sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 11. VE 18. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 11. VE 18. AYET-İ KERİMELER
Nisan 11, 2026 09:57
4
A+
A-

Hz. Yusuf (A.S.)’un Kardeşlerinin Planlarını İcra Etmeleri Ve Durumu Babalarına Kapalı Bir Şekilde Anlatmaları

 

11-  (Kardeşleri Yusuf hakkında karar verdiklerinde, babalarına) şöyle dedi­ler: “Ey babamız! Sana ne oluyor da Yu­suf u bize emanet etmiyorsun! Halbuki biz onun iyiliğini isteriz.”

12-  “Yarın onu bizimle birlikte (kıra) gönder de bol bol yesin ve oynasın. Biz onu elbette koruruz.”

13-  Yakup “Onu alıp götürmeniz beni üzer. Sizin haberiniz yokken onu kur­dun yemesinden korkarım” dedi.

14-  Yusuf un kardeşleri “Yemin ederiz ki, biz kuvvetli bir topluluk iken eğer onu kurt yerse o takdirde biz hüsrana uğrayan kimselerden oluruz” dediler.

15-  Yusuf u alıp götürdüklerinde, onu kuyunun içine atmaya ittifakla karar verdiler. Biz de Yusuf a “Kardeşlerinin hiç farkında olmadan sen onlara bu yaptıklarını haber vereceksin” diye vahyettik.

16- Akşam ağlaya ağlaya babalarına gel­diler.

17-  (Babalarına) dediler ki: “Ey Baba­mız! Biz yarış yapıyorduk. Yusuf u da (beklemesi için) eşyalarımızın yanına bırakmıştık. Bir de ne görelim. Onu Kurt yemiş! Ne kadar doğru sözlü olsak da sen bize inanmazsın.”

18- Yusuf un gömleğine yalan bir kan bulaştırarak getirdiler. Yakup (şöyle dedi): “Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bu işe sürüklemiştir. Artık bana düşen gü­zel bir sabırdır. Sizin şu anlattığınıza karşılık yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.”

 

Açıklaması

 

Kardeşleri Yusuf u götürüp -büyükleri Yahûz’a veya Rûbîl’in işaret ettiği şekilde- kuyuya atmak üzere anlaştıkları zaman babalan Hz. Yakup (a.s.)’a ge­lip şöyle dediler: Sana ne oluyor ki Yusuf u bize emanet etmiyor, ona zarar ve­rebileceğimizden korkuyorsun? Halbuki biz de onun iyiliğini isteriz, yani onu seviyor, ona şefkat duyuyoruz. Onun hayrını istiyoruz, samimiyetle onun iyilik içinde olmasını istiyoruz.

Gerçekte ise kardeşleri Yusuf un rüyasını öğrenip de Yusuf ta beliren bü­yük hayır ve peygamberlik alâmetleri sebebiyle babasının ona olan sevgisini idrak ettikten sonra, Yusuf a olan kıskançlıklarından dolayı onun hakkında bu söylediklerinin aksini murad ediyorlardı.

Yarın âdetimiz üzere sahradaki vadiye gittiğimizde Yusuf u da bizimle gönder, orada hoşuna giden meyve ve sebzelerden yesin, koşsun, oynasın, din­lensin, ok yarışlarında bize katılsın. Biz, onu her türlü felâket ve musibetler­den koruruz, senin hatırın için onun üzerine titreriz, dediler.

Hz. Yakup (a.s.) oğullarına şu şekilde cevap verdi: Onu alıp götürmeniz be­ni üzer; hangi şekilde olursa-olsun. Onun benden ayrılması bana elem verir. Siz ok atmakla ve koyun gütmekle meşgul iken bir Kurt’un gelip O’nu yeme­sinden korkarım.

Bu ifadeden Hz. Yakup (a.s.)’un iki mazeret ileri sürdüğü anlaşılmaktadır:

1- Yusuf un kendisinden ayrılmasına üzülmesi.

2- Kardeşlerinin Yusuf a önem vermeyerek oyun oynamakla veya koyun gütmekle meşgul oldukları ve bu sebeple gaflette bulundukları bir sırada kur-tun onu yemesinden korkması.

Sanki Hz. Yakup (a.s.) bu ifadesiyle oğullarına yol göstermekteydi. Son de­rece ihtiyatlı olması onun bu sözü söylemesine sebep olmuştur.

Oğulları Hz. Yakup (a.s.)’a derhal cevap verdiler: Allah’a yemin olsun ki, biz kendimizi savunacak kuvvetli bir topluluğuz. Buna rağmen eğer Onu kurt yerse biz hüsrana uğrayan, kendilerinde hiçbir hayır bulunmayan, hiçbir fay­dası olmayan, aciz ve helak olmaya mahkûm kimselerden oluruz.

Bundan sonra da planı bilfiil icra etmeye başladılar. Babalarına başvurup da onun yanından Yusuf u alıp götürünce muratlarına kavuştular. Hiç tereddüt göstermeden ve azi nle Yusuf u kuyunun dibine atmaya karar verdiler. Bu ku­yu kendi aralarında bilinen manasıyla büyük bir kuyu idi. Böylece ya dilediği yere gitsin, ya da helak olsun da ondan kurtulsunlar diye düşünüyorlardı.

Fakat kâmil bir kudret, etkin bir irade, rahmet ve lütuf sahibi olan; zor­luktan sonra kolaylığı, sıkıntıdan sonra huzuru indiren Allah vahiyle Yusuf un kalbini mutmain kılmak ve içinde bulunduğu durumdan üzülmemesi hususun­da kalbini takviye etmek için, tıpkı “Rabbin arıya vahyetti. <Nahl, 16/68) ve “Biz Musa’nın annesine vahyettik.” (Kasas, 28/7) ayetlerinde olduğu gibi, “il­ham” şeklindeki vahiyle Yusuf a vahyederek şöyle buyurdu: Senin için mutlaka bir huzur ve çıkış kapısı vardır. Allah onlara karşı sana yardım edecek, sana yaptıkları bu kötülüğü senin Yusuf olduğunu anlayıp hissettirmeden onlara haber verecektir.

Bu aynı zamanda Yüce Allah’ın Hz. Yusuf (a.s.)’a bu çetin imtihandan kur­tulma, onlara karşı ilâhî yardıma kavuşma ve kardeşlerinin ileride Onun ha­kimiyetinde olacağı şeklinde bir vaadidir.

Bundan sonra da babalan Hz. Yakup (a.s.)’a asılsız mazeretlerle özür be­yan etme sırası geldi. O günün sonunda yatsı vakti karanlıkta babalarına dön­düklerinde ağlar gibi görünmeye ve Yusuf a olanlara üzüldüklerini göstermeye çalıştılar.

Kardeşleri özür diler gibi bir tavır içerisinde şöyle dediler: Biz yarış yap­maya, ok atmaya gitmiş ve Yusuf u da elbiselerimizin ve diğer eşyalarımızın yanında bekçi olarak bırakmıştık. O sırada onu kurt yedi. İşte Hz. Yakup (a.s.)’un endişe edip tenbihte bulunduğu husus da buydu. Biz gayet iyi biliyo­ruz ki -durum böyle iken- biz doğru söyleyen ve senin yanında güvenilir kişiler olsak bile sen bizi tasdik etmeyeceksin. Sen nasıl bize ithamda bulunabilirsin?

Sen meydana gelen olayın garipliği ve bu hadisenin acaipliği sebebiyle mazur sayılırsın. Hasılı biz doğru sözlü olsak da sen bizi doğrulamazsın. Zira sen Yu­suf u aşırı derecede sevmen ve bizim yalan söylediğimizi sanman sebebiyle bu hususta bize ithamda bulunursun.

Aslında bu ifadeleri, söylediklerine tam kanaat getiremediklerini ima et­mekte, yalancılıklarını ihsas ettirmektedir.

Bu hile ve desiselerine ilâve olarak Yusuf un gömleğini başka bir kana bu-layarak getirmişlerdi. Kestikleri bir kuzunun kanından alıp Yusuf un gömleği­ne sürmüşler ve onun da kurdun Yusuf u yediği esnadaki gömleği olduğunu ile­ri sürmüşlerdi. Bunun için ayette “Onungömleğine…” ifadesi kullanılmıştır.

Fakat Allah’ın iradesi onların suçlarının izlerinin ortaya konulmasını mu-rad etmişti. Bundan dolay gömleği yırtıp parçalamayı unutmuşlardı. Zira kur­dun saldırısı olsaydı gömlek yırtılırdı. Bu sebeple Hz. Yakup (a.s.) gönlünde oğullarının gizlediği bir şeyler olduğu inancı doğması sebebiyle onlardan ve sözlerinden yüz çevirdi, onları doğrulamadı ve şöyle dedi: Hayır, nefisleriniz si­zi aldatıp bu işe sürüklemiştir. Yani sizin kötü nefisleriniz sizi bu anlattığınız ve söylediğiniz durumdan başka çok çirkin bir işi size güzel göstermiş ve bu işi size yaptırmıştır. Ben anlaştığınız bu olay üzerine güzel bir sabırla sabredece­ğim. Yardımı ve lütfuyla bu musibeti, bu sıkıntıyı kaldınncaya kadar Allah’ın yardımını talep edeceğim. Benim için en uygun şey güzel bir şekilde sabret­mektir.

Rivayet olunduğuna göre Peygamberimiz (s.a.)’e “sabr-ı cemil (en güzel sa­bır)” nedir? diye sorulmuş, O da, “Şikayet etmeden yapılan sabırdır” buyurmuş­tur.

Hz. Yakup (a.s.) devamla şöyle dedi: Sizin şu anlattığınız yalanlara karşı yardımına sığınılacak ancak Allah’tır. O, sizin anlattığınız acıklı olayın kötülü­ğüne karşı en güzel yardımcıdır.

Rivayete göre Hz. Yakup (a.s.) alaylı bir tarzda şöyle demişti: Ne kadar yu­muşak huylusun ey Kurt! Oğlumu yiyorsun da gömleğini yırtmıyorsun?! [1][22]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.