sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SEBE SURESİ 11. VE 15. AYET-İ KERİMELER

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SEBE SURESİ 11. VE 15. AYET-İ KERİMELER
Haziran 27, 2026 09:56
10
A+
A-

11- Davud’a: “Geniş zırhlar imal et. Dokumasını ölçülü ve sağ­lam yap.” diye variyettik. Davud’a ve ailesine şöyle dedik: “Salih amellerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görüyorum.”

Katade diyor ki: “Zırhları ilk defa halkalar şeklinde yapan Hz. Da­vut’tur. Ondan önce zırhlar teneke şeklinde oluyordu.”

Allah teala âyet-i kerimede, Hz. Davud’a zırhın nasıl dokunacağını öğre­terek halkaları birbirine denk yapmasını veya halkaları birbirine bağlayan çivi­lerin halkalarla mütenasip olmalarını emretmektedir. Âyet-i kerimenin sonunda, Hz. Davud’a ve ailesine salih ameller işlemeleri ve Allaha itaat etmeleri emredi­liyor. Böylece Hz. Davud’a bu nimetlerin veriliş gayesi beyan edilmiş oluyor. [1][14]

 

12- Rüzgarı da Süleyman’ın emrine verdik. O rüzgar estiğinde, sa­bahleyin bir aylık yol alır, akşamleyin de bir aylık yol alırdı. Süleyman için erimiş bakırı, kaynağından su akar gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun emrinde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden çıktıysa ona, alev alev yanan ateşin azabını tattıracağız.

Allah teala bundan Önceki âyetlerde Hz. Davud’a verdiği nimetleri zik­retmiş bu ve bundan sonra gelen âyetlerde ise Hz. Davud’un oğlu Süleyman’a, lütfuyla vermiş olduğu nimetleri zikretmiştir. Bunlardan biri, rüzgarın, onun emrine amfide kılınmasıdır. Hz. Süleyman bir gün içinde, rüzgardan istifade ederek iki aylık bir yola gidebiliyordu.

Hasan-ı Basrî diyor ki: “Hz. Süleyman sabahtan öğleye kadar rüzgarla “İstahr” şehrine gider öğleden sonra da “Kâbil”e vanrmış.”

Hz. Davud’a verilen nimetlerden biri de, bakır madeninin onun için su gi­bi akıtılmasıdir. Katade. bu maden eritme ocağının Yemen’de olduğunu söyle­miştir.

Hz. Süleyman’a verilen nimetlerden biri de, cinlerden bir kısmının, Alla-hın emretmesiyle onun emrinde çalışmalarıdır. Hz. Süleyman’ın emrine verilen cinlerin, onun emrine itaat etmedikleri takdirde, Allahın emrine karşı gelmiş olacaklarından, cehenneme atılacakları beyan edilmektedir. [2][15]

 

13- Cinler, Süleyman’ın istediği gibi saraylar, heykeller, havuzlar ka­dar büyük çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, AHahın nimetlerine şürketmek için çalışın. Kullarımdan hakkıyla şükreden pek az­dır.

Allah leala bu âyet-i kerimede, Hz. Süleyman’ın emrine verilen cinlerin yaptıkları işlerden bir kısmım zikretmektedir. Cinler, Hz. Süleyman için güzel binalar yapıyorlardı. Bu binalar Mücahid’e göre köşk gibi binalardı.

Dehhak ve İbn-i Zeyd’e göre, meskenler, Katade’ye göre ise mabcdlerdir. Aynca cinler, Uz. Süleyman için bakırdan veya topraktan yahut camlardan hey­keller yapıyorlardı. [3][16]

Cinler, Hz. Süleyman için havuzlar kadar büyük çanaklar ve yerimlen kaldırılamayacak kadar büyük sabit kazanlar yapariarmış. Bu da Hz. Davud ai­lesinin ordusunun ve etrafının çok kalabalık olduğunu göstermektedir.

Allah teala bu âyetin sonunda da Hz. Davud’un ailesine hitabederek ver­diği nimetlere karşılık kendisine şürketmesini emretmektedir. Fakat ne yazık ki kulların pek azı rablerinin verdiği nimetlere karşı hakkıyla şükrctmcmektedirler. [4][17]

 

14- Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, öldüğünü cinlere ancak asasını yiyen bir haşere gösterdi. Süleyman yere düşünce, cinlerin durumu anlaşıldı kî, eğer onlar gaybı bilmiş olsalardı, öyle küçük düşüren bir azap içinde kalıp durmazlardı.

Allah teala bu âyet-i celilede, Hz. Süleyman’ın nasıl vefat ettiğini, gaybı bildiklerini iddia eden cinlerin, onun Öldüğünü bilemediklerini bu nedenle Sü­leyman’ın kendilerine vermiş olduğu ağır vazifeleri, Süleyman’ın değneğini ha­şereler yeyip onun yere düşmesine kadar yerine getirdiklerini beyan ediyor, Böylece cinlerin gaybı bilmediklerini bizlere haber veriyor.

Hz. Süleyman vefat etmeden Önce asasına dayanır bir halde duruyormuş vefat edince yere düşmemiş böylece bir müddet ayakta durmuştur. Nihayet ağaç kurtları, dayandığı değneği,ycmiş ve âsâ zayıflayarak kendisini taşımaz olmuş ve Süleyman’ın cesedi yere düşmüştür. Böylece cinler onun öldüğünü anla­mışlar ve yaptıkları işi bırakarak dağılmışlar, gaybı bildiklerini iddia eden cinle-1 rin yalan söyledikleri de ortaya çıkmıştır. [5][18]

 

15- Şüphesiz ki Scbc1 kavminin oturduğu yerde büyük bir delil vardı. Scbc’lilerin oturduğu yerler, sağından ve solundan iki bahçeyle çevriliydi. Onlara: “Rabbinizin nzıklarından yeyin de ona şükredin. İşte hoş bir memleket ve bağışlayan bir rab.” denilmişti.

Âyet-i kerimede, Sebe’ kavminin kıssası zikredilmektedir. Bir kişi Peygamber efendimize gelip:

“Ey Allahın Resulü, Sebc’ nedir? O bir yer midir yoksa bir kadın mıdır?” diye sormuş, Resuullah (s.a.v.) de:”O, ne bir yer ne ile bir kadındır. Sebc1 Arap-larda bir adamın ismidir. Onun on çocuğu olmuştur. On çocuğundan altısı Yemen’de yerleşmiş dördü.de Şam’da yerleşmiştir. Şam’da yerleşenler: Lalı, Cü­zam, Gassan ve Âmile’dir. Yemen’de yerleşenler ise: Ezd, Eş’arî, Himyer, Muz-hee, Enmar ve Kinde’dir.” buyurmuştur.

Yine bir adam: “Ey Allahın Resulü, “Enmar” nedir?” diye sormuş, Resu-lullah: “Has’em ve Becile kabilelerinin mensup oldukları atalardır.” buyurmuş­tur. [6][19]

Peygamber efendimizin de beyan ettiği gibi, Sebe’ aslında Yemen’de ya­şayan insanlar ve oranın idarecileridir. Hz. Süleyman’ın, tabtıyla birlikte huzu­runa getirttiği Seba Melikesi Belkıs da onlardan biriydi. Bu kavim, memleketle­rinde bol nimetler içerisinde yaşıyor ve geniş arazilere sahip bulunuyorlardı. Al­lah leala onlara Peygamberler göndermiş verdiği nimetlere karşı kendisine şük-retmeferini istemiştir. Bunlar bu halleriyle Allahın dilediği kadar yaşamışlar sonra kendilerine emredilenlerden yüzçevirmişlerdir. Bunun üzerine Allah onla­ra Seller’i musallat ederek ülkelerini mahvetmiş ve onları çeşitli ülkelere dağıt­mıştır. Bundan sonra gelen âyetler bu hususu açıklığa kavuşturmaktadır.

Allah teala bu âyet-i kerimede, Sebe’ halkının yaşadığı ülkenin, Allahın varlığını ve kudretini gösteren bir alamet olduğunu, bu nimetleri kendilerine ve­renin ise ancak rableri okluğunu zikretmiş ve bu ülkenin sağında solumla bağ ve bahçelerin bulunduğunu bildirmiştir.

Katade diyor ki: “Sebe’lilerin memleketinde iki dağın arasında bağ ve bahçeler bulunuyordu. Öyİe ki bir kadın başında taşıdığı sele ile bu bahçelerde yürüdüğünde elini sürmeden selesi meyvelerle doluyordu. Sebe’ halkı azınca Allah onlara “Cürz” denen bir hayvanı (köstebeği) musallat etti. Hayvan, dağlar arasındaki barajı deldi onlan su bastı. Sonunda onlara ılgın ve biraz da sedir ağacından başka bir şey kalmadı.” [7][20]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.