allah’tır. O, sizin anlattığınız acıklı olayın kötülüğüne karşı en güzel yardımcıdır.
Rivayete göre Hz. Yakup (a.s.) alaylı bir tarzda şöyle demişti: Ne kadar yumuşak huylusun ey Kurt! Oğlumu yiyorsun da gömleğini yırtmıyorsun?! [1][22]