VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 21. VE 22. AYET-İ KERİMELER
Hz. Yusuf (A.S.)’un Mısır Sarayına Varması Ve Kendisine Peygamberlik Verilmesi
Mısır’da satın alan (vezir) hanımına “Ona iyi davran, belki bize faydalı olur ya da onu evlat ediniriz” dedi. Böylece biz Yusuf u Mısır’a yerleş tirdik. Ona rüyaların tabirini öğrettik. Allah bütün emirlerinde en üstündür. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. Yusuf olgunluk çağına girince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Açıklaması
Yusuf un kuyuya atılmasının ardından köle gibi satılması ve satın alınması şeklinde gelişen üzüntülü olaylardan sonra, Allah onu Mısır’da satın alacak birini takdir etti. Burada ismi zikredilmemiştir. Ancak daha sonra, Mısır hazi-neleriyle görevli “Mısır Azizi” şeklinde tavsif edilecektir.
Tarihte anlatıldığına göre bu zatın ismi Kutayfir olup Mısır Emniyet Reisi ve Vezir idi. Yahut Utafir bin Ravhîb olup Maliye İşleri Veziri idi. Vezir Yusuf ta göze çarpan hayırlı ve salih vasıflan görünce, O’na ilgi göstermiş, değer vermiş ve ailesine güzel muamele tavsiyesinde bulunmuştu.
Vezir, hanımı Zeliha’ya (yahut Ruâbil kızı Ûrabîl’e) “Bu çocuğa iyi davran, ona güzel muamele et” dedi. Yusuf taki olgunluğu sezmişti.
Ebu İshak, Ebu Ubeyde’den Abdullah b. Mes’udun şöyle dediğini nakletmektedir: İnsanlar arasında en ferasetli, en zeki üç kişi vardır:
1- Mısır Azizi: Hanımına Hz. Yusuf (a.s.) için “Ona iyi davran.” (Yusuf, 21) demişti.
2- Hz. Şuayb (a.s.)’m kızı: Hz. Musa (a.s.) için, “Babacığım, onu ücretli olarak yanına al.” (Kasas, 28/26) demişti.
3- Hz. Ebubekir es-Sıddik (r.a.): Halifeliğe Hz. Ömer (r.a.)’i tayin etmesi sebebiyle.
Rivayete göre Hz. Musa (a.s.)’ya karşı çıkan ve 400 sene yaşayan Firavun Yusuf u satın alan kişiydi. “Yusuf daha önce size apaçık deliller getirdi.” (Gafir, 40/34) ayeti buna delildir.
Beyzavî diyor ki: Meşhur olan rivayet Hz. Yusuf (a.s.)’u satın alanın Firavun neslinden olduğudur. Ayet babalarının ahvalini bildirmekte ve çocuklarına hitap etmektedir.
Mısır Azizi hanımına yaptığı Yusuf a iyi davranma tavsiyesine sebep olarak şu ifadeyi kullandı.”Belki bize faydalı olur ya da onu evlat ediniriz.” Yani hususi işlerimizde, manaimızı değerlendirmemiz \vususurvda yahut kamu. yararı ile ilgili işlerde bize faydalı olacağı hakkında ümidim vardır. Yahut onu evlat ediniriz, Onunlagözümüz-gönlümüz aydınlanır.
Çünkü Mısır Azizi’nin çocuğu olmuyordu, artık iyice yaşlanmıştı.
Ayet Mısır Azizi’nin çocuğunun olmadığına ve ince anlayışına delâlet etmektedir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak Hz. Yusuf (a.s.)’a maddî yönden yardımcı olacak birini takdir ettikten sonra ona yaptığı edebî ve manevî lütuflarını da açıkladı:
Biz ona kuyudan salimen kurtulmak suretiyle lütufta bulunduğumuz ve ona kardeşlerinin şerrinden kurtardığımız ve ona bir ev, değerli hoş bir yuva hazırladığımız gibi, Mısır Azizi’nin kalbinde ona karşı bir şefkat hissi verdik, Mısır ülkesinde ona Mısır Azizi’nin evinde bulunması sebebiyle etrafındakilere emir verme, yasaklama, malî işlerin idaresi, devlet ve hükümet işlerinde yetkili kılıp ona yüksek bir makam verdik.
Sonra zindan… Ama bu da kralın şarapçısını tanımaya, daha sonra da bizzat kralla irtibat kurmaya sebep olmuştu. Hatta hükümdar Hz. Yusuf (a.s.)’a “Bugün senin bizim yanımızda önemli bir yerin vardır. Sen emin bir kimsesin” demişti. (Yusuf, 54). Hz. Yusuf (a.s.) da hükümdara “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Çünkü ben iyi muhafaza eden ve iyi bilen biriyim.” (Yusuf, 55) demişti.
“Mükemmel” olabilmek iki vasıfla, kudret (yetki) ve ilim yönüyle mümkündür. Hz. Yusuf (a.s.)’un kudret sıfatında mükemmel oluşuna şu ayetle işaret edilmişti: “Böylece biz Yusuf u yeryüzünde makam ve yetki sahibi kıldık.” (Yusuf, 56).
Hz. Yusuf (a.s.)’un ilim sıfatında mükemmel oluşuna ise şu ayetle işaret edilmişti: “O’na olayların ve rüyaların yorumunu öğrettik..”
“Te’vilü’l-ehâdis”, rüya tabiri, olayların gerçek yönünün bilinmesi, çeşitli mahlûkatın Allah’ın kudreti, hikmeti ve celaline delil olma şekilleri…
Daha sonra Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Allah bütün emirlerinde en üstündür.” (Yusuf, 21). Hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz. Dilediği şeye engel olunmaz. Murad ettiği bir şeyde kimse O’nunla çekişemez. Bir şeyi dilediği zaman o reddedilemez, engel olunamaz, muhalefet edilemez. Bilakis O daima en üstündür. O dilediğini mutlaka yapandır.
Nitekim Said b. Cübeyr şöyle diyor: “Fakat insanların çoğu O’nun mahlû-katı hakkındaki hikmetini, lütufta bulunuşunu ve dilediğini yaptığını bilmiyor, olayların sadece görünen kısmını alıyorlar. Yusuf (a.s.)’un kardeşleri de böyle zannetmişlerdi. Yusuf (a.s.) uzaklaştınlırsa babalarının rızasının yalnız kendilerine ait olacağını, sonra da salih bir topluluk olacaklarını sanmışlardı.”
“İnsanların çoğu bunu bilmezler” ifadesi insanların azının -meselâ Allah’ın dilediği şeyi mutlaka yapacağını bilen Hz. Yakup (a.s.) gibilerinin- gerçekleri bildiğine delildir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak kardeşlerinin kendisine yaptıkları kötülüğe ve bütün bu uğradığı sıkıntı ve zorluklara sabretmesi sebebiyle Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği mükâfatı beyan etti. Yüce Allah onu yeryüzünde yüksek bir mevki sahibi kılmıştı. Bu az önce işaret ettiğimiz kudret (yetki) sahibi olmasıydı. Rüşdüne ecrine de Allah ona “hüküm ve ilim” tabirleriyle ifade buyurduğu peygamberliği vermişti. Bu, ilim derecelerinin en üstünü idi. Şöyle buyuruyordu:
Yusuf rüşdüne erince yani cismî ve aklî kuvvetleri tamamlanınca O’na hüküm ve ilmi verdik. Yani bu sıkıntılara sabretmesi ve güzel amellerde sebat etmesinin karşılığı olarak bütün insanların arasından O’nu seçerek peygamberlik nimetini ona verdik.
Rüşdün tamamlanması 30 ile 40 yaşları arasındadır. Bir grup alim, 33 yaşında yahut 30 küsur yaşında demiş, Hasan-ı Basrî ise 40 yaşında demiştir. İk-rime ve bir grup, 35 yaşında olur demişlerdir.
“Biz güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.” Yani güzel amel işleyen kimselere bu şekilde bir mükâfat veririz.
Bu ayet Hz. Yusuf (a.s.)’un güzel amel işlediğine, Allah Tealâ’ya itaatle amel ettiğine ve Allah’ın kendisine verdiği hakimiyet ve yetki, ilim ve hikmetin, nübüvvet ve risaletin amelinde güzel bir davranış içinde olmasının, genç yaşında takva sahibi olmasının karşılığı olduğuna delildir. Zira “güzel amel sahibi” olmanın akılların safiyetine tesiri vardır, “kötü amel sahibi” olmanın da gönüllerin bulanmasına ve hadiselerin yanlış anlaşılmasına tesiri vardır. [1][24]