VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HİCR SURESİ 6. VE 15. AYET-İ KERİMELER
Müşriklerin Peygamberimiz (S.A.) Hakkındaki Bazı Sözleri Ve Bunlara Verilen Kesin Cevap
6- (Kâfirler) dediler ki: “Ey kendisine Kur’an indirilen! Sen mutlaka bir mecnunsun.
7- Eğer doğru söyliyen kişilerden olsaydın, bize melekleri getirmeliydin” dediler.
8- Biz melekleri ancak hak ile indiririz. İşte o zaman onlara mühlet verilmez.
9- Kur’an’ı biz indirdik, elbette onu biz koruyacağız.
10- Andolsun ki, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
11- Onlara bir peygamber gelince, hemen onunla alay ederlerdi.
12- İşte böylece biz onu mücrimlerin kalplerine sokarız.
13- Onlar buna (Kur’an’a) inanmazlar. Halbuki eskiden yaşamış kimselerin tabi oldukları ilâhî âdet bellidir.
14- Onlara gökten Jbir kapı açsak da, oradan yukarı çıksalar;
15- Yine de gözlerimiz perdelendi. Bilâkis biz büyülenmiş bir milletiz! derlerdi
Açıklaması
Allah Tealâ bu ayetlerde müşriklerin inkarcılıkları ve inatçılıklarından doğan bazı sözleri ve şüphelerini haber vermektedir: Müşrikler alaylı bir şekilde ve hafife alarak: Ey Kur’anın kendisine indiğini iddia eden kişi! Sen bizi sana uymaya ve babalarımızı üzerinde bulduğumuz inançları terketmeye davet ettiğine göre sen cinnet geçirmiş birisisin. Dolayısıyla senin davetini kabul etmeyiz.
Eğer iddia ettiğin şeyde doğru sözlü olsaydın, senin doğruluğuna ve getirdiğin kitabın gerçek olduğuna şahitlik eden, senin korkuttuğun hususlarda seni te’yid eden melekleri bize getirmeliydin değil mi? dediler.
Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmuştu: “(Kâfirler) kendisine bir melek indirilip de onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya! dediler.” (Furkan, 25/7).
Bir başka ayette de: “(Bir gün) bize kavuşacaklarını ummayanlar: Bize melekler indirilse veya Rabbimizi görsek ya! derler. Yemin olsun ki, onlar kendi kendilerine büyüklenmişler ve azgınlıkta çok ileri gitmişlerdir.” (Furkan, 251) buyurulmuştu.
Cenab-ı Hak, Hz. Musa (a.s.) hakkında Firavun’un söylediği şu sözü nakletti: “Ona (gökten) altın bilezikler atılsa veya beraberinde melekler gelip onu destekleseler ya!” (Zuhruf, 43/53).
Kâfirlerin ikinci sözüne karşılık Cenab-ı Hak şu ayetle cevap verdi: Biz melekleri ancak hak, hikmet ve bildiğimiz umumî menfaatlerle göndeririz. Peygamberin (s.a.) doğruluğu hususunda size şahit olacak ve sizin kendilerini göreceğiniz şekilde meleklerin size açıktan gelmesi hikmete uygun değildir. Çünkü o zaman siz mecburen tasdik eden insanlar olursunuz. Halbuki onlar sizin cinsinizden ve sizin şeklinizden ayrı olup bu durumda size karışıklık gelebilir. Çünkü her cinsin kendi cinsinden davetçisi vardır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Eğer peygamberi melek cinsinden gönderseydik onu (yine) insan şeklinde kılardık. Onları yine de düştükleri şüpheye düşürürdük.” (Enam, 6/9).
“İşte o zaman onlara hiç mühlet verilmez.” Yani biz melekleri indirmiş olsaydık bu helak etme ve azap için yapılan bir indirme olur, onlara gelecek azabı bir an bile geciktirmezdi. Çünkü bizim sünnetimiz, kanunumuz insanların teklif ettiği şekliyle bir mucize indirdiğimizde insanlar buna inanmazlarsa bu mucizenin peşinde helak edici bir azab göndermemizdir. Bu sebeple meleklerin indirilmesinde onlar için fayda değil mutlak bir azab vardır.
Bundan sonra Cenab-ı Hak kâfirlerin ilk sözlerine “Bu Kur’anı biz indirdik. Onun koruyucusu da şüphesiz ki biziz” ayetiyle cevap verdi.
Yani peygamberine zikri -Kur’anı- indiren Allah Tealâ’dır. Kur’anı değiştirme ve bozulmadan koruyan O’dur. Siz: O peygamber delidir! deyin. Biz de: Bu Kur’anı indiren ve onu koruyacak olan biziz, diyoruz. Bu Kur’anın özelliğidir. Çünkü Cenab-ı Hakkın bizzat kendisi bütün zaman boyunca onu muhafaza etme ve korumaya kefil olmuştur. Halbuki önceki kitapların rahibler ve din adamları tarafından korunmaları emredilmiş, onlar da bu kitaplarla oynamış, tahrif ve değişiklikler yapmışlardır. Hatta kitapların asıl nüshaları kaybolmuş ve zayi olmuş, asıllarının hiçbir izine rastlanılmamıştır.
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Şüphesiz biz içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı indirdik. Allah’a teslim olan peygamber yahudilere onunla hükmederlerdi. Rablerine samimi olarak kulluk edenler ve âlimler de Allah’ın kitabından kendilerinden korunması istenilenle hükmederlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna şahit idiler.” (Maide, 5/44).
Allah Tealâ daha sonra Kureyş kâfirlerinin bazılarının yalanlamaları hususunda Rasulünü (s.a.) teselli ederek şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki biz senden önceki ümmetlere, milletlere kabilelere, guruplara da peygamberler gönderdik. Fakat onlara bir peygamber gelir gelmez hemen onu yalanladılar onunla alay ettiler ve onun peygamberliğini inkâr ettiler.”
“Onlara bir peygamber gelince…” cümlesi geçmiş ümmetlerin durumunu hikâye etmektedir. Çünkü “ma” kelimesi müzari fiil üzerine gelince mutlaka hal manası ifade eder, mazi fiilden önce gelirse hale yakın bir mana ifade eder.
Daha sonra Yüce Allah inatçılık yapan ve hidayete tabi olmaktan yüzçevi-rip kibirlenen mücrimlerin kalplerine yalanlama hasletinin nüfuz ettiğini haber verdi. Zira geçmişteki mücrimlerin kalplerine sokulan bu çeşit yalanlama ve inkarcılığı yeni mücrimlerin kalplerine de sokarız.
“Onu mücrimlerin”, günahkârların “kalplerine sokarız” cümlesindeki (Onu=hû) zamiri şirke aittir. Bu zamirin zikre yani Kur’ana râci olması da mümkündür. Buna göre mana: Böylece biz günahkârların kalplerine Kur’an’ı sokarız. Onu yalanlanarak, alay edilerek, makbul olmaksızın, ona ebediyyen iman etmeyecekleri bir halde günahkârların kalbine sokarız.
“Halbuki eskiden yaşamış kimselerin tabi oldukları ilahî âdet bellidir” Yani geçmiş insanların zamanında takip edilen ilâhî âdet geçmişte bellidir. Bu ilâhî âdet, Allah’ın peygamberlerini yalanlayan herkesi helak edip yok etmesi, peygamberleri ve onlara tabi olanları dünya ve ahirette kurtuluşa erdirmesi-dir. Ya Muhammedi Senden önceki peygamberler kendilerini yalanlayan kavimleriyle yaptığı mücadelelerde senin için örnektirler. Diğer bir ifade ile: Biz yeni günahkârlara eski günahkâr kavimlere yaptığımız muameleyi yapacağız, peygamberlere ve müminlere yardım edeceğiz.
Cenab-ı Hak bundan sonra kâfirlerin son derece inatçı olduklarını ve inkarcılıklarının gönüllerinde yer ettiğini Hakk’a karşı böbürlendiklerini haber vererek şöyle buyurdu:
Bu inatçılara gökten bir kapı açsak oradan durmadan yukarı çıksalar yahut bu kapıdan melekler yukarı doğru çıksalar onlar yine bunu tasdik etmezlerdi. Bilâkis onlar: Gözlerimiz perdelendi, görmemiz engellendi bize öyle gösterildi, zihinlerimizdeki işler birbirine karıştı. Artık sadece hayal görür olduk. Büyülenmiş kişiler gibi Muhammed bizi ayetleriyle büyüledi, derler.
Bir başka ayette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed!) Sana kâğıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: Muhakkak ki bu apaçık bir sihirdir, derlerdi.” (En’am, 6/7).
Ayetin manası şöyledir: Müşriklerin inatçılığı o dereceye ulaşmıştır ki, onlar gerçekten göğe çıksalar ve görecekleri ulvî manzaraları görseler yine de: Bütün bunlar evham ve hayallerdir. Her hangi bir vesile ile Muhammed bizi büyüledi, derler.
Ayet-i kerimede dünya dışındaki fezada karanlığın bulunduğuna delil vardır. [1][2]