TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA RUM SURESİ 36. VE 40. AYET-İ KERİMELER
36- İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinip şıma-rırlar. İşledikleri günahlar yüzünden başlarına bir kötülük gelince de hemen ümitsizliğe kapılırlar.
Biz, insanlara lütufta bulunup nimetlerimizi tattırdığımız zaman, kendilerine sıhhat ve mallarına bereket verdiğimiz vakit onlar bununla sevinir ve şıma-nrlar.Şayet onlara, kendi yaptıkları kötü amellerden dolayı bir kıtlık, bir felaket ve bir hastalık gelecek olursa bu defa da onlar Allahtan ümitlerini keser kötümserliğe kapılırlar.
Mümin insan, herşeyin Allah tarafından geldiğine inandığı için ne kendisine verilen nimetlerle şımarır ne de kendisine gelen felaketler ve âfetler karşısında rabbinden ümidini keser.
Resulullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
“Şaşılır müminin işine, onun her işi hayırdır. Bu hal, müminden başka kimsede yoktur. Mümine sevindirici birşey isabet ettiğinde şükreder. Bu da onun için bir hayırdır. Mümine bir zarar dokunduğunda ise sabreder bu da onun için bir hayırdır.” [1][35]
37- Allanın, dilediğinin rızkını gcnilşcttiğini ve dilcdiğininkini de daralttığını görmezler mi? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir kavim için nice ibretler vardır.
Kendilerine nimet verilip bolluk içinde yaşayınca şımaran ve sıkıntıya düştükleri zaman da Allahtan ümit kesen bu insanlar, herşeyin Allahın elinde olduğunu, kullarından dilediğine bol rıziklar verip, dilediğinin nzkuıı daralttığını hiç görmediler mi? Şüphesiz ki Allahın, dilediği kuluna bol dilediğine de kıt rızık vermesinde, iman eden bir topluluk için, Allahın, herşeye kadir olduğunu gösteren deliller vardır. [2][36]
38- O halde akrabaya yoksula ve yolcuya hakkını ver. Allahın izasıni kazanmak isteyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ey Muhammed, sen, akrabana, ilgi gösterme ve yardım etme gibi haklarını ver. Miskine ve yolda kalmışlara da, Allahın, kendileri için farz kıldığı haklarını ver. Bunlara haklarını vermek, Allahın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. İşte kutuluşa eren veAllah katında istediklerine erişebilecek olanlar bunlardır. [3][37]
39- İnsanların malları arasında çoğalması için verdiğiniz faiz, Allah nezdinde artmaz. Fakat Allahın rızasını dileyerek verdiğiniz zekat böyle değildir. İşte onlar, sevaplarını kat kat artıranların ta kendileridir.
Bu âyet-i kerime iki şekilde izah edilmiştir. İzah şekillerinden birinde, haranı olan faizi yiyen ve faizcilik yaparak mallarının artacağını sananların malları dünyada artsa bile Allah katında artmayacağı, buna mukabil Allah rızası için zekat verenlerin mallarının artacağı açıklamaları yapılmıştır.
Taberi’nin de katıldığı ikinci bir izah şeklinde ise bu âyet-i kerimenin faizi kasdetmediği, insanların birbirlerine, bir karşılık beklemeyerek mal ve para hediye etmelerini kasdettiği söylenmiş ve şu şekillerde açıklamalar yapılmıştır:
Burada beyan edilmek istenen şey, bir kısım insanların, diğerlerine, Allah nzası için değil daha fazla mal alabilmek için hediye vermeleridir. Kendisine mal verdiği kişiden ilerde daha fazla birşeyler alabilmek için hediye vermeleridir. Kendisine mal verdiği kişiden ilerde daha fazla birşeyler alabilmek için hediye verenlerin bu davranışları mubah olsa da Allah katında herhangi bir sevabı yoktur. Zira bunlar mallarını Allah rızası için değil ilerde daha fazla birşeyler elde etmek için vermişlerdir. Abdullah b. Abbas, Said b. Cübeyr, Mücahid, İbrahim en-Nehaî, Tâvûs, Katade ve Dehhak bu görüştedirler.
Âmir ise bu âyetten maksadın, kişinin başkasına, kendisine hizmet etmesi için, ileride faydalı olması için, hediye olarak mal vennesidir. Bu kişi malını dünya menfaatları karşılığında verip Allah rızası için vermediğinden onun verdiği bu malın, Allah katında hiçbir sevabı yoktur.
Abdullah b. Abbas ve İbrahim en-Nehaî’den nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu âyetten maksat, bir insanın başkasına, Allah rızası için değil onun sermayesini artırmak veya malını çoğaltmak için, hediye olarak mal vermesidir. Böyle bir kişi, Allah katından sevap bekleyemez. [4][38]
40- Sizi yaratan sonra rızıklandıran sonra öldüren ve sonra da diriltecek olan Allahtır. Ona koştuğunuz ortaklarınız içidc, bunlardan herhangi birini yapabilecek biri var mı? Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
Allah teala bu âyet-i kerimede, kendisine ortak koşan müşrikleri kınıyor ve onlara, kendilerini yaratanın, rızıklandıranm, ömürleri bitince de Öldürecek olanın ve âhirette hesap vermeleri için tekrar diriltecek olanın ancak Allah olduğunu bildiriyor ve onlara, Allaha ortak koştukları şeylerin, bunları yapmaktan âciz olduklarını haber veriyor. Böylece akıllarını başlarına alıp rablerinİ birlesinler. [5][39]